DEDE KORKUT HİKÂYELERİ - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ

EDEBİYAT > İSLÂMİ DÖNEM (DİN DÖNEMİ) > ANADOLU’DAKİ İLK ÜRÜNLER

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ:

(Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzhan)

(Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı)

*Oğuz Türklerinin diğer Türk boylarıyla ya da Rum, Abaza ve Gürcülerle yaptıkları savaşlara ait destanî hikâyelerdir.
*Dede Korkut hikâyeleri on iki hikâye ile bir önsözden oluşmaktadır.
*Halk arasında söylene söylene XIV. yüzyılda son şeklini almış, 15. ve 16. yüzyılda yazıya geçirilmiştir.
*Hikâyelerin yazarı belli değildir.
*Destandan halk hikâyeciliğine geçiş döneminin ilk ürünlerindendir.
*Dede Korkut hikâyelerinin biri Almanya’da Dresden Kütüphanesi’nde, diğeri Vatikan’da olmak üzere, iki yazma nüshası vardır.
*Dede Korkut’un Türkler arasında, ağızdan ağıza, dilden dile dolaşan hikâyeleri XV. yüzyılda Akkoyunlular devrinde Dede Korkut Kitabı adıyla bir kitapta toplanmış, böylelikle sözden yazıya dökülmüştür.
*Bu hikâyeler, Türk ruhuna, Türk düşüncesine, Türk kültürüne ve hayat tarzına ışık tutan en açık belgelerdir.
*Dede Korkut, Oğuz Türklerini, onların inanışlarını, yaşayışlarını, gelenek ve göreneklerini, yiğitliklerini, sağlam karakteri ve ahlakını, ruh enginliğini, saf, arı, duru bir Türkçe ile dile getirir.
*Hikâyelerde olaylar, nesir; kahramanların duygu ve düşünceleri, nazımla dile getirilmiştir.
*Hikâyelerin dili, atasözleri, deyimler, tekerlemeler ve dualarla süslü, ifade gücü yüksek, zengin bir halk Türkçesidir.
*Arı bir dil (Azeri Türkçesi) kullanılmış, olağanüstü olaylara yer verilmiştir.
*Türkçenin canlı ve doğal anlatım güzelliğini gösteren hikâyelerde ses tekrarları da sıkça yer almaktadır.
*Hikâyelerdeki şiirlerde, çalınan kopuzların kıvrak ritmi, yanık havası vardır.
*Dede Korkut’un kahramanları; insanlara iyiliği ve doğruluğu öğütler; güçsüzlerin, çaresizlerin, her zaman yanındadır; tok sözlü, sözlerinin eridirler.
*"Geçiş dönemi" sözü bu eser için anahtar kavram niteliğindedir.
*Eser, destan geleneğinden halk hikâyesine geçişin izlerini taşır.
*Türklerin eski dinlerinden yeni dinleri olan İslamiyet'e geçişin etkilerini ortaya çıkarır.
*Dedem Korkut, kimi zaman bir şaman gibidir; kopuz çalar, şiirler söyler; kimi zaman ise bir din bilgini gibi davranır.
*Eserde nazımla nesir iç içedir. Destanlar şiir biçimindedir, halk hikâyeleri düzyazı biçimindedir.
*Hikâyelerin manzum bölümleri şekil bakımından kuralsızdır.
*Hikâyelerde, olağanüstü olaylar ile gerçeğe uygun olaylar yan yana, iç içedir.
*Dede Korkut, hikâyelerin anlatıcısıdır; ancak kimi hikâyelerde kahraman olarak ortaya çıkar.
*Hikâyelerin değişik yerlerinde tekrarlanan kalıplaşmış sözler vardır.
*Yiğitlik, fedakârlık, aşk, boylar arasındaki savaşlar hikâyelerde işlenen başlıca konulardır.
*Dede Korkut hikâyelerinde ikiyüzlülük yoktur.
*Bütün beyler ve kadınlar merttirler.
*Anneye çok değer verilir, Oğuzlara göre “ana hakkı Tanrı hakkıdır”.
*Tercih edilen çocuk, erkektir.
*Hikâyelerdeki hayat tarzı, göçebeliktir.
*"Soy soylamış, boy boylamış. Dedem Korkut gelmiş, görelim ne söylemiş." sözleri ile söz Dede Korkut'a geçer; o da işin sonunu açıklar.
*Tek varlıkları sürüleridir. Onların develeri, atları, koyunları çok kıymetlidir. Sayıları binlerle ifade edilen bu hayvanların çobanları vardır.
*Her hikâyenin sonunda Dede Korkut olayı sonlandırır.
*Hikâyelerde kopuzun yanında davuldan da söz edilir.
*Savaşa gitmeden önce davul çalınırken kopuz hemen hemen her Oğuz beyinin yanından hiç eksik etmediği müzik aletidir. Hatta kopuz Oğuzlarda tanınma işaretidir.
*Hikâyelerde tabiat çok canlıdır, heybetlidir, hırçındır, dağlar geçit vermez.
*Hikâyelerin değişmezlerinden birisi de avdır. Hemen hemen her hikâyede ava çıkılmaktadır. Av alanında önemli kararlarında alındığını hatırlatmakta yarar vardır.
*Eser, Türk dili ve kültürü açısından olduğu kadar halk bilimi açısından da son derece önemli bir kaynaktır.
*Türklerin doğum, evlenme ve ölüm âdetleri, antları, çocuk oyunları, halk hekimliği ve halk baytarlığı, vb. konularda başvuracağımız ilk kaynakların başında Dede Korkut hikâyeleri gelir.
*Dede Korkut hikâyeleriyle ilgili olarak Kilisli Muallim Rıfat, Orhan Şaik Gökyay, Muharrem Ergin, Saim Sakaoğlu, Osman Fikri Sertkaya, Semih Tezcan, Dursun Yıldırım, Keriman Üstünova, Güllü Yoloğlu, Ali Duymaz vb. bilimsel çalışma yapanlardan bazılarıdır.

*Destanlarda eski Türk geleneklerinde örnekler bulunmaktadır. Bunlardan bazıları:

Ad Koyma: Oğuz Türklerinde bir gencin ad alabilmesi için yiğitlik göstermesi gerekiyordu. Bu yiğitliği gösterdikten sonra Dede Korkut’u çağırırlardı. Dede Korkut da dua edip gence, ona uygun bir ad verirdi.

Toy Etme (Toplantı yapıp karar verme): Oğuzlar mühim konularda karar verebilmek için toplantı yaparlardı.

Düğün: Düğünlerde ziyafet verilir, şenlik yapılırdı.

Kız İsteme: Kız, babasından veya abisinden istenirdi. Kız istemeye büyük ve saygın kişiler giderdi.

Başlık Alma: Kız vermeye karşılık, kızın ailesi başlık isterdi.

Sövüş Etme: Misafir için hayvan kesme.

Düş Yorma: Rüyalarında gördükleri garip durumları Dede Korkut’a yorumlatıp mana çıkarırlardı.


DEDE KORKUT:
*Dede Korkut’un kişiliği üzerinde yeterli bilgimiz yoktur.
*Korkut “heybetli, yavuz” anlamlarına gelir.  
*Korkut-Ata adıyla da tanınan Dede Korkut, söylentilere göre Oğuzların Bayat Boyundan Kara Hoca’nın oğludur.
*Onun, IX. ve XI. yüzyıllar arasında Türkistan’da Sir-Derya nehrinin Aral Gölüne döküldüğü yerde doğduğu, Oğuz Türklerinden büyük saygı gördüğü, bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına akıl hocalığı ve danışmanlık ettiği hikâyelerden anlaşılmaktadır.
*Dede Korkut, Kazakistan kaynaklarına göre Kızılordalıdır ve mezarı Sırderya Irmağı’nın kenarındadır.
*Hikâye kahramanı Dede Korkut’un doğumu, mitoloji ve efsanelerle süslenerek 36 ayda gerçekleşmiştir.
*O, doğduğunda olağanüstülükler olmuş, mevsim değişmiştir.
*Tıpkı doğumu gibi Dede Korkut’un ölümü de olağanüstülüklerle doludur.
*Bir rivayete göre 295 yıl yaşamıştır.
*Öleceğini hissedince dört bir yana gitmiş, ama her gittiği yerde kendi mezarını kazanlarla karşılaşmıştır.
*Bunun üzerine ölümden kaçamayacağını anlamış ve Sırderya Irmağı’nın üzerine seccadesini sermiş ve ibadet etmeye başlamıştır.
*Bu sırada bir yılan onu sokmuş ve ırmağın dalgaları Dede Korkut’u bugünkü mezarının olduğu yere bırakmıştır.

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön