ŞAİR / SÖYLEYİCİ / MAHLAS / TAPŞIRMA / MÜSTEAR AD / RUMUZ / LAKAP - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

ŞAİR / SÖYLEYİCİ / MAHLAS / TAPŞIRMA / MÜSTEAR AD / RUMUZ / LAKAP

SINIFLAR > LİSE 1 > LİSE-1 / 3. ÜNİTE: ŞİİR

ŞAİR / SÖYLEYİCİ / MAHLAS
TAPŞIRMA / MÜSTEAR AD / RUMUZ / LAKAP:



ŞAİR/ŞAİRLİK:

*Şair kelimesi Arapçadan gelir.
*Şair, şiir yazan demektir.
*Doğaüstü güçlere sahip, meczup, kâhin gibi anlamlar da yüklenmiştir.
*Şair kelimesinin bir karşılığı da “ozan”dır.
*Şair öncelikle bir yazın insanıdır.
*Şair gerek insana gerek doğaya gerek olgu ve olaylara daha farklı ve duyarlı, sezgisel ve derinlikli bir perspektiften bakabilen insandır.
*Bu bakış ile duygularını, etkili ve dolaysız ifade biçimi olarak, ahenkli ve yüklü mısralarla dile getirir.
*İzlenimlerini halka aktarırken diğer sanatçılar kadar rahat değildir; çünkü ne günlük konuşma dilini kullanabilir ne de düzyazı tekdüzeliğini.
*Her iyi ve hızlı koşan insandan iyi bir atlet olmayacağı gibi, Türkçe konuşan ve yazan her kişiden de iyi bir şair olmayacağı muhakkaktır.
*Şairlerin, özellikle kullandıkları dilin inceliklerini iyi bilmeleri, milli kültürü tanımaları, geçmişteki şiir örneklerini iyi tahlil etmeleri ve yeteneklerini geliştirmeleri gereklidir.
*Şairler, tarih boyunca kendi toplumunda, düşünen, güzel söz söyleyen ve sözü dinlenen bir kişi olarak kabul ve saygı görmüştür.
*Şair, toplumun vicdanıdır.
*Şair; şiiri hayatının merkezine oturtan kişidir.
*Şair kalbinin hudutları çok geniştir.
*Şair, cemiyetin en hür insanı ve hürriyetin azat kabul etmez bir kölesidir.
*Şair, herkese benzemeyen ve benzemekten kaçan adamdır.
*Şair, titreyen ve titreten insandır.
*Gerçek şair, tüm insanlığın yükünü omuzlarında hisseden kişidir.
*Şairlik, samanlıktaki iğneyi bulup karanlıkta ipliği delikten geçirmektir.

Hasan Ali Yücel: "Şair, bir avcıdır. Meçhuller ormanında hakikatin seraplarını kovalar. Zekâsını yontarak yaptığı okunu avına atar; bu keskin ok, boşluklarda vızıldar; fakat çıktığı yerin çekme kuvvetinden büsbütün kurtulamaz; geri döner ve yumuşak, sıcak bir yere saplanır. Burası bir kalp ve o kalbin sahibi de şairdir."

Oktay Akbal: "Şairlik heveslilerinin ilk başta yapacakları şey, kendinden önce neler yazılmış, hangi gerekçelerle, itmelerle, duygulanmalarla, düşüncelerle yazılmış bunları bilmek ve incelemektir. Şair diye ortaya atılmak bir yürekliliktir, saygı duymalı bu yürekliliğe. Öte yandan biraz da acımalı bu yürekliliği gösterenlere, hele böylelerinin çiziktirdikleri şiirle ilgisiz şeylerse."



SÖYLEYİCİ:

*Bir şiirde konuşan, şairin sesini ve söyleyişini emanet ettiği kişi ya da varlığa “söyleyici” denir.
*Şiirde olayları yaşayan ve okur tarafından sesi duyulan, şairin ürettiği kurgusal kişilik “söyleyici” olarak adlandırılır.
*Söyleyici kavramı “şiirin öznesi”, “şiirsel ben” veya “lirik ben” olarak da adlandırılır.
*Söyleyici, şiire özgü kurgusal bir kişi ya da varlıktır.
*Şiiri anlatan kişi ya da varlık.
*Her şiirde şair tarafından belirlenen bir söyleyici vardır.
*Şiirin içeriği ve yansıttığı ruh durumuna göre söyleyicinin sesi ve karakteri ortaya çıkar.
*Hikâye ve roman gibi türlerde olay veya durumlar nasıl bir “anlatıcı“nın bakış açısından aktarılıyorsa şiirde de “söyleyici” aynı işlevi üstlenir.
*Şiirdeki söyleyici, fiil veya isimlere getirilen eklerle belirgin hâle gelir.
*Şiirde söyleyici kendisini “ben” veya “biz” zamiri ile veya daha farklı bir zamirle ifade edebilir.

Örnek:
Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum,
Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum.
Bekçileri gibiyiz ebenced buraların,
Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi,
Her gün aynı pınardan doldurup destimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla.

Bingöl Çobanları” şiirinin ilk bölümünde konuşan kişi şair değil, çobandır.
Şair burada âdeta kendini silerek çobanı hâkim kılmaktadır.



MAHLAS:

*Sanatçıların yapıtlarında kullanmak için aldıkları ikinci ada mahlas denir.
*Mahlas, günümüzdeki kullanımıyla “takma ad”ın karşılığı sayılamaz.
*Çünkü mahlas; takma ad gibi belirli amaçlarla, zaman zaman kullanılan bir ad değildir.
*Tersine, sanatçının asıl adı yerine geçmiştir.
*Mahlas kullanan çoğu sanatçının ilk adı unutulmuş, sanatçılar mahlaslarıyla anılmışlardır.
*Şairlerin şiire başladıklarında mahlas edinmeleri gelenekleşmiş bir durumdur.
*Mahlas hem halk şiirinde hem divan şiirinde görülür.
*Genellikle şiirlerin son bölümünde mahlas söylenir.
*Mahlas kelimesi, nam ismi ve lakap kelimesi ile yakın anlamdadır.
*Halk edebiyatında mahlas alma yolları:
a) Mahlasını kendi seçme.
b) Usta bir âşıktan, imam, pir ya da mürşitten alma.
c) Rüyasında görme.

Örnek:
Ey Fuzuli yeter eyledin bunca cefa
Serimi yoluna koydum gelmedin sen insafa
Güzellerin padişahı ya Muhammet Mustafa
Mah yüzüne bir nikap çek ben yandım el yanmasın      Fuzûlî (Divan Şairi)



TAPŞIRMA:

*Tapşırma “kendini tanıtma, bildirme, arz etme” anlamına gelir.
*Sanatçıların eserlerinde kullandıkları takma isme halk şiirinde tapşırma, divan şiirinde mahlas denir.
*Halk şairleri mahlaslarını son dörtlükte kullanır. Âşıklar dilinde bunun adı tapşırmadır.
*Âşık karşılaşmalarında, hangi âşık ayak açtıysa veya önden gittiyse, karşılaşmaya tapşırmak suretiyle son vermek de onun hakkıdır.
*İkinci âşık daha önce tapşıramaz, aksi takdirde mat olmuş/yenilmiş sayılır.

Örnek:
Karac’oğlan der ki geçti çağlarım
Meyve vermez oldu gönül bağlarım
Aklıma geldikçe durmaz ağlarım
Gözüm yaşı sel olduğu zamandır       Karacaoğlan (Halk Şairi)



MÜSTEAR AD:

*Arapça “ödünç alınmış” demek olan müstear, Türk edebiyatında takma ad manasıyla, Tanzimat’tan sonra muhtemelen Batılı yazarlardan örnek alınarak kullanılmaya başlanmıştır.
*Müstear ad, mahlas kullanmaktan farklı amaçlar için kullanılmıştır.
*Eskiden beri divan şairlerinin kullandığı mahlasla halk şairlerinin tapşırmaları kurallı bir geleneğin uygulaması olduğundan müstear isim sayılmaz.
*Önceleri “nâm-ı müsteâr” denilen müstear isim daha sonra “takma ad” olarak yaygınlaşmıştır.
*Yazarlar ve şairler müstear adları, yasaklardan, siyasi baskılardan, eserlerinin yayınlanmasına engel olunacağı korkularından dolayı tercih etmişlerdir.
*Yazarlar edebi ünlerine uymayacak basit, popülist konulu, para kazanmak amaçlı, sıradan eserler yazdıklarında da müstear ad kullanmayı tercih etmişledir.
*Örneğin Peyami Safa, para kazanmak amaçlı yazdığı piyasa romanlarında Server Bedi müstear adını kullanmıştır.

Siyasî-cezaî sorumluluktan kaçmak için:
Nâmık Kemal / Sâbir

Kişiler hakkında hiciv, ağır tenkit ve hakarette bulunma:
M. Fuad Köprülü / Âşık Coşkun; Yusuf Ziya Ortaç / Çimdik

Resmî mesleği dolayısıyla endişeden:
Ali Ekrem Bolayır / A. Nâdir

Asıl mesleğinden farklı bir alanda yazma:
İsmail Hami Danişmend / Muhtî / Râbia Hatun

Aynı dergide birbirinden farklı pek çok yazı kaleme alma:
Büyük Doğu’da Necip Fazıl Kısakürek / Adıdeğmez / Dilci / Ahmet Abdülbaki / Ozan



RUMUZ:

*Rumuz veya takma ad; bir kimsenin bilinçli olarak gerçek ismi yerine kullandığı isimdir.
*Anlamlı veya tamamen uydurma olabilir.
*Gerçek ismini herhangi bir nedenle açıklamak istemeyen kişilerin internet dünyası veya gerçek dünyada kullandıkları sahte isimlerdir.
*Örneğin, Güzin Abla gibi uzman ve köşe yazarlarına mektup gönderen okuyucular, gerçek kimliklerini gizlemek için rumuz kullanırlar.
*Rumuzun İngilizce karşılığı nickname'dir (kısaca nick).
*Bir bilgisayar terimi olarak tüm dünyada yaygın şekilde kullanılmaktadır.
*İnternet yaygınlaştıkça orijinal halinde Türkçeye de girmiştir.
*Günümüz Türkçesinde, nickname, İnternet'te belli bir iletişim (haberleşme) hizmetini, düzenli olarak kullanmak isteyen kişinin, kendi adından farklı olarak, bu hizmeti, gerçek adını gizleyerek kullanmak için, kendine taktığı ad veya ad yamasıdır.



LAKAP:

*Lakaplar bir kimseye (veya bir sülaleye) belirli bir özelliğinden dolayı genellikle başkaları tarafından takılan adlardır.
*Lakaplar bir kimsenin fiziksel bir özelliğine atfen verilmiş olabileceği gibi (Uzun Hasan, Kel Sait vs.) yaptıkları işlere atfen de verilmiş olabilir. (Büyük İskender, Fatih Sultan Mehmet vs.)
*Olumlu veya olumsuz anlamlar içerebilirler.
*Elbette bir kimse -eğer lakabı varsa- bunu çeşitli ortamlarda rumuz olarak kullanmayı da tercih edebilir.
*Lakap sözcüğü Türkçeye Arapçadan geçmiştir.

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön