CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE HİKÂYE (1923-1940) - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE HİKÂYE (1923-1940)

SINIFLAR > LİSE 3 > LİSE-3 / 2. ÜNİTE: HİKÂYE


CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE HİKÂYE (1923-1940)

*Millî Edebiyat sanatçılarının da eser vermeye devam ettiği Cumhuriyet Dönemi'nin ilk yıllarında daha çok, gözlemci gerçekçiliğe dayalı hikâyeler yazılmıştır.  
*Bu dönemde bazı sanatçılar hikâyelerinde toplumsal konuları, Cumhuriyet devrimlerini, yeni kurum ve değerleri ele alırken bazıları da bireyin iç dünyasını esas alan hikâyeler yazmıştır.  

*Bu yıllarda, tanınmış hikâye örnekleri şunlardır:
Reşat Nuri Güntekin: Leyla ile Mecnun
Fahri Celalettin Göktulga: Telak-ı Selase
Ercüment Ekrem Talu: Teravihten Sahura
Nahid Sırrı Örik: Eski Resimler
Sadri Ertem: Bacayı İndir Bacayı Kaldır
Memduh Şevket Esendal: Otlakçı, Pazarlık
Sabahattin Ali: Ses, Kamyon
Sait Faik Abasıyanık: Son Kuşlar, Lüzumsuz Adam  

*1923-1940 yılları arasında başlıca öykü yazarları olarak yer alan yazarlarımızın ele aldıkları konulara göz atıldığında gözleme dayalı gerçekçiliğin gittikçe geliştiği görülüyor.  
*Öykünün ayrı bir tür olduğu görüşünün ortaya konmasıyla birlikte sanatın toplum üzerinde bir işlevi olması gerektiği düşüncesinin de egemen olmaya başladığı dikkati çekiyor.  
*Bu düşüncenin yanı sıra yalnızca öyküler yazmayı gerçekçilik için yeterli gören yazarlar da göze çarpıyor.
*Öykü yazma yönteminde ise, bir yandan klasik öykü yazma yöntemi gelişirken, öte yandan Sait Faik'le başlayan "giriş, gelişme, sonuç" bölümü olmayan durum öykülerinin yaygınlaşmaya başlaması öykü yazma yönteminde yapılan değişikte ilk adımlar olarak önem taşıyor.


EK BİLGİ:

Erken Cumhuriyet Öyküsü: Atatürk Dönemi
*Erken cumhuriyet öyküsü, Atatürk ve İnönü dönemlerinin tek partili siyasi hayatının sosyo-politik arka planında gelişen bir öyküdür.
*Atatürk dönemi edebiyatının öykü ve roman türünde eser veren ilk yazarları, aynı zamanda cumhuriyet öncesi kuşaktan gelen isimlerdir.  
*Ele alınan temalar da bu yüzden II. Meşrutiyet dönemi temalarının devamı niteliğindedir.  
*Anadolu’ya açılmanın giderek yaygınlaşan bir tema olarak yer alması da II. Meşrutiyet kuşağının birikimleri ile mümkün olabilmiştir.

İnkılabın yanında yer alan yazarlar:
*Atatürk döneminde devlet tarafından da desteklenen bir edebi çizgiyi temsil eden yazarların bir kısmı daha savaş devam ederken Anadolu’ya geçmiş, kalemiyle bu sürece katılmış, bir kısmı da zaferden sonra Atatürk’ün çağrısı ile Anadolu’ya geçmiş isimlerdir.  
*Dönemin öykülerinde elde edilen zaferin, her gün yeni bir kurumu oluşan ve yepyeni esaslar üzerine bina edilen cumhuriyetin coşkusu hâkimdir.  
*İnkılapların yanında duran öykücüler, büyük oranda II. Meşrutiyetle başlayan I. Dünya savaşı yıllarında derinleşen milli-vatani çizgiden gelirler.  
*Milli edebiyatın coşkulu ve epik sanatçıları kalemlerini yeni kurulan cumhuriyet için kullanmaya başlamıştır.  
*Cumhuriyetle birlikte halkçı, milliyetçi ve cumhuriyetçi bir tavırla yeni atılımları desteklerler.  
*Kökleri milli edebiyata giden halka doğru yönelimi, cumhuriyetle başkentin Ankara olması ve Anadolu’nun artık Türk yazarları için sürgünle gidilen bir yer değil, yaşanılan yer olması sosyal sorunların edebiyatın gündemine taşınmasında etkili olur.  
*Ama bu Anadolucu tavır, toplumcuların ezen-ezilen karşıtlığına dayanan eleştirisine varamadan; kısa sürede ya suya sabuna dokunmayan bir aydın günah çıkarmasıyla ya da romantik bir taşra güzellemesiyle amacından saptırılır.
*Bu dönemde öykü, hemen hepsi cumhuriyet öncesinde yazmaya başlamış Halide Edip, Yakup Kadri ve Reşat Nuri gibi birkaç büyük ustanın etrafında şekillenir.
*Bunların eserleri hem bu döneme ait sosyal bir malzeme bolluğu içerir hem de diğer genç öykücüleri etkiler.


Vakit çevresindeki sosyal gerçekçiler:
*1930’ların başlarında İstanbul merkezli Vakit gazetesi çevresinde toplanmış bir grup yazar ve onlara öykünen başkaları, resmi ideolojiye uyumlu halkçı ve köycü bir öykünün yolunu açar.  
*Sadri Ertem, Kenan Hulusi, Bekir Sıtkı, Refik Ahmet ve Mehmet Asım gibi isimlerden oluşan bu yazarlar, edebiyatta toplumsal ve ekonomik meseleleri ele alan bir tavrı savunurlar.
*1929 Buhranı, 1930 kuraklığı gibi sebeplerle bütün dünya edebiyatında köycü söylemin arttığı 1930’lar, Türkiye’de de kırsal bölgelere ilginin attığı bir dönem olur.  
*Çoğu İstanbul doğumlu pek çok yazar, Atatürk’ün söylevleri ile işaret ettiği hedefi takip ederek birtakım köy romanları yazarlar.
*Ancak bunların büyük bir kısmı, yavan realizmi ve inandırıcılıktan uzak olay örgüsü ile belli bir düzeyi aşamazlar.
*Köy özelinde taşra, 1950 öncesinde -Sabahattin Ali gibi onu yakından tanımış birkaç yazar hariç- ancak İstanbul’un yetiştirdiği yazarların politik, egzotik ve etnografik ilgisi ile gündeme gelebilir.  
*Onların eserlerinde anlatıcı ve asli kişi çoğunlukla kentlidir.
*Öte yandan Türk edebiyatının bu dönemindeki köycü tutumunu iki gruba ayırmak mümkündür.  
*Birinci ve en geniş grup, egemen ideolojiye destek verenlerdir.  
*Köy meselelerini ilhamını Cumhuriyetin prensiplerinden ve halkçılıktan alan bir çeşit memleket edebiyatıdır bu.  
*1925-40 arasında aydınlar ve sanatçılar yönetim tarafından ideolojik olarak kontrol altında tutulur.
*Kemalizm sınırlarının içinde kalmak, dönemin ana karakteristiğidir.  
*İkinci grup ise Türkiye dışındaki ideolojik kaynaklardan beslenen muhalif sol yazarlardan oluşur.  
*Yönetici kadro ile zaman zaman ters düşmek pahasına da olsa bu yazarlar eserleri ile toplumsal düzeni sorgular ve ondaki çarpıklıklara dikkat çekerler.  
*Kentlerde yeni yeni oluşmaya başlayan işçiler ve taşrada yerel güçler ve devletçe horlanan köylüler onların ideolojik edebiyatlarının odağındadır.


Devam eden Batıcı-Bireyci çizgi:
*Batıcı-Bireyci çizgi, öykülerinde herhangi bir ideolojik eğilimden ziyade birey etrafında gelişen temaları işleyen kalemlerden oluşur.  
*Bunların çoğu, cumhuriyet devrinde hala eser vermeye devam eden eski garpçılardır.  
*Samipaşazade Sezai’nin hikâye ile hâtıra arası eseri İclâl (1923) ve Halit Ziya’nın eserleri bunlar arasında sayılabilir.  
*Cumhuriyet öncesi garpçı ve liberal çizginin süreği olan isimlere yeni dönemde yeni kalemler de eklenir. (Refik Halit Karay, Mahmut Yesari, Fikret Adil, Salih Zeki Aktay)

Erken cumhuriyet melodramı:
*Dönemin öykücülüğünde temas edilmesi gereken bir başka grup da erken cumhuriyetin popüler aşk anlatısı yazarlarıdır.  
*Çoğunlukla roman ve daha az miktarda da öykü türünde yazan bu kalemler, genelde ekonomik sebeplerle melodram türünü tercih etmişlerdir.  
*Tanzimat’la başlayan çeviri literatürünün en sevilen ve okunan Kamelyalı Kadın, Pol ve Virjini gibi örneklerinin izinde başlayan bu tarz, çokça okunduğu için, bir dönemin gençlerinin kadın-erkek ilişkisi, flört, evlenme gibi konulara bakışında etkili olur.
*Çoğu Edebiyat-ı Cedide ve Milli Edebiyat senelerinde popüler aşk anlatısı kaleme almış yazarlar, cumhuriyet devrinde estetiği biraz geri plana atarak bu türde yazmayı sürdürmüşlerdir. (Hüseyin Cahit, Niçin Aldatırlarmış?; Mehmet Rauf, Aşk Kadını, Gözlerin Aşkı, Eski Aşk Geceleri; Safveti Ziya, Silinmiş Çehreler Beliren Simalar; Peyami Safa, Aşk Oyunları, Siyah Beyaz Hikâyeler ve Süngülerin Gölgesinde, Ateşböcekleri)
*Bu tarzda yazan öykücülerinin çoğu Mauppassant tarzı kurguyu kullanırlar.  
*Ancak hiçbiri de bu çizginin zirveleri olan Ömer Seyfettin - Halit Ziya - Refik Halit üçlüsünü aşamazlar.

*Öyküde başka bir kurguya ve anlatım tekniği zenginliğine geçmek için İnönü dönemini ve Memduh Şevket ve Sait Faik’in Çehov tarzı durum öykücülüğünü beklemek gerekecektir.  



DETAY:

*1923-1940 yılları arasında öykü kitaplarını yayımlayan yazarlar:
Reşat Nuri Güntekin, Fahri Celalettin Göktulga, Ercüment Ekrem Talu, Nahit Sırrı Örik, Sadri Ertem, Sabahattin Ali, Bekir Sıtkı Kunt, Kenan Hulusi Koray, Sait Faik Abasıyanık, Osman Cemal Kaygılı, Mahmut Yesari, Ahmet Naim

(Reşat Nuri Güntekin)
*Hilede Edip, Yakup Kadri, Reşat Nuri Güntekin gibi ünlü yazarlar arasından öykü kitaplarını dönemin ilk yıllarında yayımlayan Reşat Nuri Güntekin olmuştur. (Tanrı Misafiri, Sönmüş Yıldızlar, Leyla ile Mecnun, Olağan İşler)
*Romanlarında Anadolu ile ilgili sorunlara genişçe yer veren yazar, öykülerinde daha çok evlilikle ilgili konuları ele almış, bunun yanı sıra, meslek sahibi kadınların durumu, modern yaşayışın yanlış anlaşılması, dinin kötüye kullanılması, çocukların ve gençlerin eğitimi, geçim sıkıntısı ... gibi konulara değinmiştir.
*Öykülerin dikkat çeken bir yanı, genellikle karşılıklı konuşmalarla düzenlenmiş olmasıdır.  
*Hepsi İstanbul'da geçen öykülerinde yer yer duygusallık ağır bastığı gibi yer yer gülmece de yer alır.

(Fahri Celalettin Göktulga)
*Öykünün romandan ayrı bir tür olduğunu savunun Fahri Celalettin Göktulga, öykülerini Telak-ı Selase, Kına Gecesi, Eldebir Mustafendi ve Avur Zavur Kahvesi adlarını taşıyan dört kitapta toplamıştır.
*Öykülerinde daha çok, zaman zaman eleştiri niteliği taşıyan toplumsal konuları ele alan yazarın psikolojik konulu öyküleri de vardır.  
*Toplumsal konular olarak en çok üzerinde durdukları, ahlakın bozulması, boş inanışlar, yoksulluk, Meşrutiyet Döneminde halk-devlet ilişkileridir.  
*Düşmana İpucu Veren Eşşekler, Kore'deki Çocuklarımız, Çanakkale'deki Keloğlan adlarını taşıyan üç öyküsü de konularını Kurtuluş Savaşı, Kore Savaşı ve Çanakkale Savaşı'ndaki kahramanlıklardan almıştır.
*Psikolojik konulu öykülerinde de insanın değişik psikolojik durumlarını yansıtır.  
*Konuların ayrıntılı bir biçimde ele alan Göktulga'nın okuyucuya vermek istediğini son sayfaya saklaması, öykülerine okunduğunda pay çıkarılacak öykü niteliği kazandırır.

(Ercüment Ekrem Talu)
*Romanlarında olduğu gibi, öykülerinde de toplumsal konulara ağırlık veren Ercüment Ekrem öykülerini, Tevarihten Sahura, Kız Ali, Gün Doğmayınca, Meşhedinin Hikayeleri adlarını taşıyan dört kitapta toplamıştır.  
*Toplumsal konulara ağırlık veren yazar, daha çok aileyle ilgili değişik konulara yer verilmiştir.  
*Üzerinde durduğu bir başka konu da toplumun bilgisizliğidir.  
*Sayıları az olan bireysel konulu öykülerinde değişik karakterde kişilerle, kurnazlık, cimrilik, aşk, dostluk gibi bireyin yaşamında önem taşıyan değişik duygu ve tutumları yansıtmıştır.  
*Kimi öykülerinde ise ilgi çekici anılarını buluruz.  
*Öykülerinde de gülmeceye yer veren Ercüment Ekrem, öykülerini yazdığı yıllarda okuyucu bulmuş bir yazardır.

(Nahit Sırrı Örik)
*Nahit Sırrı, bu yılların yazarları arasında uzun öyküleri ile dikkatli çeker.  
*İlk uzun öyküsü, romanlarından önce yayımlanan Kırmızı ve Siyah'tır.  
*Onu izleyerek üç uzun öyküsünün yer aldığı Sanatkarlar ile iki uzun öyküsünün yer aldığı Eski Resimler yayımlanır.
*Yazarın dikkati çeken öyküleri geçmiş zamanı canlandıranlardır.  
*Bu öykülerinde oldukça geriye giden yazar, eski zaman yaşayışını, eski töreleri ve insanları, Tanzimat'tan beri süregelen "kibar tabaka"daki maddi ve manevi çöküşü verir.  
*Öykülerinde konu aldığı dönemin insanlarını yaşatmış, olayları tarih yazarlığındaki nesnellikle vermiştir.

(Sadri Ertem)
*Roman yazarları arasında, 1950'den sonra gelişen gerçekçiliğe öncülük eden bir yazar olarak yer alan Sadri Ertem, öykülerinde de gerçeği vermiştir.  
*Ancak ilk öykülerinde, gözlemlediği gerçek yerine kendi gerçeğini vermiştir.  
*İlk öykü kitabı olan Silindir Şapka Giyen Köylü'de bu öyküleri bir araya toplanmıştır.  
*Öykülerinde, köylüyü sömüren ağaların ve şeyhlerin egemenliğini eleştiren tutumunu ortaya koyduğu gibi; aşırı Batı hayranlığının ve Batı öykünmeciliğinin gittikçe yayılmasına karşı çıkışını da dile getirmiştir.
*Ayrıca işçi-patron ilişkilerine de yer vermeye başlamıştır.
*İlk öykü kitabını izleyerek yayımlanan Bacayı İndir Bacayı Kaldır, Korku, Bay Virgül, Bir Şehrin Ruhu adlarını taşıyan kitaplarındaki öykülerinde de hemen hemen aynı temaları daha genişleterek ele alınmıştır.  
*Kimi öykülerinde ise, katıldığı I. Dünya Savaşı ile ilgili anıları yer alır.  
*Sadri Ertem öyküleriyle Cumhuriyet dönemi devrimlerini benimseyen ve benimsetmeye çalışan bir yazar görünümündedir.  
*Giderek öyküleriyle bir sanat ürünü verme amacı, yazarı güdümlü öykü yazmaktan kurtarmıştır.
*Öykülerinde belli bir tezi aktarmak yerine canlı kişiler oluşturarak yaşanan hayatı sergilediği görülür.

(Sabahattin Ali)
*Roman yazarları arasına üç romanıyla katılan Sabahattin Ali'nin çok sayıda öyküleri beş kitapta bir araya toplanmıştır.  
*Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk adlarını taşıyan öykü kitaplarında toplumsal konulu olanlar ağırlıktadır.  
*Bu öyküleri arasında köy ve köylünün sorunlarıyla ilgili olanları, Türk köyünü, köylüsünü sistemli bir biçimde inceleyen ilk öyküler olma özelliğini taşırlar.  
*Ayrıca öykülerinde, işçilerin çalışma koşulları, sosyal güvencelerinin olmayışı, ücretlerinin düşüklüğü, patron-işçi ilişkileri işlenir.  
*Birkaç öyküsünde de gözlemlerine dayanarak cezaevlerinin ve orada yatanların durumuna değinir.
*Toplum gerçeklerini açık olarak yansıtan Sabahattin Ali, ilk öykülerinde romantik, duygusal bir aşkı konu almıştır.  
*Ancak giderek aşk da toplumsal çerçeve içinde somut ve gerçek bir olguya dönüşmüştür.  
*İnsanları seven bir yazar olarak bütün öykülerinde insan sevgisi, acıma ve arkadaşlık duygusu işlenir.
*Öykülerinde işlediği konulara uygun olarak toplumun değişik kesimlerinden seçtiği kişiler iç dünyalarıyla birlikte verilir.

*Bekir Sıtkı Kunt, Kenan Hulusi ve Sait Faik bu yıllarında daha çok küçük öykü yazan yazarlardır.

(Bekir Sıtkı Kunt)
*Bekir Sıtkı Kunt ağırlığı küçük öyküye veren bir yazarımızdır.  
*Öykülerini Memleket Hikâyeleri, Talkımla Salkım, Yataklı Vagon Yolcusu, Ayrı Dünya adlarını taşıyan dört kitapta toplayan yazarın ilk öyküleri gerçekçi Anadolu öyküleridir.  
*Daha sonra konularını, İstanbul yaşayışından, günlük gülmece olaylarından aldığı öyküler yazmıştır.
*Öykü yazarlığını, gözlem gücüyle, gerçeği en ince ayrıntılarına değinerek yansıttığı öyküleriyle geliştiren yazar, 1940'lı yıllarda uzun öyküye geçmiştir.
*Bu öykülerinde yaşananı olduğu gibi vermeye çalıştığı gerçekçiliğiyle büyük kentlerle ilgili konulara yönelmiştir.  
*Öykü yazma yöntemi bakımından bir yenilik getirmemekle birlikte, ele aldığı konular, olaylar ve seçtiği kişilerle gerçekçi öykü anlayışının gelişmesine hizmet etmiştir.

(Kenan Hulusi Koray)
Yedi Meşale topluluğunun öykü yazarı olarak tanınan Kenan Hulusi, öykülerini Bir Yudum Su, Bahar Hikâyeleri, Son Öpüş, Bir Otelde Yedi Kişi adlı dört kitapta toplamıştır.  
*İlk öykülerinin konularını düş gücünden alan Kenan Hulusi, giderek iki grupta toplanabilen toplumsal ve psikolojik konulu öyküler yazmaya başlamıştır.  
*Toplumsal konulu öykülerinde, toplum içinde her gün rastlanabilecek olaylar, köylünün dertleri, bilgisizlik gibi konulara değinmiştir. Öykülerinin konuları, kendi gözlemleriyle birlikte, anlatılan olaylara dayanır. *Psikolojik konulu öykülerinde insanlardaki değişik duyguları yansıtmıştır.  
*Öykü kuruluşunda alışılmış, birbirine bağlı olaylar dizisini benimsemiş, ele aldığı konudan çok anlatış biçimine önem vermiştir.  
*Özellikle ilk öykülerinde şiirsel düzyazıyı anımsatan bir anlatımla karşılaşırız.

(Sait Faik Abasıyanık)
*Sait Faik, bu yılların öykü yazarları arasında öykü sayısının çokluğu, konu çeşitliliği, öykü yazma yönteminde yaptığı değişikle dikkati çeker.  
*Sayısı yüz elliyi aşan öykülerinin, konusu çoğunlukla kısa bir süre içinde gördüğü, kişiler, olaylar olduğundan, öykülerinde alışılagelen giriş-gelişme-sonuç bölümleri bulunmaz.  
*Bu özellikleriyle bir durum öyküsü niteliği taşıyan öyküleriyle klasik yöntemden ayrılmıştır.
*Ele aldığı konuları, insan ve toplum, insan ve doğa, psikolojik konular olarak üç grupta toplayabiliriz.
*İnsan ve toplumu konu aldığı öykülerinde, genel olarak, toplumun herhangi bir olaya ya da insana karşı gösterdiği tepki, sınıf ayrılıklarının ortaya çıkardığı sakıncalar, işveren-işçi ilişkileri, toplumun düşkünlere karşı ilgisizliği, varsılların, yoksulları kullanışları gibi, içinde yaşadığı toplumun sorunlarını dile getirmiştir.
*En çok üzerinde durduğu konu ekonomik dengesizliktir.  
*İnsan ve doğayı konu edindiği öykülerinde insanın doğayla mücadelesi ve doğaya verdiği zarar üzerinde durmuştur.  
*Psikolojik konulu öykülerinde de de dostluk, insan sevgisi, başta olmak üzere aşkı, özlem, yalnızlık gibi, değişik konular işlemiştir.  
*Hayaller üzerine kurulan kimi öyküleri de bir ölçüde gerçeğe dayalıdır. Çünkü onu hayal kurmaya yönelten genellikle gündelik yaşayışında rastladığı insanlardır.  
*Sait Faik'in dikkati çeken bir başka yönü de öyküsündeki kişilerle, kendisindeki insan sevgisini okuyucularına da aktarmasıdır.  
*Sanat kaygısından uzak bir dille yazması ise öykülerini okuyucuya sevdiren önemli öğelerden biridir.
*Cumhuriyet dönemi öykü yazarları arasında, kendi çizgisinde gelişen bir yazar olarak tanınan Sait Faik'in öyküleri Semaver/Sarnıç; Şahmerdan/Lüzumsuz Adam; Mahalle Kahvesi/Havada Bulut; Kumpanya/Kayıp Aranıyor; Havuzbaşı/Son Kuşlar; Alemdağ'da Var Bir Yılan/Az Şekerli/Şimdi Sevişme Vakti; Tüneldeki Çocuk/Mahkeme Kapısı adlarını taşıyan kitaplarda bir araya toplanmıştır.  
*Medar-ı Maişet Motoru adlı bir romanı vardır.

*Bu yılların öykü yazarları arasında, Osman Cemal Kaygılı, Mahmut Yesari ve Ahmet Naim'e de yer vermek gerekir.

(Osman Cemal Kaygılı)
*Osman Cemal Kaygılı, 1919’dan ölümüne dek çoğu dergi ve gazetelerin sayfalarında kalmış 150’ye yakın öykü yayımlamıştır.  
*Altın Babası, Bir Kış Gecesi, Çingene Kavgası, Eşkıya Güzeli, Gonce'nin İntiharı ve Sandalım Geliyor Varda adlarını taşıyan kitaplarda toplanan öykülerinde İstanbul’un kenar mahallelerini zengin bir gözlem ve canlı bir dil ile anlatır.  
*Tıpkı Gürpınar gibi gazetecilikten gelme yazarlarda bulunan bir röportaj gerçekçiliği, öykülerinin zengin bir folklorik malzeme ve dil barındırmasına rağmen plansız ve dağınık olmasına sebep olur.
*Sanat kaygısı taşımadan, doğup, büyüdüğü çevreleri dile getiren, seçtiği konular, kişiler ve kullandığı dille halk öyküsüne yaklaşan bir yazarımızdır.

(Mahmut Yesari)
*Öyküleri tek kitabı Yakacık Mektupları'nda toplanan Mahmut Yesari, toplumsal konularla birlikte duygusallığın ön plana geçtiği, daha çok, hastalığı nedeniyle yakından tanıdığı veremli hastaların acılarını, sevinçlerini duygusal bir gerçekçilikle yansıtan yazar olarak görülür.

(Ahmet Naim)
Mahmut Yesari gibi, öykülerini Kuduz Düğünü adlı tek kitapta toplayan Ahmet Naim ilk olarak Zonguldak'ta çalışan kömür işçilerinin yaşayışlarını dile getiren öyküleriyle tanınmıştır.  
*Kömür ocaklarında geçen öykülerde, işçilerin para kazanmak için çektikleri sıkıntıları, sırasında yaşamlarını yitirmeleri, boş inanışları yüzünden başlarına gelenler, bunların yanında devlet memurlarının bitmeyen çileleri üzerinde durmuştur.

Alıntı Yapılan Kaynaklar:

Doç. Dr. Ömer SOLAK / Cumhuriyet Dönemi Türk Öyküsü 1923-2000

Prof. Dr. Olcay ÖNERTOY / Cumhuriyet Döneminde Öykü

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön