SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI (EDEBİYAT-I CEDİDE) - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI (EDEBİYAT-I CEDİDE)

EDEBİYAT > BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI(MODERN DÖNEM) > SERVETİ FÜNUN EDEBİYATI

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI
(EDEBİYAT-I CEDİDE) (SALON EDEBİYATI) (1896 – 1901)

*Türk edebiyatında 1896-1901 yılları arasında faaliyet gösteren edebî topluluktur.
*Çevresinde toplandıkları dergiden dolayı bu gruba “Servet-i Fünûn edebî topluluğu” da denilmektedir.
*Servet-i Fünûn dergisi etrafında toplanan şair ve yazarlar, yeni bir edebî akımı başlattıklarını ifade edecek şekilde kendilerinden ve yayınlarından “edebiyât-ı cedîde” diye bahsetmişlerdir.
*Bu hareket bir süre “yeni edebiyât-ı cedîdecilerşeklinde hafife alındıysa da daha sonra kabul gördü.
*Bu hareket, eski-yeni, yerli-Avrupaî edebiyat çatışmalarının doğurduğu önemli merhalelerden biridir.
*1895 yılı sonlarında Hasan Âsaf adlı genç bir şairin bir beytinde geçen “abes” – “muktebes” kelimelerinin kafiye olup olamayacağı konusunda başlayan tartışma bu yeni edebiyat topluluğunun kurulmasına vesile olmuştur.
*1896 yılına gelindiğinde Tanzimat’ın birinci ve ikinci dönem sanatçılarından bir kısmı ölmüş, bir kısmı da edebiyat hayatını noktalamıştı.
*Bu sebeple edebiyat ortamında bir boşluk doğmuştu.
*Recâizâde Mahmut Ekrem edebiyattaki bu boşluğun farkındaydı.
*Ekrem Bey kendileri için yeni bir yayın organı olarak Servet-i Fünûn’u bulur.
*Aynı edebiyat anlayışına sahip olan ve o zamana kadar değişik dergilerde yazan şair ve yazarlar bu tarihten sonra yavaş yavaş Servet-i Fünûn dergisinde toplanırlar.
*Edebiyât-ı Cedîde’nin edebiyat görüşlerini yansıtan belirli bir beyannâmesi yoktur.
*Edebiyatımızda gerçek anlamda Batı etkisi, Servet-i Fünun döneminde görülür.
*Servet-i Fünun sanatçılarının hemen hemen tamamı Tanzimat Döneminde açılan yabancı okullarda eğitim görmüş ve Batı kültürüyle yetişmişlerdir.
*Sanatçıların hepsinin eserlerinde Fransız edebiyatının ve Batılı akımların etkisi görülür.
*Doğu-Batı mücadelesinin Batı lehine sonuçlandığı dönemdir.
*Geniş halk toplulukları yerine az sayıdaki aydın topluluğuna hitap edenSalon Edebiyatı” oluşturulmuştur.
*Olay kahramanları aydın kesimden seçilmiştir.
*Hikâye ve romanlarda olaylar İstanbul’da, saray ve konak çevrelerinde geçmektedir.
*“Sanat, sanat içindir.” ilkesine bağlı kalmışlardır.
*Meclis-i Mebûsan’ın kapatılışı, zamanla sansüre ve jurnallere dayanan bir rejimin oluşması, yazarları da siyaset ve toplum meselelerinde susmaya zorlamıştır.
*Bu durum edebiyatta içe kapanma, kendi ıstıraplarını dile getirme şeklinde tezahür etti.
*Siyasi ortam nedeniyle sosyal sorunlara eğilememişlerdir.
*Tanzimat dönemimdeki kanun, hak, adalet gibi kavramlar bu dönemde terk edilmiştir.
*Bireysel konulara ağırlık vermişlerdir. (Aşk, doğa, karamsarlık, şahsi hayaller, melankoli …)
*Estetik değerlerde gelişme ve derinleşme görüldü.
*Hep uzak ülkelere gitme hayaliyle yaşamışlardır.
*Eserlerde okuru eğitme tutumundan vazgeçilir.
*Fransız cümle yapısı Türkçeye uyarlanmaya çalışılmış; yapıtlarda devrik ve eksiltili cümlelere yer verilmiştir.
*Tanzimat’ın başlangıcından beri sadeleşmeye doğru giden yazı dilini yeniden ağırlaştırmakla suçlanmışlardır.
*Şiir ve romanlarındaki kadın ve erkek kahramanların adları da Sezâ, Sühâ, Behlül, Lâmia, Bihter, Peyker, Pervîn gibi müzikal değeri olan, fakat pek kullanılmamış isimlerdir.
*Biri mücerret, diğeri müşahhas kelimelerden yapılmış, zihinde yeni imajlar uyandıran Farsça terkipler de bu dilin özelliklerindendir: “Leyâl-i girîzân, inkisâr-ı hayâl, teb-i ümmîd, havf-ı siyâh” gibi.
*Nazım (şiir) nesre (düzyazı) yaklaştırılmıştır.
*Nazımda (şiirde), parnasizm, sembolizm; nesirde (düzyazıda), realizm, natüralizm akımlarını benimsemişlerdir.
*Siyasi basılar nedeniyle tiyatrodan uzak durmuşlardır.
*Yazılan oyunlarda konuşma diline yaklaşma çabası göze çarpar.
*Tanzimatçılar her türde eser vermişken Servet-i Fünuncular genellikle bir türde yoğunlaşma ve iyi eser verme fikrini benimsemişlerdir.
*Şiirde, anlamdan daha çok anlatıma önem vermişlerdir.
*Şiirin konusunu genişletmişlerdir.
*Divan edebiyatını –aruz ölçüsü dışında– reddetmişlerdir.
*Büyük oranda aruz kullanılmıştır. Bir şiirde birden fazla kalıbı kullanılabilmiştir.
*Hece ölçüsü, Tevfik Fikret tarafından “Şermin” adlı eserinde kullanılmıştır.
*“Sanatkârâne üslup” ve yeni bir “vokabüler” (söz varlığı) oluşturma kaygısıyla oldukça ağır bir dil kullanılmış, süslü ve sanatlı bir anlatım benimsenmiştir.
*Ses, musiki, söyleyiş ve şekil özelliklerinin üzerinde durulmuştur.
*Kimsenin kullanmadığı Arapça, Farsça yeni kelimeler ve ilginç terkipler kullanılmıştır.
*”Tîrâje, şegaf, ibtikâ, pûşîde, tekattur, tebeşbüş, mükevkeb, müşemmes, mukmir, nevîn” gibi kelimeleri etimoloji kurallarını zorlayarak kullanmışlardır.
*Beyit bütünlüğü yerine, konu bütünlüğüne önem verilmiştir.
*Cümle, dize veya beyitte tamamlanmayıp özgürlüğe kavuşturulmuştur.
*Şiirlerini “kafiye kulak içindir” anlayışıyla yazmışlardır.
*Duygu ve hayal unsurlarını gerçeklere tercih etmişlerdir.
*Şiirde üç değişik “biçim anlayışı” vardır:
a) Batı’dan aldıkları sone, terza-rima, triyole.
b) Divan edebiyatından alıp, türlü değişikliklerle kullandıkları müstezat (serbest müstezat).
c) Bütünüyle kendi oluşturdukları biçimler.
*Ferdiyetçi bir edebiyatın taraftarı olarak ortaya çıkan Edebiyât-ı Cedîdeciler’in hem ferdiyetçiliklerinin aşırılığından hem de Tevfik Fikret’in hırçın ve çabuk gücenir karakterinden dolayı aralarında çözülme başlamıştır.
*16 Ekim 1901 tarihli Servet-i Fünûn’da Hüseyin Cahit’in tercüme bir yazısından dolayı geçici olarak kapatılan dergi bir süre sonra yeniden yayımlanmaya başladıysa da topluluk dağılmış ve dergi Edebiyât-ı Cedîdeciler’in yayın organı olma karakterini kaybetmiştir.


SERVET-İ FÜNUN (EDEBİYAT-I CEDİDE) SANATÇILARI:


SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI DIŞINDA KALAN SANATÇILAR
SERVET-İ FÜNUN DÖNEMİNİN BAĞIMSIZ SANATÇILARI
(BAĞIMSIZ SANATÇILAR):



 
İçeriğe dön | Ana menüye dön