DİVAN EDEBİYATINDA AKIMLAR - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

DİVAN EDEBİYATINDA AKIMLAR

EDEBİYAT > İSLÂMİ DÖNEM (DİN DÖNEMİ) > DİVAN EDEBİYATI / DİVAN ŞİİRİ

DİVAN EDEBİYATINDA AKIMLAR:

TÜRKÎ-İ BASİT / MAHALLİLEŞME / SEBK-İ HİNDÎ
TASAVVUF / HİKEMİ / ENCÜMEN-İ ŞUARA

*Divan edebiyatında zaman zaman Batı edebiyatındaki akımlara benzeyen edebî anlayışlar etkili olmuştur.
*Bu anlayışların en önemlileri şunlardır:


TÜRKÎ-İ BASİT (BASİT TÜRKÇE):
*Türkî-i Basit şairleri, biçimde yerliliğe yönelmeyi, Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar kullanmadan yalnızca Türkçe kelimelerle şiir yazmayı amaçlamışlardır.
*Biçim ve özde yenilik yapmak istemişlerdir.
*Edebiyat dilinin Türkeden iyice uzaklaşmasına tepki olarak doğmuştur.
*Yabancı söz ve dil kurallarını şiire sokmamaya çalıştılar.
*Söyleyişte mazmunlar yerine, halk dilindeki mecazları, deyimleri, atasözlerini kullanmaya çalışmışlardır.
*16. yüzyılda ortaya çıkan bu anlayış, Tatavlalı Mahremî, Edirneli Nazmî, Aydınlı Visâlî gibi edebî yönleri çok da kuvvetli olmayan şairler tarafından benimsenmiş, devrin önemli şairleri tarafından benimsenmediği için yaygınlık kazanamamıştır.


MAHALLİLEŞME (YERLİLEŞME):
*Arap ve İran edebiyatlarından gelme ortak mazmun ve temalarla, yerli söyleyiş ve hayallerin gerçek hayat sahneleriyle harmanlanması esasına dayalı şiir anlayışıdır.
*Divan şiirimizde İstanbul'un fethinden sonra başlayarak gittikçe benimsenen bir akımdır.
*Şiirde, İstanbul ağzına ve İstanbul halkının yaşayışına yaklaşma amaç edinilmiştir.
*Yerlileşme; şuurlu ve düzenli bir akım değildir.
*Yüzyıllar geçip şairlerimiz İstanbul'a ısındıkça bu, kendiliğinden olmuştur.
*15. yüzyılın sonlarına doğru Necâtî'nin, şiirlerinde deyim, atasözü ve yerel söyleyişleri başarıyla kullanıp anlaşılır bir Türkçeyle şiir yazmasıyla başlayan, 16. yüzyılda Bâkî, 17. yüzyılda Şeyhülislâm Yahyâ ile mükemmelleşen “mahallileşme”nin 18. yüzyıldaki en büyük temsilcisi Nedîm'dir.
*19. yüzyılda Enderunlu Vâsıf bu akımı genişletmiştir.


SEBK-İ HİNDÎ (HİNT TARZI):
*Safevi Devleti'nin baskılarından ötürü Hindistan'a kaçan İranlı şairlerin buradaki özgür ortamın ve Hint edebiyatının etkisiyle oluşturdukları edebî anlayışa "Sebk-i Hindî" denir.
*Sebk-i Hindî şairleri, bilmeceyi andıran karmaşık mazmunlar ve güçlükle anlaşılan alışılmamış benzetmelerle şiirdeki "anlam"ı "ses"in önüne geçirmiş, şiiri bütünüyle zihinsel bir çalışmanın ürünü yapmışlardır.
*İşitilmemiş ve geniş hayallerle donatılmış yeni mecazlar bulmak, her mısra için bir iç musiki ve söz ahengi oluşturmak, şairin en önemli özelliği olarak görülüyordu.
*Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalarla yüklü, bağlaçlarla örülü ağır bir dil kullanılmıştır.
*Sanatlı ve süslü ifadeler hayal gücüyle birleşince soyut, güç anlaşılır bir dil ortaya çıkmıştır.
*İran edebiyatındaki büyük ustaları, Tebrizli Saib ve Buharalı Şevket’tir.
*17. yüzyıl şairlerinden Nef’î, Nailî, Neşâtî bu akımdan az da olsa etkilenmişlerdir.
*18. yüzyıl şairlerinden Şeyh Galip'te bu şiir anlayışının izlerini bulmak mümkündür.
*Bu akım, 19. yüzyıl sonlarında Fransa'da görülen Sembolizm akımını andırmaktadır.


TASAVVUF:
*Hem bir felsefe, hem inanç sistemi, hem de yaşayış tarzı olan tasavvuf, 13. yüzyıldan itibaren Divan ve Halk edebiyatlarının temel doğuş kaynaklarından olmuştur.
*Getirdiği inanç sistemi, felsefî dayanak, kavram, mazmun ve terimler bolluğu göz önüne alınırsa tasavvufun, Türk sanat ve edebiyatında hakikî büyük ve sürekli, belki de biricik edebiyat akımı olduğu söylenebilir.
*Divan edebiyatında, Âşık Paşa, Fuzûlî, Nesimi, Kadı Burhanettin, Şeyh Galip bu akımdan etkilenenlerin başında gelir.


HİKEMİ (HAKİMANE) ŞİİR
*Düşünceye ağırlık veren, okura yol gösteren şiirlerdir.
*İnsanı, dünyayı, olayları değerlendiren çeşitli konular işlenmiştir.
*Özelliğini daha çok yol gösterici, düzeltici, eğitici konulara yer vermesinden alır.
*Anlatım kısa ve özlüdür.
*Atasözlerine, deyimlere, halk söyleyişlerine hikemi şiir dilinde sık rastlanır.
*Daha öncesinde böyle şiirler yazılmakla birlikte akım olarak ortaya çıkması 17. yy’da olmuştur.
*Hikemi şiir akımının edebiyatımızdaki öncüsü ve en güçlü temsilcisi Nabi'dir.
*Nabi Ekolü olarak da bilinen hikemi şiirlerin önemli diğer temsilcisi 18. yy divan şairlerinden Koca Ragıp Paşa’dır.
*Nabi'nin şiirle düşünceyi birleştirerek açtığı yolda kendisini izleyen ve 17. yüzyılın ikinci yarısı ile 18. yüzyılda yaşadıkları bilinen birçok şair yetişmiştir.  
*Ziya Paşa ve Namık Kemal'in bazı eserlerindeki hikemi edaya bakarak, Nabi'nin etkisinin Tanzimat Dönemi'nde de sürdüğü söylenebilir.


ENCÜMEN-İ ŞUARA:
*XIX. yüzyılın ikinci yarısında, hemen yenileşmenin başında, klasik zevki sürdüren şairler bu meclisi oluşturmuştur.
*Hersekli Arif Hikmet’in Aksaray’daki evinde her Salı günü toplanan encümenin amacı şiir yazmak isteyen gençlere yardımcı olmaktır.
*Klasik şiir (divan şiiri) zevki hâkimdir.
*Devrin önde gelen sanatçılarının yanında şiir sanatının başında olan şairler de vardır.
*Bu mecliste şairler kendi şiirlerini okur, bu şiirler üzerine konuşulurdu.
*Genç şairlerin şiirleri genellikle encümenin en genç şairi Namık Kemal tarafından okunurdu. Usta şairler bu şiirler hakkında takdir ve tenkitlerini ortaya koyarlardı.
*Şiir zevki itibariyle Sebk-i Hindi ekolünü takip etmişlerdir, yeni bir tarz ortaya koyamamışlardır.
*Şiirlerine başlık koymuşlar, nazireciliğe önem vermişlerdir.
*Yeni tema arayışına girmişlerdir.
*Ortak şiirler kaleme almışlardır.
*Bazı nedenlerden dolayı kısa sürede dağılmıştır bu topluluk.
*Temsilcileri: Leskofçalı Galip Bey, Osman Şems Efendi, Yenişehirli Avni,
Mustafa İzzet Efendi, Hersekli Arif Hikmet Bey, Kazım Paşa, Mehmet Lebib Efendi, İbrahim Halet Bey, Üsküdarlı Hakkı Bey, Recaizade Celal Bey, Salih Faik Bey, Memduh Faik Bey, İrfan Paşa, Mustafa Refik Bey, Salih Naili Efendi, Ziya Paşa ve Namık Kemal

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön