CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE HİKÂYE (1940-1960) - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE HİKÂYE (1940-1960)

SINIFLAR > LİSE 3 > LİSE-3 / 2. ÜNİTE: HİKÂYE


    
CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE HİKÂYE (1940-1960)

*Cumhuriyet Dönemi’nin 1940-1960 yılları arasında bireyin iç dünyasını esas alan, toplumcu gerçekçi, modernist, millî ve dinî duyarlılıkları yansıtan hikâyeler yazılmıştır.  
*Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra bireyin iç dünyasını esas alan hikâyeler yazmışlardır.  
*Kemal Tahir, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Samim Kocagöz, Fakir Baykurt, Haldun Taner, Talip Apaydın gibi toplumcu gerçekçi yazarlar; hikâyelerinde köy ve köylünün sorunları, toprak kavgaları, köyden kente göç gibi toplumsal konuları ele almışlardır.  
*Nezihe Meriç, Yusuf Atılgan, Ferit Edgü modernist çizgide hikâyeler vermişlerdir.  
*Hüseyin Nihal Atsız, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Sevinç Çokum millî ve dinî duyarlılıkları yansıtan hikâyeler yazmışlardır.

*Bu yıllarda, tanınmış hikâye örnekleri şunlardır:
Ahmet Hamdi Tanpınar: Abdullah Efendi’nin Rüyaları, Yaz Yağmuru
Kemal Bilbaşar: Cevizli Bahçe
Orhan Kemal: Ekmek Kavgası, Çamaşırcının Kızı
Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı): Merhaba Akdeniz
Samim Kocagöz: Telli Kavak, Koca Öküzün Ölümü
Kemal Tahir: Göl İnsanları
Yaşar Kemal: Sarı Sıcak
Haldun Taner: Yaşasın Demokrasi
Ziya Osman Saba: Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi
Sabahattin Kudret Aksal: Gazoz Ağacı
Muzaffer Buyrukçu: Katran
İlhan Tarus: Köle Hanı
Tarık Buğra: Oğlumuz  
Fakir Baykurt: Efendilik Savaşı
Nezihe Meriç: Bozbulanık


*1940-1950 yılları arasında ele aldıkları konulara bir göz attığımızda konu çeşitlenmesinin arttığını görüyoruz.  
*Yer yer eleştiriler yapılmakla birlikte daha çok gözleme dayanan gerçekçiliğin yeğlenmesi sürüyor. *Romanlarda olduğu gibi, öykülerde de Anadolu'ya, halkın yaşayışına eğilme ağırlık kazanmaya başlıyor.
*Ayrıca “Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Anadolu'nun durumu, İkinci Dünya Savaşı'nın toplumumuzda yarattığı ahlak çöküntüsü ve çeşitli olumsuzluklar, deniz” ele alınan konular olarak görünüyor.  
*Öykülerin dikkati çeken bir yanı da kişilerin ön planda tutulması oluyor.  
*Yazarlar bireye ağırlık vermeye başlıyor.

*1950-60 yılları öykü yazarları için bir genelleme yaparsak önce bu yılların yazarlarının da gerçekçilik çizgisinden ayrılmadıkları dikkati çeker.  
*Toplumsal konular olarak, romanlardaki küçük memurların, işçilerin, köylülerin ve köyün sorunları, kasaba yaşayışı ile kenar semtlerdeki yaşayış, buralarda yaşayan halkın sorunları ağırlık kazanmıştır.
*Toplumsal konuları ön planda tutan yazarların yanı sıra, bireyi hareket noktası alan, kişinin değişik psikolojik durumlarını yansıtan öyküler yazan ilk yazarlarımıza da bu yıllarda rastlarız.  
*Ziya Osman Saba'da gördüğümüz anı öyküleri yazma bir yenilik olarak kabul edilebilir.  
*İnsanları, çevreyi ve yaşamın kendi kendisini değerlendirmesinde ise Sait Faik etkisinin başladığı göze çarpar.  
*Bu yıllarda en çok dikkati çeken, öykünün bir yazın türü olarak değerlendirilişindeki gelişmedir.



EK BİLGİ:

Erken Cumhuriyet öyküsü: İnönü Dönemi
*Bu dönem Atatürk’ün ölümünün hemen ardından toplanan CHP kurultayında İsmet İnönü’nün milli şef ilan edilmesiyle başlar.  
*İnönü, 1939’da başlayıp 1945’e kadar devam eden II. Dünya Harbi senelerinde otoriter bir yönetim sergiler.  
*Bu yıllar, siyasal çoğulculuğun bastırıldığı yıllardır.  
*Atatürklü yılların dinamizmi de durağanlaşmaya başlamıştır.  
*Ayrıca Atatürk’ün birleştirici kişiliği sebebiyle hissedilmeyen siyasi ayrılıklar da bu dönemde berraklaşmaya başlamıştır.  
*Aydınlar üzerinde baskı uygulayan hükümet, bir yandan da kentte ve kırsal kesimde topyekûn bir kalkınma hedefi güder.  
*Bu amaçla 1940’larda zamanın maarif vekili Hasan Ali Yücel’in öncülüğünde köylüleri eğitmek için, kentlileri eğitmek için de Tercüme Bürosu açılır.  
*Köy Enstitüleri, ilerleyen yıllarda pek çok yazar ve kültür adamı yetişecektir.
*Tercüme Bürosu ise batı edebiyatının bütün temel eserlerini Türkçeye kazandıracaktır.

Bireyci çizginin Çehov tarzına evirilmesi:
*Atatürk döneminde Refik Halit ve Fikret Adil gibi yazarların temsil ettiği bireyci eğilim, 40’larda Esendal ve Sait Faik gibi isimlerle devam eder.  
*Keza Halikarnas Balıkçısı, Ege kıyılarını anlatan öyküleriyle bireyci çizgiye kendine özgü bir yol açar.  
*Bu yazarlarda yüzeye yansıyan bir ideoloji yoktur.  
*Sadece hayatı doğru yerinden yakalama endişesi vardır.  
*Bazen basit bir hareket, bir jest, bir ima veya durumdan öykü çıkarırlar.  
*Okurken öykünün sonu tahmin edilemediğinden merak daima uyanık kalır.  
*Öykü bittikten sonra okurda kalan tortu, anlatılan anı veya durumu ölümsüzleştirir.

Sosyal gerçekçiliğin Kırk Kuşağı sosyalist realizmine evirilmesi:
*Dünya Savaşı’nın ağır siyasal ve ekonomik koşullarında Nazım Hikmet gibi öncü toplumcuları örnek alan genç yazarlar, o yıllarda Sovyetlerden bütün dünyaya yayılan sosyalist realizmin tesiriyle öyküye yepyeni bir istikamet verirler.  
*Nazım Hikmet'in ana hatlarını ortaya koyduğu bu toplumcu damar; Sabahattin Ali, Suat Derviş, Orhan Kemal, Kemal Bilbaşar, Samim Kocagöz, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Hasan İzzettin Dinamo gibi isimlerle anılır.  
*Yusuf Ahıskalı, İlhan Tarus, Naim Tirali, Muzaffer Buyrukçu ve İhsan Devrim gibileri de bunlara eklenebilir.
*Sosyalist gerçekçilik, edebi eserlerde halka örnek olacak toplumsal hassasiyetli kahramanlar, olaylar ve durumlar kurgulayan bir anlatı ister.  
*Şehirde işçiler, kırsalda köylülerin sorunlarını ve meşakkatli hayatını anlatmayı önceleyen bu akım, çok geçmeden Kırk Kuşağı toplumcularının elinde Türkiye gerçeklerine uyarlanır.
*Nitekim bu toplumcu çizgi, 50’lerde Enstitülü yazarların köycü edebiyatı ile birleşerek Varlık, Yeditepe ve daha sonra Yeni Ufuklar gibi dergilerde 60’lara kadar devam eder.  
*Bu yazarlarla taşraya açılan öykü, kasabaya da yönelmiş, küçük kasabalardaki yaşayış, yerli halk- memur ilişkileri eleştirel bir dille işlenmeye başlanmıştır.  
*Bu dönemde Türk öyküsü, çağdaşı Avrupa öykücülüğünün aksine daha iyimserdir.  
*Ama yokluk ve yoksulluk öyküye yansır.

Kültürel milliyetçi çizgi:
*Cumhuriyet Türkiye’sinin erken dönemlerinde Türk muhafazakârlığını iki grupta toplamak mümkündür.
*Bunlardan ilki, Anadolu kökenli din adamlarından gelen keskin taşra muhafazakârlığıdır.  
*Nitekim cumhuriyet devrimlerinin potansiyel direnç noktaları olarak görülen bu kişiler, çok geçmeden tasfiye edileceklerdir.  
*İkinci tip muhafazakârlık ise Kemalizm ile kesin bir şekilde çatışmaya girmekten kaçınan ve Osmanlı geçmişine ve onun payitahtı olan İstanbul’a özel bir kültürel anlam yükleyen münevverlerden oluşan merkez muhafazakârlığıdır.  
*Kendilerine -Baltacıoglu gibi- ananeci diyen bu grup, Kemalist kadronun inkılaplarına açıktan muhalefet etmemiş, sadece eserlerinde örtük bir protesto içinde olmayı tercih etmiştir.  
*Eserlerinin ana ekseni ise daima doğu-batı çatışması etrafında dönmüştür.
*Yahya Kemal, Abdülhak Şinasi Hisar, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mithat Cemal Kuntay, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Safiye Erol, Cahit Uçuk, Samet Ağaoğlu, Necip Fazıl, Feridun Osman Menteşoğlu, Reşat Ekrem Koçu gibi isimler az veya çok böylesi bir muhafazakârlığı dillendiren kalemlerdir.

Milli romantizme evirilen Türkçü çizgi:
*Milli romantizm, ideolojik planda II. Meşrutiyetten sonra Osmanlıcılıktan çıkıp Türkçü tezlere yaklaşan bir ideolojiye dönüşür.  
*Rusya'dan gelen Azeri ve Tatarların Turancılığı, Türk aydının Osmanlı perspektifini aşamayan bakış açısına Asya coğrafyasını sokunca, milli romantizmin ufku da genişlemiştir.  
*Bu tarz edebiyatın bir diğer vasfı da sözlü anlatı geleneğinin Ebu Müslim, Battal Gazi, Zaloğlu Rüstem ve Köroğlu hikâyelerinden bolca yararlanmasıdır.  
*Milleti meydana getirdiği düşünülen köklere romantik bir özcülük ve yüceltme ile bakan milli romantik yazarlar tarihten, coğrafyadan ve sözlü kültürden kalabalıklara millet vasfı veren değerler devşirirler.
*Aslında ananevi Türk anlatı sanatlarının batılı serüven romancılığı ile birleşmesinden oluşan milli romantik gelenek, daha cumhuriyetin ilk yıllarında önemli bir okur kitlesi yaratmayı başarır.  
*Bir edebi tarzdan çok; bir basın metaı olan bu eserler çoklukla şiir, tarihi roman ve tarihi öykü türlerinde yazılırlar.
*Şukufe Nihal, Halide Nusret, Baki Süha Ediboğlu, Enver Naci Gökşen, Mekki Sait Esen, İlhan Engin gibi yazarlar, milli romantik edebiyatın şiir ve öykü türünde eserler veren kalemleridir.

Popüler öykü çizgisi:
*Tek parti döneminin popüler edebiyatının öykü türündeki hâkim manzarası, melodram öykücülüğüdür.
*Müfide Ferit Tek, Burhan Cahit Morkaya, Esat Mahmut Karakurt, Muazzez Tahsin Berkant, Mükerrem Kamil Su, Güzide Sabri Aygün, Kerime Nadir Azrak gibi popüler aşk anlatıları yazarları yalnız, hülyalı ve mazbut kadınları melodrama dayalı bir olay örgüsü içinde anlatırlar.  
*Çok satar, kolay okunur roman ve öyküler yazarlar.  
*Apolitik temalarıyla, her biri çağdaş birer masal kahramanı gibi duran idealize genç kızları ve genç erkekleri ile dönemin gençlerine birer ideal vermek isterler.  
*En nezih ve en ideal haliyle duyarlı, romantik ve edilgen kadın kahramanların güçsüzlüklerini, duygusallıklarını anlatırlar.
*Cumhuriyetin ilk dönemlerinde öykücülerin büyük bir kısmı erkektir.  
*Bundan dolayı Türk kadının kimliği ve duyarlılıklarının öyküye yansıyabildiği söylenemez.  
*Bu yüzden bu devrin öykülerinde ev içlerine, bununla ilişkili, küçük detaylara pek yer verilmemiş; bunlar daha çok kadınlıkla ilgili bulunmuştur.  
*Kadın tipleri gerçekte olduğu gibi değil de; uysal, sevecen, fedakâr ve ev merkezli düşünülmüş; bu da kadın öykü kişilerinde psikolojik bir derinleşmeye gidilmesini engellemiştir.  
*İncelikli ruhsal çözümlemelerle psikolojik gerçekliğe uyan kadınlardan ziyade; kadınları Tanzimat’tan bu yana süre gelen şablonlarda kurgulamışlardır: Yuva yıkan kötü kadın, sokağa çıktığı için iffeti kuşkulu kadın veya bir iffet-i mücesseme olan kadın…

Batı medeniyetine eklemlenme projesi olarak Mavi Anadolu:
*Bu edebi çizginin kökleri II. Meşrutiyet senelerinde Tevfik Fikret’in teşviki ile Yahya Kemal ve Yakup Kadri’nin giriştikleri Akdeniz havza medeniyeti ve nev-yunanilik çizgisine gider.  
*Bu çizgi cumhuriyet döneminde Mustafa Seyit Sutüven’in Antik Helen kültürünü günümüze taşımak isteyen şiirleri ile temsil edilir.  
*Daha çok roman ve öyküde tebarüz eden Mavi Anadoluculuk akımı ise 1940’lı yıllarda İslam öncesi Anadolu tarihi ve mitolojisini Helenizm’in elinden kurtarmayı amaçlayan bir tavırdır.
*Kültürde sanatta batı kaynaklarından yararlanmayı aslında onların Anadolu kaynaklı olduğu gibi bir haklılığa bağlayan akım, dönemin sanatçılarına edebiyat ve sanatta Anadolu’nun mitolojik mirasından yararlanmayı önerir.  
*Asya göçerliği ve Şamanizm motifleri ile Anadolu uygarlıklarını birleştirmek isteyen, dini taassubu pagan çoğulculuğuyla dengelemeye çalışan bu anlayış bir dönem Halikarnas Balıkçısı, Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu gibi sanatçılar arasında tutulmuştur.

Gazete kökenli mizahi öykü çizgisi:
*Türk öyküsünde mizahi çizginin temelleri halk edebiyatının ve divan edebiyatının mizahi türlerine; Tanzimat ve meşrutiyet edebiyatının mizah dergilerine kadar uzanır.  
*Cumhuriyetin erken senelerinde ise mizahi öykücülük Yusuf Ziya Ortaç, Cemil Cahit Cem, Burhan Felek, İbrahim Alaaddin Gövsa ve Orhan Seyfi Orhon gibi kalemlerin verimleri ile devam eder.  
*Ancak bu mizah, geçmişi eleştiren ve yeni dönemi savunan bir mizahtır.  
*Osmanlının artık mazi olmuş hayatı ve tipleri hicvedilirken cumhuriyet değerleri olumlanır.  
*İnönü ve DP dönemlerine gelindiğinde ise Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Orhan Kemal ve Bedii Faik gibi kalemler, aktüel politikayı mizah malzemesi yapmaya tekrar dönerler.

Çok Partili Hayat: Bunalımcı Melankolizm
*II. Dünya savaşı, 1945’te müttefikler lehine sonuçlanıp demokratik siyaset dünyada yükselişe geçince İsmet İnönü de çok partili hayatın önünü açmak ister.  
*1946’da kurulan Demokrat Parti’nin 1950 seçimlerini kazanmasıyla tek parti dönemi geride kalır.  
*Savaş koşullarının taşrada biriktirdiği tepki, çoğunluğu Batı Anadolu eşrafına dayanan DP’yi başarıya ulaştırmıştır.  
*Taşra muhafazakârlığını yoğun bir anti-komünist söylem ile birleştiren bu hareket, taşra kökenli politikaların da cumhuriyet tarihindeki ilk galibiyetidir.
*Türk öyküsünde 1950-80 arası pek çok farklı öykü damarına bölünür.  
*Bunlar Elli Kuşağı’nın bunalımcı öyküsü, 60’lardan sonra yükselmeye başlayan siyasal gerginliklerin etkisindeki toplumcu öykü, her ikisinin ara kesitindeki sosyo-psikolojik öykü, köy enstitüsü kökenli yazarların köycü damarı, muhafazakâr ve kültürel milliyetçi damar ve gazeteci kökenli yazarların apolitik ve liberal mizahi çizgisi bunların öne çıkanlarıdır.

50 Kuşağının varoluşçu bunalımı:
*II. Dünya Savaşı’nın oluşturduğu büyük yıkımın gölgesi, 50’lerden itibaren bütün dünya edebiyatlarının üzerine düşer.  
*Edebiyattaki bu kötümserlik Sartre’da Varoluşçuluk ve Camus’de de absürt kavramı etrafında Fransa’dan bütün dünyaya yayılır.  
*Böylece bireyin iç dünyasına eğilme ve vakadan ziyade onun içsel karmaşasını anlatma, 20. yüzyıl anlatısının temel görevi olur.  
*Kapitalist dünyanın göz kamaştıran şehirlerinde yaşayan insanın kontrolü kaybetmesi ve giderek suskunlaşması ve modern hayatla arasındaki gerilimi anlatmak esastır artık.
*Kısa zamanda bu etkinin dalgaları Türkiye’nin sahillerine de vurur.  
*Türkiye gerçi büyük savaşa girmemiştir ama baskıcı bir siyasi atmosfer her yerdedir.  
*DP halkın desteğiyle elit ve bürokrat CHP’den iktidarı devralmıştır; ama çok geçmeden kendisi de muhalifleri sıkı takibe uğratan, tutuklatan sürgün eden bir otoriterizme sürüklenmiştir.  
*Kısa zamanda bu kötümserlik, şiirde İkinci Yeni, öyküde ise Elli Kuşağını ortaya çıkarır.  
*Her ikisi de Türk edebiyatındaki ilk modernist çıkıştır.  
*Varoluşçuluktan, Sürrealizmden ve savaş sonrası geç avangart akımlardan beslenmişlerdir.  
*Köyü, taşrayı değil şehri mekân seçip, buraların bunalan insanını anlatırlar.  
*Dil ve anlatımı bozan bir deneysellikle baskıcı yönetime, ideolojik gerginliklere ve yapay ilişkilere karşı bir tepki edebiyatı kurarlar.  
*Joyce, Beckett, Faulkner, Kafka ve Camus gibi geç modern batılı yazarların izinden giderek kapalı, soyut ve çağrışımlara açık bir dille yazarlar.
*Elli Kuşağı denilince önce 1952’de çıkmaya başlayan Mavi dergisini anmak gerekir.  
*Bu dergi, Attila İlhan onu sosyalist ve Kemalist bir dergiye dönüştürmeden önce modernizme açılan kanalların ilk buluştuğu yerdir.  
*1956’dan itibaren de sonradan 50 Kuşağını oluşturacak isimler, Kemal Özer’in “A dergisi”nde toplanırlar.
*Bu kuşak, toplumcuların realizmden de Enstitülü şematizmden de hoşlanmaz.  
*Onlar için aslolan dış gerçeklik değil, iç gerçeklik; yani bireyin iç dünyasıdır.  
*Bireyin psikolojisinin içinde gezinmek ve bunu da oldukça imgeli, soyut ve deneysel bir dille yapmak isterler.  
*Kapitalist dünyanın yabancılaştırdığı ve varoluşsal sorunlarla bir başına bıraktığı bireyi anlatırlar.  
*Ama onların da bir açmazı vardır. Böylesi bir öykü, elit ve donanımlı bir okur gerektirir.
*Öte yandan 1950-54 arası Sait Faik yıllarıdır.  
*Kuşağın edebi hazırlayıcısı vakanın önemini ve önceliğini bir kenara bırakıp sıradan insanın yaşamına sokulan öyküleriyle, şiirsel diliyle, çizdiği portrelerle ve yoğun atmosferiyle Sait Faik’tir.  
*50 Kuşağı yazarları, Sait Faik’in öncülüğünde sosyal gerçekliğe hem de köy edebiyatına mesafeli bir bireycilikle yazmışlardır.  
*Sait Faik’in açtığı yeni ve verimli kapıdan giren Vüsat O. Bener, Sevim Burak, Leyla Erbil, Adnan Özyalçıner, Demir Özlü, Erdal Öz, Orhan Duru, Feyyaz Kayacan, Tahsin Yücel ve Özcan Ergüder gibi isimler, yenilikçi ve deneysel öyküleriyle yeni bir çığır açarlar.

Elli Kuşağı içinde kadın duyarlılığı:
*50’li yılların bir başka özelliği önemli bir kadın yazar neslinin ortaya çıkmasıdır.
*Bu yazarlarla kadın, ilk kez içeriden ve derinliğine anlatılmak imkânı bulur.  
*Nezihe Meriç, Tomris Uyar, Leyla Erbil, Saadet Timur, Sevgi Soysal ve Aysel Alpsal gibi Elli Kuşağı içinden yazarlar gelenek, cinsellik ve din gibi kabullerden sıyrılan yeni bir söylemi öyküye taşırlar.  
*50 kuşağına biraz uzak da olsa Mübeccel İzmirli, yine anılan çizgide bir yazardır.  
*Bu yazarlar öykü dilleri, temaları ve karakterleriyle kadın kimliğine yepyeni bir bakış getirirler.  
*Türk öyküsü onlarla kendilerine önerilen rolleri kabul etmeyen kadınlarla tanışır.  
*O güne kadar biraz da alaycı bir ifadeyle kadın yazarların üslubunu ifade etmek için kullanılan “kadınca duyarlık” klişesi artık ters yüz edilmiştir.



DETAY:

*1940'lı yıllara gelindiğinde bu yılların roman yazarlarının öykü kitaplarını da yayımladıkları görülüyor.
*1940-1950 yılları arasında öykü kitaplarını yayımlayan yazarlar:
Umran Nazif Yiğiter, Memduh Şevket Esendal, Halikarnas Balıkçısı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Bilbaşar, Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Cevdet Kudret, Kemal Tahir, Yaşar Kemal

(Umran Nazif Yiğiter)
*İlk öykülerinden başlayarak sürekli bir gelişme içinde olan Umran Nazif Yiğiter'in öyküleri, Kara Kasketli Amele, İçimizden Biri, Yaşamak İçin, Tepedeki Ev, Gar Saati, Aşk Üçgeni adlarını taşıyan altı kitapta toplanmıştır.  
*Yazar önce, öykülerinde küçük kasabalardaki memurların, işçilerin, yaşayışlarını, olaylar ve o olayları yaşayan kişilerle yansıtmıştır.  
*Giderek günlük yaşayışı bırakıp, okuyucuyu heyecanlandıracak olaylara ve toplumda sivrilmiş kişilere yöneldiği görülür.  
*Daha sonra, gözleme dayanarak yazmaya başladığı öykülerinde toplum düzenindeki aksaklıkları ele almıştır.  
*Bu öykülerinde daha çok II. Dünya Savaşı'nın yol açtığı ahlak çöküntüsü, toplum düzenindeki aksaklıkların bireyin yaşayışını etkileyişi, eleştirel bir gerçekçilikle verilmiştir.  
*Toplumsal gerçekçiliğin gittikçe geliştiği öykülerinde Anadolu'da görevi nedeniyle dolaştığı sırada gözlemlediği olaylar ya da kişilere dayalı konularda yazmaya başlamıştır.  
*Daha çok Orta Anadolu ve Karadeniz Bölgesi, bu yörenin küçük kasabalarındaki yaşayışı, yerli halkının, görevle gelen memurları, aralarındaki ilişkileri buluruz.  
*Yiğiter'in öykülerindeki kişiler arasında en çok sevdiği, sahiplendiği, çektikleri sıkıntıya karşın görevini yerine getiren, namuslu, içinde bulunduğu koşullar güçlenmesine karşın Anadolu'dan ayrılmayanlardır.
*Kimi öykülerinde de 1950'den önceki bürokratik yönetimin katılığını ironili bir anlatımla ortaya koymuştur.  
*Onu gerçeğin katılığından kurtaran zaman zaman anılarına sığınmasıdır.

(Memduh Şevket Esendal)
*Memduh Şevket Esendal, öykülerinde güçlü gözlemciliği ile birlikte, toplum yaşayışımızdaki aksaklıklara değinişi ile dikkat çeker.  
*Günlük yaşamı dile getirdiği öykülerinin yanı sıra, kadınları ilgilendiren sorunlara, ekonomideki tutarsızlıkların aile yaşayışını etkileyişine Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Anadolu'nun durumuna; Anadolu'ya giden memurların yaptıkları yolsuzluklara, yeni kurulan Türkiye'nin koşullarına uyum sağlamaya değindiği öyküler yazmıştır.  
*Gözleme dayanan öykülerinde olaylara iyimserlikle yaklaşarak okuyucuyu rahatlatma yolunu seçen Esendal, temiz dili ve güçlü anlatımıyla da okuyucunun dikkatini çekmiştir.  
*Kendinden sonra gelen yazarlar üzerinde, Sait Faik'le öykü yazma yöntemi yönünden etkili olmuş bir yazarımızdır.  
*Onun öykülerinde de "giriş-gelişme-sonuç" düzenini pek bulamayız.  
*Memduh Şevket'in bu yılların yazarları arasında dikkati çeken bir başka yanı da çok sayıda takma ad kullanmasıdır.  
*"M.Ş., M.Ş.E., Mustafa Memduh, Mustafa Yalınhat, M. Oğulcuk, İstemenoğlu" onun takma adlarıdır.
*Çok sayıda öyküleri önce Hikayeler I ve II adı altında iki kitapta toplanmıştır.  
*Daha sonra, “Otlakçı, Mendil Altında, Sahan Külbastısı, İhtiyar Çilingir, Hava Parası, Bizim Nesibe, Kelepir” öykülerinin toplandığı kitaplardır.

(Halikarnas Balıkçısı)
*Romandan önce öykü yazmaya başlayıp, sonra ikisini birlikte yürüten Halikarnas Balıkçısı, öykülerinde de denizden ve deniz insanlarından söz eder.  
*Romanlarında olduğu gibi öykülerinin konularını da Ege ve Akdeniz yöresinden almıştır.
*Balıkçı, denizle ilgili öykülerinde, balıkçıların denize olan bağlılıkları, deniz sevgisinin üstünlüğü, deniz insanlarının varlıklı olanlarca sömürülüşü, denize duyulan özlem... gibi konuları işlemiştir.
*Öykülerinde kara insanlarıyla ilgili konulara da yer veren yazar, yoksul halkın sömürülmesi, köy ağalarının baskısı, baskıya karşı çıkış, köylünün bilgisizliği, köylü kızların törelere başkaldırışı, boş inanışlar gibi genelde köy romanı yazarlarının eğildikleri konuları ele almıştır.  
*Kimi öykülerinde de yalnızca doğayı anlatır.  
*Öykülerinde, konulara bağlı olarak, çok sayıda, deniz ve kara insanıyla tanışırız.  
*Roman yazma yönteminde olduğu gibi, öykü yazma yöntemine de önem vermeyen yazarın sanatta coşkuyu seçmesi onu şairleştirmiştir.
*Öykülerini “Ege Kıyalarından, Merhaba Akdeniz, Ege'nin Dili, Yaşasın Deniz, Gülen Ada ve Ege'den” adlı kitaplarında bir araya getirmiştir.

(Ahmet Hamdi Tanpınar)
*Değişik gerçekçilik anlayışıyla dikkati çeken Ahmet Hamdi Tanpınar, öykülerini Abdullah Efendi'nin Rüyaları ve Yaz Yağmuru adlı iki kitapta toplamıştır.  
*Kişilerin ön planda tutulduğu öykülerinin başkişilerinde kendi iç dünyasını yansıtmış, genelde kişilerin ruhsal çöküntüsünü, yaşamın gerçeklerinden çok iç benliklerine sığınışlarını sergilemiştir.  
*Düşünceye sık sık yer veren yazar, genellikle yaşadığı ıstırapları, umutlarını, özleyişlerini ve aşklarını dile getirmiştir.  
*Öykülerinde de zamana yer veren Tanpınar, geçmişle içinde bulunulan zamanı bilinç-bilinçaltı çatışması biçiminde vermiştir.

(Peyami Safa)
*Peyami Safa, daha mütareke yıllarında yazdığı ilk yazılarında kuvvetli bir polemikçi olacağını gösterir.  
*İlk kitabı Bu Kitabı Okumayın! iki formalık bir öykü kitabıdır.  
*Ardından Bir Mekteplinin Hatıratı, Gençliğimiz, Siyah Beyaz Hikâyeler, İstanbul Hikâyeleri, Aşk Oyunları, Süngülerin Gölgesinde ve Ateş Böcekleri adlı kitapları gelir.  
*Bunlar milletin geçmiş asırlarından ve muhteşem mazisinden ilham alan öykülerle doludur.  
*Bir kısmı da peş peşe gelen harp felâketlerinin ezdiği bir cemiyeti bireyi merkeze alan bir tavırla ve Maupassant tarzı bir kurguyla anlatır.  
*Öykülerde en çok işlenen konu ahlaki çöküntü, milli ve manevi duyarlılıklar ve kadın-erkek ilişkileridir.
*Öykülerinde daima -tıpkı romanlarında olduğu gibi- doğulu ve batılı değerler arasında kalmış İstanbullu gençleri anlatan yazar, aslında cumhuriyet dönemi okuruna kendince bir sentez sunmak ister.

(Kemal Bilbaşar)
*Kemal Bilbaşar, ilk öykülerinde, özellikle Anadolu kasaba halkının yaşayışını dile getirmesiyle tanınmıştır.
"Anadolu'dan Hikâyeler" adlı kitabında bir araya getirdiği bu öykülerinde arada kent yaşamından örnekler de görülmekle birlikte, kasaba yaşayışının ağır bastığı görülür.  
*Konularını Karadeniz yöresinden aldığı öykülerinin kimilerinde sorunlarla ilgili eleştirel bir tutum görülürken kimilerinde de yöre halkının günlük yaşayışı sergilenir.
*Karadeniz'den Ege yöresine geçen yazar, bu öykülerinde II. Dünya Savaşı'nın getirdiği ahlak çöküntüsünü, savaş zenginlerine karşı, küçük memurların gittikçe güçleşen yaşam koşulları altında ezilişlerini, orta halli insanların yaşayışlarını anlatır.  
*Kimi öykülerinde de Söke Ovasında pamuk ekiminin köylünün yaşayışında oluşturduğu gelişmeyi ele alan yazar bu öykülerini Cevizli Bahçe, Pazarlık ve Pembe Kurt'ta bir araya toplamıştır.  
*Daha sonra köy ve kentle ilgili çeşitli konuları, sorunları ele aldığı öykülerini “Üç Buutlu Hikâyeler”de bir araya getirmiştir.
*Halkın yaşayışı ve sorunlarıyla birlikte inanışlarına, törelerine de yer veren Kemal Bilbaşar, yer yer gülmeceyi denemekle birlikte toplumsal ve eleştirel gerçekçilikten ayrılmamıştır.

(Orhan Kemal)
*Öykü ve roman yazarlığını bir arada sürdüren bir yazarımız da Orhan Kemal'dir.
*Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de ekmek parası peşinde koşanların yaşayışı, kendi yaşantısından yansımalar olarak sergilenir.  
*İlk öykülerinde Çukurova'ya inen tarım ve fabrika işçilerine, onların kentlerin kenar semtlerindeki yaşayışlarına eğilmiştir.  
*Günlük ekmek paralarını güçlükle çıkarabilen, daha yoksul olmamak için çalışan bu insanların yaşamlarını sürdürdükleri ortam olarak, gecekondu bölgeleri, İstanbul'un yoksul semtleri, fabrikalar, tutukevleri, cezaevleri seçilmiştir.
*Tutukevleri ve cezaevlerinin öykümüze girmesi Orhan Kemal'le başlamıştır denebilir.  
*Üzerinde durduğu bir başka konu da kadınların ve çocukların durumudur.
*Genellikle değişik iş yerlerinde çalışan ya da ekmek parası kazanmak için kötü yola düşen genç kız ve kadınların, çocukluklarını yaşayamayarak, çalışan, eve ekmek götüren çocukların sorunlarına değinir.
*Öykü yazma yönteminde bir değişiklik yapmamakla birlikte izlenimci-gerçekçi öykülerin güzel örneklerini veren bir yazarımızdır.  
*Öyküleri; “Ekmek Kavgası, Sarhoşlar, Çamaşırcının Kızı, 72. Koğuş, Grev, Arka Sokak, Kardeş Payı, Önce Ekmek, Babil Kulesi, Dünyada Hanlı Vardı, Küçükler ve Büyükler” kitaplarında bir araya toplanmıştır.

(Samim Kocagöz)
*Öykü yazmada kurgu ve konuya önem veren Samim Kocagöz, ilk öykülerinden başlayarak gerçekçiliği benimsemiştir.  
*Öykülerini topladığı ilk kitabı Telli Kavak'taki hikâyelerin çoğunluğu Söke Ovası'nda, Menderes Vadisi'nin dağ ve ova köylerinde geçer.  
*Gözlemlerine dayanan öykülerinde Menderes kıyılarında pamuk, tütün tarlalarında geçimlerini sağlayabilmek için çalışan köylülerin yaşantıları, değişik sorunlarıyla birlikte verilmiştir.  
*Öykülerinin kimilerinde ise dağ köylerindeki yaşayış sergilenir.  
*Dağ köylerinde oturup mevsimine göre zeytin toplamaya ya da pamuk tarlalarında çalışmaya inen Tahtacı ve Türkmenlerin yaşayışları yazınımıza Samim Kocagöz'le girmiştir.  
*Kimi öykülerinde de toprak yasasının uygulanmayışının köylüyü etkileyişini ele alan Kocagöz, giderek toplum içinde bireyi anlatan bir gerçekçiliğe yönelmiştir.  
Öykülerinde dikkati çeken bir nokta da kişilerin çevrelerine, törelerine bağlı yaşayışlarını doğayla iç içe vermesidir.
*Telli Kavak'ı izleyerek yayımladığı, “Sığınak, Sam Amca, Cihan Şoförü, Ahmet'in Kuzuları, Yolun Üstündeki Kaya, Yağmurdaki Kız, Alandaki Delikanlı” öykülerini bir araya topladığı kitaplarıdır.



*Cevdet Kudret, Kemal Tahir ve Yaşar Kemal birer öykü kitaplarıyla bu yılların öykü yazarları arasına katılmışlardır.

(Cevdet Kudret)
*Öykülerini, yazdıktan uzun bir süre sonra “Sokak” adlı kitabında bir araya toplayan Cevdet Kudret, Eğlencelik ve Ağlancalık olarak iki bölüme ayırdığı kitabının birinci bölümünde gülmece öykülerine yer verilmiştir.  
*Birinci bölümdeki öykülerinde, küçük memurun yaşayışı, bürokrasinin bireyi olumsuz etkileyişi, Batılılara hoş görünmek için gösterilen yersiz çabaları, doktorların görevlerini kötüye kullanışlarını konu almıştır.
*İkinci bölümdeki öykülerinde geçim sıkıntısı, Türkiye'ye gelen göçmenlerin durumu, köylülerin kimi sorunları gibi konulara eğilmiştir.  
*Cevdet Kudret'in öykülerinin bir özelliği, yazıldıkları yılların sorunlarını yansıttıkları gibi, konularının güncelliğini korumasıdır.

(Kemal Tahir)
*Kemal Tahir, ilk dört uzun öyküsünü “Göl İnsanları” adlı öykü kitabında bir araya toplamıştır.  
*Kitabın ikinci baskısına dört öykü daha eklenerek öykü sayısı sekize çıkmıştır.  
*İlk dört öyküsünde köylülerle ilgili değişik sorunlara, ırgat-ağa ilişkilerine değinen yazarın sonraki öykülerinde konuyu değiştirdiği görülür.  
*Binbir Gece Masallarında halk öykülerine aktarma biçiminde olan öyküsünden başlayarak değişik konuları ele aldığı öykülerinde gözlemci gerçekçiliği yeğlediği dikkati çeker.
*Öyküler için bir genelleme yaparsak yazarın; töreleri, halk arasındaki inanışları, köylü yaşayışını ayrıntılı bir biçimde yansıttığını söyleyebiliriz.

(Yaşar Kemal)
*Yaşar Kemal, “Sarı Sıcak” adlı öykü kitabında dokuz öyküsünü bir araya toplamıştır.
*Gözlemlerine dayalı bir gerçekçilikle yazdığı öykülerinde, Çukurova bütün doğa özellikleriyle yer almıştır.  
*Gözlemci gerçekçiliğe dayanan öykülerinde, romanlarında olduğu gibi doğa-insan ilişkisi yoğunluk kazanmıştır.  
*Öykülerindeki insanlar daha çok kaderine boyun eğmiş, silik kişilerdir.  
*Sarı Sıcak'taki öykülerine sonradan yazdıklarını ve uzun öykü olan Teneke'yi ekleyerek Bütün Hikâyeler adıyla yeniden yayımlamıştır.


*1950'den sonra öykü yazarlarımızın sayısında büyük bir artış görülüyor.
*Gerçekçiliği sürdüren, arada eleştirel gerçekliğe kayan öykü yazarları dikkati çekiyor.
*1950-1960 yılları arasında öykü yazarı olarak tanınan yazarların en çok bilinenleri:
Haldun Taner, Samet Ağaoğlu, Ziya Osman Saba, Sabahattin Kudret Aksal, Zeyyat Selimoğlu, Muzaffer Buyrukçu, Onat Kutlar, Naim Tirali, Vüsat Bener
*Aynı yıllarda Aziz Nesin, İlhan Tarus, Necati Cumalı, Fakir Baykurt, Tahsin Yücel, Tarık Dursun K., Oktay Akbal, Tarık Buğra roman yazarlıklarıyla, öykü yazarlığını bir arada sürdüren yazarlardır.

(Haldun Taner)
*Edebiyatın genel olarak toplum sorunlarıyla ilgilenmesi gerektiği düşüncesinde olan Haldun Taner, ayrıca toplum aksaklıklarının sanat değeri taşıyan gülmeceyle verilmesinden yanadır.  
*Bu anlayışla yazdığı öykülerinde daha çok toplumun aksayan, çürük yanlarını yansıtmıştır.  
*Öykülerinde toplumdaki bozuklukların, dengesizliklerin, kaynağını, düzensizlikler karşısında insanların davranışlarını, düzeltmek için ellerinde bir şey gelmeyişini okuyucularına aktarmakla birlikte, çözüm yolları gösterme gibi bir tutumda görünmez.  
*Öykülerinde, içinde yaşadıkları toplum kesiminin özelliklerini yansıtan kişiler buluruz.  
*Yazar öykülerinde maddi olanaklar bakımından değişik düzeyde kişiler vermiştir.  
*Maddi olanakları yerinde ancak kültür düzeyleri yüksek olmayan, kişiliklerini bulamamış, bir arada oldukları halkla bütünleşemeyen insanların karşısında; memur, emekli memur, kapıcı, bekçi ve öğrencileri buluruz.  
*Maddi düzeylerinde olduğu gibi, saf ve temiz oluşlarıyla da ötekilerin karşısındadırlar.  
*Kimi öykülerinde ise hayvanlar başkişidir.  
*Hayvanlardan; insanın ne ölçüde aşağılık bir yaratık olduğunu vurgulamak, onların kimi zaman insanlardan daha dürüst davrandıklarını ortaya koymak için yararlanmıştır.
*Haldun Taner, öykülerinde dolaylı olarak insanların zayıf yanlarını ortaya koymaya çalışmış, bencil, kaba bayağı insanlara karşı savaşını ortaya koymuştur.  
*Öyküleri; “Yaşasın Demokrasi, Tuş, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu, Ayışığında Çalışkur, On İkiye Bir Var, Konçinalar, Sancho'nun Sabah Yürüyüşü, Yalıda Sabah” adlı kitaplarında, bir araya toplanmıştır.

(Samet Ağaoğlu)
*Öyküde ve romanda konunun yalnızca insan olması gerektiği görüşünde olan Samet Ağaoğlu ilk öykülerini Strasbourg'daki öğrencilik yıllarının izlenimleriyle yazmıştır.  
*Bu öykülerde İkinci Dünya Savaşı'nın verdiği tedirginlik içinde olan, çeşitli üniversitelerden gelmiş öğrencilerin yaşayışı verilir.  
*Psikolojik çözümlemeleri yapılan bu kişiler genellikle hasta ruhludurlar ve sık sık ölüm düşüncesine kapılırlar.  
*Giderek ölüm düşüncesinin temel öğe durumuna geldiği öykülerinde, psikolojik çözümlemelerinin yapıldığı, yaşamdan kopmuş, aşağılık duygusu içinde, en mutlu olayları bile felaket durumuna getiren insanlarla karşılaşırız.
*Zürriyet, Öğretmen Gafur, Büyük Aile adlı kitaplarında topladığı psikolojik konulu öykülerinde sonra, kendi yaşayışına, aile ve dost çevresine dönen Ağaoğlu, “Babamın Arkadaşları” adlı kitabında, yakın tarihimizde yer alan yirmi üç kişiyi tanıtmıştır.
*Öykülerinde, gerçekten aldıklarıyla kendi ekledikleri arasında dengeyi kuramamış bir yazar olarak görünür.

(Ziya Osman Saba)
*Geçmişine çok bağlı olan, geçmişiyle yaşayan bir yazar olan Ziya Osman Saba anı öyküsü örnekleri vermiştir denebilir.  
*Öykülerinde yazarın çocukluk, okul, gençlik ve çalışma yıllarıyla ilgili anılarını buluruz.  
*Kimi öykülerinde de ondaki o aşırı İstanbul sevgisi, geçim sıkıntısının insanları etkileyişi vardır.
*Öykülerinde kendisi, yakınlarından seçtiği kimseler kişileri oluşturur.  
*Anılarını yaşamaktan duyduğu tadı okuyucularına da tattırabilmek, İstanbul'u okuyucularına da sevdirebilmek için canlı betimlemelerden yararlanmıştır.  
*Hiçbir toplumsal kaygı duymadan yalnızca yaşantısını ve anılarını yansıtan Saba bu yazıyla, o yılların gerçekçi yazarlarından ayrılır.  
*Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi ve Değişen İstanbul adlı kitaplarında bir araya topladığı öykülerinde yer yer şiire kaçan bir anlatım göze çarpar.

(Sabahattin Kudret Aksal)
*Sabahattin Kudret Aksal, öykü yazarlığı, Gazoz Ağacı ile Yaralı Hayvan adlı iki kitapta topladığı öykülerinde kalmakla birlikte değişik öykü anlayışıyla dikkati çekmiştir.  
*Ona göre önemli olan anlatı değil, gerçeğin yansıtılmasıdır.  
*Sait Faik kuşağının etkisi ile öykü yazmaya başlamış, İstanbul dışına çıkmadığı öykülerinde dikkatli bir gözlemci olarak gerçekleri yansıtmıştır.  
*Daha çok halkın gündelik yaşayışını yansıtan Aksal, gündelik yaşayışın yarıntılarını, bireyin iç dünyasıyla bağlantılar kurarak, olaylara kendi yorumlarını da ekleyerek verilen bir gençlik-düş kaynaşması yapmış olur.  
*Daha çok küçük insanların yaşayışlarını verdiği öykülerinde, bu insanları mutluluk içinde görmeye çalışmıştır.  
*Bu insanların mutluluklarını yansıtırken de okuyucuları katı gerçeklerden uzaklaştırmış olur.

(Zeyyat Selimoğlu)
*Zeyyat Selimoğlu, konularını denize yönelten yazarlar arasında, gemideki yaşama, gemi insanlarına eğilmesi ile değişik bir yer alır.  
*Öykülerinde gerçekçi bir yaklaşımla, gemide yaşanan olaylar, gemiciler arasındaki iş bölümü, onların iç dünyaları, umutları, özlemleri verilmiştir.  
*Az sayıda köy konulu öyküleri, Karadeniz'in kıyı köylerinde geçer.  
*Olaylardan çok kişilere önem veren yazarın öykülerinde, gemilerde çeşitli görevlerde çalışanlarla birlikte, köy ve kasaba insanlarıyla karşılaşırız.
*Bu insanlara sevecenlikle yaklaşan yazar, deniz insanlarıyla, genel olarak insanı ele alınmıştır.
*Deniz insanlarıyla birlikte değişik konuları ele aldığı öykülerini topladığı ilk kitabı “Kavganın Sonu ve Başı”dır.  
*Onu izleyen öykülerini “Direğin Tepesinde Bir Adam, Kıç Üstünde Toplantı, Koca Denizde İki Nokta, Karaya Vurdu Deniz, Deprem, Soyunanlar, Çiçekli Dağ Sokağı, Gemi Adamları, Bir Şarkı Gibiydi” kitaplarında bir araya toplanmıştır.

(Muzaffer Buyrukçu)
*İki romanı olmakla birlikte öykü yazarlığı ağır basan Muzaffer Buyrukçu, gelişmekte olan toplumsal konuları ele almıştır.  
*Duygusallığın egemen olduğu ilk öykülerinden sonra daha çok gözleme dayanan gerçekçiliğin egemen olduğu öyküler yazmıştır.  
*İlk öykü kitabı Katran'da bir araya toplanan bu öykülerinden sonra, kişilerin içi dünyalarını da yansıtan öyküler yazmaya başlamıştır.  
*Acı'da toplanan ve yoksul insanların yaşamlarıyla ilgili özlemlerini yansıtan öyküleri bu niteliği taşırlar.
*Acı'dan sonra yayımlanan Kamburun Parmakları'ndaki öykülerde değişik konular, ekonomik güçsüzlüğün oluşturduğu sıkıntıyla birlikte kişilerin iç dünyalarının daha geniş ölçüde yer aldığı görülüyor.  
*Kişilerin iç dünyalarına eğilmeyi gittikçe derinleştirirken uzun öyküye geçen Buyrukçu, “Bulanık Resimler, Kuyularda, Cehennem” adlı kitaplarda uzun öykülerini yayımlamıştır.  
*Öykülerini yazarken daha çok memurluk günlerinin izlenimlerini yayımlamıştır.  
*Dış gerçeklere önem vermemeyi gittikçe artıran yazar, bürokrasi-kişi ilişkilerini, cinsellik sorununu da ele almış, iç dünya ile dış gerçekler arasındaki ilişkiyi belirlemiştir.  
*“Mağara, Şarkılar Seni Söyler, Günlerden Bir Gün, Hüzünlü Kan Çiçekleri, Her Yer Karanlık” bu nitelikleri taşıyan öykülerinin toplandığı kitaplarıdır.  
*Muzaffer Buyrukçu'nun başarılı bir yanı da kişilerin içinde yaşadıkları çevre ve doğayı onların iç dünyalarıyla bütünleştirmesidir.  
*Son öykü kitabı “Yüzün Yarısı Gece”de fanteziyle karışık öyküleri toplanmıştır.

(Onat Kutlar)
*Tek öykü kitabı İshak'la bu yılların öykü yazarları arasına katılan Onat Kutlar, öykülerinde olaylardan çok kişilerin ruhsal durumlarıyla ilgilenen bir yazar olarak tanınır.  
*Öykülerinin çoğunda toplum koşullarının, törelerin baskısı altında ruhsal bunalıma düşen insanlar ve bunların bunalım sonucu gösterdikleri tepkiler işlenir.  
*Baskıya gösterilen tepkinin ortak yanı, kişinin kendinden ve toplumun kendisine biçtiği kalıplardan sıyrılmak çabasıdır.  
*Bireyin ruh dünyasındaki sapmalar üzerinde duran yazar, öykülerinde masal öğesinden, rüyadan, gerçek üstü öğelerden yararlanmıştır.

(Naim Tirali)
*Başından geçen olayların öyküsünü yazmaktan tat alan bir yazar olarak Naim Tirali, öykülerinde genellikle yakın çevresini verir.  
*Gözlemler sonucu ortaya çıkan öykülerinde açık ya da kapalı bir bildiri vermeyi yeğlemiştir.  
*Birbirini izleyerek yayımlanan “Park, Yirmibeş Kuruşa Amerika, Aşka Kitakse”den sonra bu üç kitaba 1980’li yılların ortalarında “Piraziz Nere Berlin Nere, Aşk Dediğin ve Çılgınca Şeyler” eklenmiştir.

(İlhan Tarus)
*Romanla birlikte öykü yazan İlhan Tarus, toplumcu görüşleriyle II. Dünya Savaşı yazarları arasında yer alır.  
*Öykülerinin konularını daha çok, kendisinin aralarında yaşadığı, yakından tanıdığı insanların yaşayışından almıştır.  
*Öykülerinin bir özelliği olayların ve kalabalık kentleri, kenar semti insanlarının çokluğudur.  
*Memurluk yıllarını Ankara'da geçiren Tarus, öykülerinin çoğunun konusunu Altındağ'da gecekondu bölgesinden almıştır.  
*Ayrıca gözlemlerine dayanarak, memur aristokrasisini, bürokrat yönetimi eleştirmeyi de öykülerine konu yapmıştır.  
*Savcılık ve hâkimlik yaptığı sıradaki gözlemlerine dayanarak da cezaevlerine ve mahkemelere eğilmiştir. *Gittikçe eleştirel gerçekçiliğe dönen yazar, ilk öykülerini yazdığı yıllarda halkın çoğunluğunun okuma yazma bilmediğini göz önüne alarak geniş halk kitlelerine yayılmıştır.  
*Bu nitelikleri taşıyan öykülerini, Doktor Moma'nın Mektubu, Tarus'un Hikayeleri, Karınca Yuvası (uzun öykü), Ekin İti, Köle Hanım, Apartman adlı kitaplarında toplamıştır.

(Yusuf Ahıskalı)
*Şair ve yazar Yusuf Ahıskalı, önce maarif müfettişliği ardından da gazetecilik yapar.  
*Fikret Adil ile Ses, Yeni Ses ve Güleryüz dergilerini çıkarır.  
*İlk kez Ses’te yayımlanan 100-200 kelimelik öyküleri Türk edebiyatında bir ilke imza atar.  
*Kendisinin ufak hikâyeler adını verdiği bu örnekler, Bizden İyileri adıyla kitaplaşır.  
*Savaş yıllarındaysa Ses, toplumcu yazarların toplandığı bir organ olur.  
*Bu yıllarda çıkan Kocakarının İki Oğlu ve Yedeksubayın Aşkı kitaplarındaki öyküler, Nazım Hikmet etkisi altındadır.  
*Bonnard'ın Tablocuğu ve Bunalım’da ise soğuk savaş yılları Türkiye’sinin tortusunu devrimci bir gözle anlatır.

(İhsan Devrim)
*İhsan Devrim’in ilk öyküleri 1934’te Varlık dergisinde yayımlanır.  
*Hukuk tahsili esnasında birkaç arkadaşıyla ABC yayınlarını ve Devrim Kitabevini kurar.  
*İlk öykü kitabı Evimiz (1936) bu yıllarda yayımlanır.  
*Yine bu yıllarda Hukuk fakültesini yarım bırakarak amatör tiyatrolarda oyunculuk yapmaya başlar.
*1951’de ise tamamen oyunculuğa geçer.  
*Yemen Türküsü ise yazarın yayıncılık yıllarına ait gözlemlerini yoğun otobiyografik malzeme ile birleştiren bir eserdir.

(Aziz Nesin)
*Romanları gibi, gülmece öyküleri yazan Aziz Nesin, öykülerinde Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinin ekonomi, kültür ve yönetim alanlarındaki durumunu ele almıştır.  
*En üst düzeyden en alt düzeye kadar yönetimdeki bozukluklar, yergilerinden kurtulamamıştır.
*Devrimler sonucu toplum düzeninde, hukukta ve günlük yaşayışta Batı'dan gelen yeniliklere bağlı değişmeler; ulusal kültüre yönelme; halkla bütünleşmeye çalışma; iki ayrı durumun benimseyenler arasında ortaya çıkan ayrılıklar; kuşaklar arasındaki çelişkiler de öykülerine konu olmuştur.
*Ayrıca köyden kente göç ve kente gelen köylülerin, dar gelirlilerin ve işsizlerin yaşantıları da öykülerine konu olmuştur.  
*Eğitimimizin sorunlarına eğilmekten de kendini alamayan Aziz Nesin, toplumun sorunlarını, dertlerini gözler önüne sermiş, çözümünü okuyucuya bırakmıştır.  
*Öykülerine, ele aldığı sorunları yaşayan kişileri yerleştiren Aziz Nesin, konuya ve kişinin durumuna göre dil kullanmaya özen göstermiştir.  
*Kendi söylemek istediklerini, çok kez öykülerinin kişilerine söyletip dolaylı, simgeli bir anlatım kullanarak kara gülmeceyi sağlamıştır.  
*Öykü kitapları, romanlarından çok olan yazar, öykülerini otuz altı kitapta bir araya toplamıştır.

(Tarık Buğra)
*Yarın Diye Bir Şey Yoktur ve İki Uyku Arasında adlı iki öykü kitabını yayımladıktan sonra romana geçen Tarık Buğra, öykülerinin bir bölümünde taşra yaşayışına eğilmiştir.
*Sorunları ele alış yönünden gerçekçi yazarlardan ayrılır.  
*Sorunları gözlem yoluyla aktarmak yerine, değişen yaşam koşullarını, toplum düzenindeki değişikliğin bireyi etkileyişinden hareket ederek, sorunu bireyin ahlakındaki değişme yönünden ele alır.
*Bir başka konu, orta halli ailelerin yaşayışı, aşkı tatmak isteyen gençlerin düş kırıklıklarıdır.  
*Bir kısım öykülerinin konuları da günlük yaşamdan alınmıştır.  
*Öykülerinde daha çok, toplumda yerini bulamamış, duygu, düşünce ve yaşayışına belli bir yön verememiş aydın insanlarla, aşk ve yalnızlık içinde yaşayan kişilerle karşılaşılır.  
*Yeni bir teknik denemesine girişmediği öykülerinin bir kaçında da gözlemci gerçekçiliğin izleri görülür.

(Fakir Baykurt)
*Köy gerçeklerini önce öykülerinde vermeye başlayan Fakir Baykurt, roman ve öykü yazarlığını birlikte sürdüren yazarlarımızdandır.  
*Köy gerçeklerini, köyün değişik kesimlerinden portreleri, köylerde yaşayan çocukların, gençlerin, acıları, dertleri ve bunalımlarını yansıtarak vermeye başlayan yazar, giderek değindiği sorunları genişletmiştir.
*Köyle ilgili sorunları ele aldığı öykülerinde, parasızlığından başlayarak köylülerin çektikleri sıkıntılar dile getirilmiştir.  
*Ayrıca, Anadolu'ya gönderilen öğretmenlerin terk edilmişliği; kasabada çalışan memurların arasındaki çatışmalar; köyden kente göç; Almanya'ya gidenlerin geride bıraktıkları, orada çalışanların karşılaştıkları sıkıntılar da öykülerindeki değişik konulardır.
*”On Binlerce Kağnı ve İçerdeki Oğul” kitaplarında topladığı öyküleri ise konuları bakımından daha dikkat çekicidir.  
*”On Binlerce Kağnı”daki öykülerinde halkın ne ölçüde sabırlı, zaman zaman davranışlarıyla bilge kişiler olduğunu kanıtlamaya çalışırken; bitkiler, hayvanlar ve insanlar da birbirini tamamlayan öğeler olarak verilirler.  
*”İçerdeki Oğul”da, askeri ve sivil cezaevlerinin durumunu, oraya düşenleri anlatan öyküler toplanmıştır.
*Ele aldığı konulara uygun olarak öykülerinde en çok köylülerle karşılaşırız.  
*Adı geçen iki kitabıyla birlikte, “Çilli, Efendilik Savaşı, Karın Ağrısı, Cüce Muhammet, Anadolu Garajı, Can Pazarı, Sınırdaki Ölü, Gece Vardiyası, Barış Çöreği, Duisburg Treni, Bizim İnce Kızlar, Dikenli Tel” öykülerini topladığı öteki kitaplarıdır.

(Nezihe Meriç)
*Öykülerini romanlarından önce yayımlayan Nezihe Meriç, toplumdaki bozukluklara, daha çok da kadınlarla ilgili sorunlara değinmiştir.  
*En çok üzerinde durduğu konu, erkeğin egemen olduğu bir toplum düzeninde öğrenim görmüş ya da görmemiş, ezilen, anlamı kalmamış gelenek ve göreneklerin kurbanı olan kadının sorunlarıdır.
*Kadınlarla birlikte, aile ve toplum içinde, birtakım geleneklerle ezilmiş insanların yalnız kaldıklarına bu yüzden kişiliklerini bulamadıklarına da dikkat çekmiştir.  
*Ayrıca kadın-erkek ilişkilerine gösterilen tepkiler, evlilik dışı ilişkiler, köyden kente gelen geç kızların uyum sağlayabilmek için gösterdikleri çabalar üzerinde de durmuştur.  
*Olaydan çok kişilerin yer aldığı öykülerinde, toplumsal bozuklukları bireysel nedenlere bağlar.  
*Olayı belli bir zaman sürecinde vermediği için öykülerinde şimdiki zamanla geçmiş zaman, yaşanılanlarla anılar, bilinçle bilinçaltı iç içedir.  
*Yazılışları bakımından Sait Faik çizgisinde gelişme gösteren öykülerini, Bozbulanık, Topal Koşma, Menekşeli Bilinç, Dumanaltı, Bir Derin Karakuyu kitaplarında bir araya toplanmıştır.

(Tarık Dursun K.)
*Romanları gibi öykülerini de kendi yaşantısı üzerine kuran Tarık Dursun K., öykülerindeki konu çeşitliliği ile dikkati çeker.  
*Çocukluk ve gençlik anılarına yer verdikleri dışında, daha çok geçim sıkıntısıyla ilgili konuları ele almıştır. *Toplumcu gerçekçi yazarların seçtikleri konulara benzer konularda yazdığı öykülerinde denediği yeni yöntemlerle dikkati çekmiştir.  
*Kimi öyküleri halk öykülerine benzer adlar taşıdıkları gibi bunlarda halk öyküsü motiflerine de rastlanır.  
*Kimi öykülerinin sonucu değişiktir.
*Olabilecek üç sonuç verip seçimi okuyucuya bırakır.  
*Kimi öykülerinde ise beklenenden değişik bir sonuçla karşılaşılır.  
*Daha çok birinci kişi ağzından dinlediğimiz öykülerini “Hasangiller, Vezir Düşü, Güzel Avrat Otu, Sevmek Diye Bir Şey, Yabanın Adamları, 36 Kısım Tekmili Birden, Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep, Bahriyeli Çocuk, İmbatla Dol Kalbim, Ona Sevdiğimi Söyle, Ömrüm Ömrüm, Aşk Allahaısmarladık” gibi kitaplarında bir araya toplamıştır.

(Tahsin Yücel)
*Roman yazmadan önce, öykü yazarak adını duyuran Tahsin Yücel, sanatın amacının insan olduğu düşüncesindedir.  
*Toplumcu gerçekçiliğe dayalı öykülerinde, toplumsal konuları ele almakla birlikte, bireyden hareket ettiği dikkati çeker.  
*İlk öykü kitabı Uçan Daireler'de topladığı öykülerinin konuları, gözleme dayandığı sezilen, geçim sıkıntısı, bilgisizlik, kızların kötü yola düşmeleri, evli kadınların değişik sorunlarıdır.  
*Bu konulara, gençlerin sorunları, paranın insan yaşamındaki önemi, zengin-yoksul karşılaştırması gibi toplumsal konuları ekleyen Yücel; ikinci öykü kitabı “Haney Yaşamalı”da bu öykülerini toplamıştır. *Öykülerinde kendi yaşamından çok, gördüğü, duyduğu, okuduğu, düşündüğü, kurduğu şeyleri yazar. *Tahsin Yücel'in kimi öyküleri, izlenimlerle, düşlerle geliştiği gibi, kimileri de olaylardan oluşur.  
*Adı geçen iki öykü kitabından sonra öykülerini “Düşlerin Ölümü, Yaşadıktan Sonra, Dönüşüm, Ben ve Öteki, Aykırı Öyküler, Komşular, Golyan Devrimi” adlı kitaplarında bir araya toplamıştır.

(Oktay Akbal)
*Oktay Akbal da çocukluk, ilk gençlik ve daha sonraki yıllarının anılarına dayalı öykülerinde bireyden hareket eder.  
*Daha çok çocukluk yıllarındaki yaşamına duyduğu özlemi dile getirdiği öykülerinde, İkinci Dünya Savaşı'nın karartma geceleri de yer alır.  
*Bireyi iç dünyasıyla yansıtmaya önem verdiği öykülerinde, geçmişle içinde bulunulan zamanı bir arada vermeyi yeğler.  
*Kimilerinde yalnızlık duygularına yer verdiği öykülerinde birinci kişi anlatımını kullanmıştır.  
*Anlatıcı genelde, Cumhuriyet döneminin aydın kişisidir.  
*Öykülerini ilk olarak Önce Ekmekler Bozuldu'da bir araya toplayan yazar, daha sonra yazdığı öykülerini “Aşksız İnsanlar, Bizans Definesi, Bulutun Rengi, İkisi (İlk iki öykü kitabının bir arada basılması), Berber Aynası, Yalnızlık Bana Yasak, Tarzan Öldü, İstinye Suları, Karşı Kıyılar, Hey Vapurlar Trenler, Lunapark, Ey Gece Kapımı Üstüme Kapat” kitaplarında bir araya toplamıştır.

(Vüsat Bener)
*Dost ve Yaşamasız adlı iki öykü kitabıyla 1950-60 yılları öykü yazarları arasında yer alan Vüsat Bener, öykülerinde genellikle küçük kentin, küçük insanlarının olaysız, basit yaşayışlarını verir.  
*Taşra kentlerindeki günlük yaşayışı, toplumun değişik kesimlerinden alınan kişilerle verirken, kişilerin ruhsal derinliklerine de inmeye çalışmıştır.  
*Aralarına kendisinin de katıldığı kişiler, basit yaşayışları içinde, karmaşık bir ruhsal yapıda oluşlarıyla dikkati çekerler.  
*Öykülerindeki kendisinin de sevdiği insanları okuyucularına da sevdiren Bener, öykü yazma yönteminde iç konuşmalardan yararlanmıştır.  
*Öykü kitaplarına Mızıkalı Yürüyüş ve Kara Tren’i eklemiştir.

(Suat Derviş)
*Suat Derviş (1903-1972) Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucusu, Avrupa’ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci ve ilk basın sendikası başkanıdır.  
*Aynı zamanda da kadın hakları ve demokrasi mücadelesi vermiş bir aktivisttir.  
*İlk öyküsü 1918’de yayımlanan “Nasıl Çalışırlardı?”dır.  
*Ahmet Ferdi, Behire’nin Talipleri ve Beni mi? adlı öykü kitaplarını yazar her ne kadar sonradan “çocukluk tecrübeleri” olarak görse de bugünün okuru için gerçeklikle masalın birbirine karıştığı ilginç metinler olarak anlamlıdır.  
*30’larda Suat Derviş’in yazarlığı toplumcu çizgideki Resimli Ay dergisi etrafında gelişir.  
*1940’lı yıllardaysa Tan Gazetesi’nde toplumsal sorunlara açılan öykülerle sürer.  
*1940-41 arasında Türkiye'de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından biri sayılan Yeni Edebiyat Dergisi’nde kısa öyküler, fıkralar ve eleştiriler yazdığı görülür.  
*Bu yıllarda tıpkı kendisi gibi siyasi cephesi ile öne çıkmış bir yazar olan Halide Edip gibi aydın Türk kadınının çelişkilerini anlatır.  
*Çağdaşı kadın yazarların aksine melodramdan uzak kalır ve toplumcu tezlerle dolu öyküler yazar.  
*Ama bunların çoğu, ideolojik temaların içinde kadın kimliğinin görünmez olduğu örneklerdir.

(İsmail Hakkı Baltacıoğlu)
*İsmail Hakkı Baltacıoğlu, 1934’ten itibaren haftalık düşünce ve sanat gazetesi Yeni Adam’ı 46 yıl boyunca yayımlar.  
*VII. ve VIII. yasama dönemlerinde TBMM’de milletvekili olarak görev yapar.  
*Sosyoloji, psikoloji, sanat, eğitim ve felsefe alanlarında 100′e yakın inceleme, deneme ve fıkra yazar.
*Aynı zamanda öykü, oyun, roman ve piyes yazıp, oyunlar sahneler.  
*1950-57 arasında Din Yolu adlı bir dergi de çıkaran yazar, 1957’de Kuran’ı Türkçeye çevirir.  
*İlk öykü kitabı Yalnızlar (1946) dokuz öyküden oluşur.  
*Eserde muhafazakâr, dindar ve kendi doğu-batı sentezine sağlıklı bir şekilde varmış ideal ama yalnız insanların entelektüel dünyası anlatılır.

(Necip Fazıl Kısakürek)
*Necip Fazıl, 1934 yılına kadar sadece Bâb-ı Âli'nin önde gelen şairlerinden biri olarak tanınmış bir isimdir.
*Bu tarihten sonra Abdülhakîm Arvâsî ile tanışır ve büyük bir ideolojik değişim yaşar.  
*1943’te kendi kurduğu Büyük Doğu dergisi yoluyla kültürel milliyetçi ve İslamcı görüşlerini yayan bir düşünürdür.  
*İlk hikâyelerinin yayınladığı 1928’den sonra 44 yıl boyunca 52 hikâye yazmıştır.  
*Bunlar Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil, Ruh Burkuntularından Hikâyeler ve Hikâyelerim adıyla kitaplaşır.  
*Bir kısım hikâyeleri hasta kumarbaz tipi etrafında şekillenirken, bir kısmı da ölüm, yalnızlık ve korku temaları etrafında döner.  
*Bunların çoğu tezli olay kurgularıdır ve önemli otobiyografik temaslar barındırırlar.

(Şukufe Nihal)
*Şukufe Nihal, mütareke dönemini yaşamış, millî mücadeleye destek olmuş ve uzun yıllar öğretmenlik yapmış biri olarak toplumu çok iyi gözlemlemiştir.  
*Toplam 22 öykü yazmıştır.  
*Tevekkülün Cezası’ndaki biyografik okumaya uygun olan öyküler, kadınları ve onların sadakatini, eğitim aşkını ve vatanperverce duyguları işler.

(Halide Nusret)
*Halide Nusret, ilk hikâyelerini milli mücadele yıllarında yazar.  
*O da tıpkı Şukufe Nihal gibi hikâyeye göre daha rahat kalem oynatılabilecek bir tür olması yüzünden romana geçmiştir.  
*40’ı aşkın hikâyesinin neredeyse 30’unu 1930’a kadarki dönemde yazmıştır.  
*Yazarın 1927’de yayımlanan Hava Edebiyatı adlı kitabında dört hikâyesi yer alır.  
*Edebiyatta fertten topluma doğru bir açılımın yaşandığı, toplumsal temaların işlendiği bu dönemde, hikâyelerinde, dönemin edebiyat anlayışına zıt olarak daha ziyade aşk, kadın, hayal-hakikat tezadı gibi ferdi konuları tercih ettiği görülür.  
*Yeni kurulan devleti yücelttiği öykülerinde ise milli romantik çizgiyi örnekler.  
*Yazarın Benim Küçük Dostlarım adı altında topladığı hatıra–hikâye özelliği gösteren metinlerinde ise toplumsal temalara doğru bir açılma endişesi vardır.

(Baki Süha Ediboğlu)
Baki Süha Ediboğlu, gazeteci kökenli öykücülerdendir.  
*Yarım bıraktığı DTCF’deki eğitiminin ardından Tan, Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde çalışır.  
*Ardından temiz ve karakteristik sesiyle radyoda bir dönemin hatırladığı bir isim olur.  
*İlk eserleri şiir türündedir.  
*Öyküleri 1939-40 yıllarında Cumhuriyet’te tefrika edilir; ardından da Sel Geliyor adıyla basılır.
*Buradaki öykülerinde tıpkı şiirlerinde olduğu gibi bireysel duyarlılıklarını mensubu bulundukları toplumun kıymet hükümlerinden kaynağını alan duyuşla ifade eder.  
*Daha çok ilhamını otobiyografik malzemeden alan ve vakası Akdeniz kasabalarında geçen olay öyküleri yazar.  
*Bu öykülerde Esendal gibi köylü, haciz memuru, öğretmen, jandarma, değirmenci, köy kâtibi, işportacı, ev sahibi, esansçı, kitapçı ve muharrir gibi taşra insanlarını otuzların Türkiye’sinin sorunları ile baş etmeye çalışırken görürüz.

(Enver Naci Gökşen)
*Enver Naci Gökşen (1916-86) edebiyat öğretmeni yazarlardandır.  
*Öyküleriyle ilkin otuzlarda Servet-i Fünûn, Uyanış ve Yarım Ay gibi dergilerde görünür.  
*İnan Bana, Son Çare, Durakta Bir Adam, Çardak Altı, Plevne Siperlerinde, Estergon Kalesi, Elebaşı, Dördüncü İyilik, Ayça, Tozkoparan Yiğit, Başyiğit Genç Osman gibi öykü kitaplarında milli romantik bir duyuş ve Türkçü bir tavır artarak devam etmiştir.

(Mekki Sait Esen)
*Mekki Sait Esen, Dünden ve Bugünden Hikâyeler adlı kitabında bir dönem yaptığı gazeteciliğin gözlemlerini öyküleştirir.

(İlhan Engin)
*İlhan Engin, edebiyat tahsilinin ardından bir süre öğretmenlik yapar.  
*Ardından senaryo yazarı olarak sinemaya geçer ve 30 kadar filmi yönetir.  
*Bu arada 40’ların bütün önemli gazetelerinde yazıları ile görünen Engin, İnsanlar Bilselerdi, Asya Gribi ve Üç Hovarda adlı öykü kitaplarında taşra hayatına ve gençlik sorunlarına eğilir.

(Cahit Beğenç)
*Cahit Beğenç, yazarlığa gazetecilikle başlar.  
*Muğla-Fethiye'ye bağlı İncirköy'de doğan yazar, gazeteci olarak gezdiği yerlerin folklorunu araştırır.
*Sedef Kız, isimli öykü kitabı ile 1943 yılında TDK öykü ödülünü alır.  
*Deli Dere de aynı çizgideki bir başka eseridir.  
*Her ikisinde de Halikarnas Balıkçısı’nın ege kıyılarını ve kıyı insanlarını anlatan coşkun tavrından derin izler bulunur.

(Ferit Edgü)
*Ferit Edgü, önce Türkiye’de ve Paris’te güzel sanatlar tahsili yapar.  
*Ardından 50’lerin önemli dergilerinden olan Mavi’de yazar.  
*Kendi kurduğu Ada Yayınları'nı 1976'dan 1990'a değin yönetir.  
*Kaçkınlar, Bozgun, Av, Bir Gemide, Çığlık, Binbir Hece, Doğu Öyküleri, İşte Deniz, Maria adlı öykü kitaplarında çevresi ile uyumsuz ve “yalnız” karakterleri anlatır hep.  
*Büyükşehirlerde veya taşra şehirlerinde yaşayan entelektüelleri kişilik bozuklukları ve bunların yol açtığı patolojiler içinde anlatır.  
*Kısa cümleleri, şiirsel dili, gerçeküstü stili ile daima belli bir nitelikli okur kitlesinin aradığı bir kalemdir.

(Feyyaz Kayacan)
*Feyyaz Kayacan’ın sürrealist ve varoluşçu birikimi, İkinci Yeni tarzı şiirlerinin soyut ve deneysel dilini de belirleyecektir.  
*Sonra aynı dili bir Elli Kuşağı öykücüsü olarak da sürdürür.  
*Erken öyküleri Şişedeki Adam adıyla çıkar.  
*Sığınak Hikâyeleri, bombalanan Londra sığınaklarındaki hayatları anlatır.  
*Hiçoğlunun Serüvenleri, toplumsal eleştiri, kıstırılmışlık, kendi olamama ve özgürleşememe temalarını öne çıkarır.  
*Cehennemde Bir Yusuf, Yusuf metaforu ile modern insanın kuyusu olan kentlerdeki bireyin kıstırılmışlığını işler.  
*Gibiciler, -mış gibi yapanları, iyiliğin bile ne kadar ikiyüzlü olabileceğini anlatır.  
*Bir Deli Değilin Defterleri “deli” olarak nitelenen kişileri yüceltir, onları bu hâle getiren yanlış algıları ironi ve mizaha yaslanarak sunar.  
*Öykülerinin tamamı ise Bütün Öyküler adıyla 1993’te yayımlanır.  
*Fransızca, İngilizce ve Türkçe eserleri olan Kayacan, 60 ve 70’lerdeki geç modernizm krizini tam anlamıyla yaşamıştır.  
*İçinden postmodernizmi çıkaracak olan bu kriz, onun öykülerinde sıkıntı, bunalım, hiçlik ve kuşatılmışlık olarak belirir.  
*Modern insanı anlatmak için modern insanın karşılaştığı kaosa uygun bir ironi ve deneysel bir dil tercih eder.  
*Dili sürekli zorlayışı ve çağrışım yüklü sözcükleri bulup çıkarışı bundandır.

(Yusuf Atılgan)
*Yusuf Atılgan, bazı kaynaklarda postmodern öykü ve romanın öncüsü olarak gösterilir.  
*Ama dünya sanatında 80’lerde ortaya çıkan postmodernizmden çok 50 Kuşağı ile ilişkilendir onun eserleri.  
*Öykülerinin çoğu 1960’larda bütün dünya edebiyatını tesiri altına alan geç modernist krizin akımlarıyla bağlantılıdır.  
*Atılgan, Türkoloji tahsili ve edebiyat öğretmenliği yapar.  
*Tek parti döneminde komünist parti üyeliği gerekçesiyle bir ara tutuklanıp memuriyeti elinden alınınca memleketi Manisa’da çiftçilik yapar.  
*1976'da İstanbul'a dönerek danışmanlık, çevirmenlik ve redaktörlükle uğraşır.  
*Sağlığında basılan tek öykü kitabı Bodur Minareden Öte, iletişimsiz insanları ve olası hayatlar özleyen çıkışsızları anlatır.  
*Anlatım dili yeknesaktır; ama onun kısa ve kesik cümlelerinin temposu, aslında sıkıntının temposudur.
*Okurdan çaba bekler öyküleri. Anlattığı tuhaf kişiler, kır veya kent kökenlidir. Ama sıkıntıda birleşirler.  
*Kır insanlarını anlattığı öykülerde bile çözüm önermekten kaçınır.

Alıntı Yapılan Kaynaklar:

Doç. Dr. Ömer SOLAK / Cumhuriyet Dönemi Türk Öyküsü 1923-2000

Prof. Dr. Olcay ÖNERTOY / Cumhuriyet Döneminde Öykü

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön