TÜRKÇENİN (TÜRK DİLİNİN) TARİHÎ GELİŞİMİ - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

TÜRKÇENİN (TÜRK DİLİNİN) TARİHÎ GELİŞİMİ

SINIFLAR > LİSE 2 > LİSE-2 / 1. ÜNİTE: GİRİŞ

TÜRKÇENİN (TÜRK DİLİNİN) TARİHÎ GELİŞİMİ:

Sayfada Yer Alanlar:
TÜRK DİLİNİN TARİHÎ DÖNEMLERİ (TASNİF-1)
TÜRK DİLİNİN TARİHÎ DÖNEMLERİ (TASNİF-2)
TÜRK DİLİNİN TARİHÎ DÖNEMLERİ (TASNİF-3)
TÜRKÇENİN TARİHÎ GELİŞİMİ (ÖZET)
TÜRKÇENİN İLK YAZILI METİNLERİ
ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ
TÜRKÇENİN TARİHÎ GELİŞİMİ (GENİŞ)
TÜRK DİLİNİN ŞİVELERİ



TÜRK DİLİNİN TARİHÎ DÖNEMLERİ: (TASNİF-1)

1. İlk Türkçe (Başlangıçtan Milat sıralarına kadar)

2. Ana Bulgarca ve Ana Türkçe dönemleri (1.-6. yy.)

3. Eski Türkçe ve Eski Bulgarca dönemleri (6.-11. yy.)

4. Orta Türkçe ve Orta Bulgarca dönemleri (11.-16. yy.)

5. Yeni Türkçe ve Çuvaşça dönemi (16. yüzyıl sonrası)


------------------------------


TÜRK DİLİNİN TARİHÎ DÖNEMLERİ: (TASNİF-2)


A-KARANLIK DÖNEM:

B-ALTAY DÖNEMİ:
*Türkçenin Altay dillerinden (Moğolca, Tunguzca, Mançuca, Korece, Japonca) henüz ayrılmadığı bir dönemdir.

C-İLK TÜRKÇE DÖNEMİ:
*Türkçenin Altaycadan koptuğu ve bağımsız özellikler göstermeye başladığı dönemdir.

D-ANA TÜRKÇE DÖNEMİ:
*Bu dönem, Türklerin tarih sahnesinde görüldüğü Büyük Hun İmparatorluğu zamanındaki Türkçedir.
*Bu dönemle ilgili metinler Çin kaynaklarında mevcuttur.
*Hunlara ait olduğu kabul edilen şiir örnekleri vardır.

E-METİNLERLE TAKİP EDİLEN DÖNEM:

1. Eski Türkçe:
a. Göktürk Dönemi:
*Göktürkler zamanında yazılmış olan metinlerdir.
*8. Yüzyılda yazılmış olan Orhun Abideleri ilk tarih, hitabet ve anı örneğidir.
*Bu metinler Türklerin kullandığı ilk alfabe olan Göktürk alfabesiyle yazılmıştır.

b. Uygur Dönemi:
*Uygurlar döneminde yazılan metinler dini içeriklidir, Uygur alfabesiyle yazılmıştır.
*Bu dönem eserleri Sekiz Yükmek, Altun Yaruk, Irk Bitig, Kalyanamkara ve Papamkara’dır.

c. Karahanlı Dönemi:  
*Bu dönem Türklerin İslamiyet’e girdiği dönemdir.
*Eserler kısmen Uygur, kısmen Arap alfabesiyle yazılmıştır.
*İlk İslami eserler olan bu eserler: Kutadgu Bilig, Atebetü’l Hakayık, Divanü Lügati’t Türk, Divan-ı Hikmet’tir.


2.A. Kuzey-Doğu Türkçesi:
*Orta Asya’yla Hazar Denizi’nin kuzeyinde konuşulan Türkçedir.
*15.yüzyıldan sonra Kuzey Türkçesi ve Doğu Türkçesi (Çağatayca) olarak iki farklı koldan gelişimini sürdürmüştür.

a. Kuzey Türkçesi:
*Temeli Kıpçak şivesine dayanır.
*Kıpçakça veya Tatarca olarak da anılır.
*Kodeks Kumanikus, Husrev ü Şirin Tercümesi, Gülistan Tercümesi gibi eserlerde bu dönemin dil özellikleri görülür.

b. Doğu Türkçesi (Çağatayca):
*15.yüzyılda farklılaşmıştır.
*Orta Asya Türkleri tarafından kullanılan ve günümüze kadar yaşayan yazı dilidir.
*Ali Şir Nevai, Babür Şah, Ebu’l Gazi Bahadır Han bu yazı dilinin en önemli temsilcileridir.

Çağdaş Dönemde Uygur ve Özbek Türkçesi tarafından temsil edilir.

c. Çağdaş Dönem:
*Kuzey ve Doğu Türkçesinin Çağdaş Dönem kolları:
Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi, Tatar Türkçesi


2.B. Batı Türkçesi:
*Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan ve Gagavuz Türkleri konuşur.
*Tarih içinde üç dönemde incelenir.

a. Eski Anadolu Türkçesi:
*13-15. Yüzyıllar arasını kapsar. Anadolu’da konuşulur.

b. Osmanlı Türkçesi:
*15.yüzyıldan sonra Arapça ve Farsçanın etkisinde gelişmiştir.
*20.yüzyıla kadar devam etmiştir.

c. Çağdaş Dönem:
Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Türkmenistan Türkçesi, Gagavuz Türkçesi


------------------------------


TÜRK DİLİNİN TARİHÎ DÖNEMLERİ: (TASNİF-3)

>ALTAY ÇAĞI

>EN ESKİ TÜRKÇE ÇAĞI

>İLK TÜRKÇE ÇAĞİ

>ESKİ TÜRKÇE ÇAĞI
A) Köktürk
B) Uygur: 1)Uygur yazısı  2)Manihey yazısı  3)Soğdak Yazısı  4)Brahmi yazısı

>ORTA TÜRKÇE

>KUZEY-DOĞU TÜRKÇESİ
A)Kuzey Türkçesi
B)Doğu Türkçesi:  1)Çağatay Öncesi  2)Klâsik Çağatayca  3)Çağatay Sonrası (Özbekçe)

>BATI TÜRKÇESİ
A) Eski Anadolu Türkçesi
B) Osmanlıca
C) Türkiye Türkçesi

>TÜRK DİLİNİN BUGÜNKÜ DURUMU VE YAYILMA ALANLARI
Dünyada konuşulan Türk şivelerini beş grupta toplamak mümkündür:

1- Güney-Batı Türk Şiveleri:
Anadolu ve Rumeli ağızları, Kırımı Osmanlı, Gagauz, Azeri ve Türkmen şiveleri

2- Kuzey-Batı Türk Şiveleri:
Kazan, Kırım-Tatar, Başkırt, Kumuk, Karaçay şiveleri

3- Güney-Doğu Türk Şiveleri:
Özbek, Yeni Uygur, Sarı Uygur şiveleri

4- Kuzey-Doğu Türk Şiveleri:
Albay, Abakan şiveleri

5- Merkez veya Orta Türk şiveleri:
Kazak, Karakalpak, Nogay, Kırgız şiveleri


------------------------------


TÜRKÇENİN TARİHÎ GELİŞİMİ (ÖZET):

ESKİ TÜRKÇE:
*Türklerin VIII. yüzyıldan XIII. yüzyıla kadar kullandıkları tek yazı dili Eski Türkçedir.
*Eski Türkçe; Kök Türk, Uygur ve Karahanlı devirlerini içine alır.
*Türkler bu zaman içinde birbirlerinden ayrı bölgelerde yeni kültür merkezleri meydana getirmelerine rağmen hep bu dile bağlı kalmışlardır.
*Kök Türklerden sonra gelen Uygur ve Karahanlı devirleri Türk milletinin yeni medeniyet ve dinlerle tanıştığı zamanlardır.
*Kök Türklerin bıraktığı Orhun Kitabeleri de denen Kök Türk Yazıtları, Uygurlardan kalan dinî ve hukukî metinler, Karahanlılar devrinde yazılan ve İslami Türk edebiyatının başlangıcını meydana getiren Kutadgu Bilig, Divân-ı Lugati’t Türk ve Atabetü’l Hakayık gibi eserler Eski Türkçe ile yazılmıştır.

KUZEY-DOĞU TÜRKÇESİ, BATI TÜRKÇESİ
*Eski Türkçeden sonra başlayan Orta Türkçe devri, Türklerin yeni yazı dillerini meydana getirdikleri bir dönemdir.
*Bu devirde Türkler batıda Anadolu’ya kuzeyde Karadeniz’in kuzeyi ile batı kısmına kadar yayıldı.
*Bu devirde Türkçe, Kuzey-doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi adı ile ikiye ayrılmıştır.

A. KUZEY-DOĞU TÜRKÇESİ
*Kuzey-doğu Türkçesi XIII. yüzyıl ile XIV. yüzyıllarda Eski Türkçenin devamı olarak Hazar Denizi’nin kuzeyinde ve Orta Asya’da kullanıldı.
*Eski Türkçenin özelliklerini koruyup geliştirerek devam eden bu yazı dili, Kuzey ve Doğu Türkçesi olmak üzere iki kolda gelişir. a. Kuzey Türkçesi b. Doğu Türkçesi

B. BATI TÜRKÇESİ
*Hazar Denizi’nin güneyinden geçerek batıya gelip yerleşen Oğuz Türklerinin yazı dilidir.
*Türkçenin Eski Türkçeden sonra görülen iki kolundan birini oluşturur.
*XIII. yüzyıldan günümüze kadar kesintisiz devam etmiştir.
*Diğer yazı dillerine göre daha çok gelişme göstermiştir.
*Batı Türkçesi; Eski Anadolu Türkçesi, Osmanlı Türkçesi ve Türkiye Türkçesi olarak üç devreye ayrılır.

a) Eski Anadolu Türkçesi (Eski Türkiye Türkçesi):
*Batı Türkçesinin ilk devri olan Eski Anadolu Türkçesi XIII. yüzyıldan XVI. yüzyıla kadar devam etmiştir. *Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve ilk Osmanlı bu devre girmektedir.

b) Osmanlı Türkçesi:
*Türkçe Osmanlı Devletinin sınırları içinde, Hazar’dan Orta Avrupa ‘ya, Kırım’dan Afrika’ya kadar geniş bir sahaya yayılmıştır.
*Bu yayılma XVI. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar devam etmiştir.
*Türkçe bu devrede yabancı dillerden pek çok kelime ve gramer şekilleri almıştır.

c) Türkiye Türkçesi:
*Batı Türkçesinin üçüncü devresi Türkiye Türkçesi devresidir.
*Genellikle “Yeni Lisan Hareketi” bu dönemin başlangıcı kabul edilir.
*1908 yılından bu yana yüzyıla yakın bir zamanı içine alan bu devrede Türkçe yabancı gramer şekillerini bırakmış ve kendi yatağında akmaya başlamıştır.
*Bu devrin temelinde, İstanbul konuşmasının esas alındığı bir yazı dili vardır.
*Türkiye Türkçesinin gelişmesi içinde Yeni Lisan Hareketi’nden sonra en geniş çalışma Dil İnkılabı’dır.
*1928’de Latin alfabesinin kabulü 1932’de Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türk Dili Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu)’nin kuruluşu bu hareketin önemli halkalarıdır.

(Kemal YAVUZ, Türk Dili ve Kompozisyon Dersleri)


------------------------------


TÜRKÇENİN İLK YAZILI METİNLERİ:

*İlk izlerine Sümer kaynaklarında rastlanan Türk dilinin ilk verileri Hunlardan kalan birkaç kelimedir.
*Bu birkaç kelimelik veri bir kenara bırakılırsa Moğolistan’da bulunmuş olan 6 satırlık Çoyr yazıtı (687-692), Türkçenin tarihi bilinen en eski metnidir. (ÖSYM henüz bu bilgiyi kullanmadı.)
*Köktürklerden kalan Köl Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk anıtları ise, geçmişi eskiye dayanan hacimce en büyük Türkçe metinleri ihtiva etmektedir.
*7-10. yüzyıllar arasında Türkçe, Macaristan’dan Güney Sibirya’ya ve Moğolistan içlerine kadar uzanan sahada Göktürk harfleriyle yazılan bir yazılı dil olarak kullanılmıştır.
*Yazıtlar, Moğolistan’dan sonra en yaygın olarak Güney Sibirya’da Yenisey ve kollarının suladığı alanlarda bulunmaktadır.
*Asya’da Runik harfli yazıtlar beş ana bölgede toplanmıştır. Bunlar Batı Türkistan, Doğu Türkistan, Moğolistan, Güneydoğu Sibirya ve Kuzeydoğu Sibirya’dır.
*Köktürklerden sonra gelen Uygurlar, 9. yüzyıldan itibaren Tarım havzasında ve Gansu bölgesinde Göktürk, Uygur, Soğdak ve Brahmi alfabeleriyle eserler meydana getirmişlerdir.
*Elimizdeki kâğıda yazılı metinlerin en erken tarihlisi işte bu 9. yüzyıla, Uygurlara, ait metinlerdir.
*Moğolistan’da bulunan anıtlardan bazıları da Uygurlara aittir.
*Onlar bu anıtlara belgü ve bitig adını vermişlerdir.
*Budist Türk çevresinden bugün için elimizde hem dinî, hem de din dışı zengin bir edebiyatı bulunmaktadır.
*Yazmaların çoğu Soğd yazısından geliştirilmiş Uygur alfabesi ile yazılmıştır.
*Bununla birlikte doğrudan Soğd yazısıyla yazılan birkaç parça ile Brahmi ve Tibet yazısı ile yazılmış az sayıda yazma da mevcuttur.
*Türk Budist edebiyatının büyük çoğunluğunu Çince, Tibetçe, Sanskritçe, Toharca ve Sogdcadan yapılmış çeviriler teşkil etmektedir.
*Az sayıda telif eser de mevcuttur.
*10.yüzyılda Kâşgar ve Balasagun civarında ortaya çıkan yeni bir Türk kültür çevresi Kutadgu Bilig ve Dîvânü Lûgati’t-Türk gibi eserleri meydana getirmiştir.
*13. yüzyılda Türk yazı dili Harezm bölgesinde merkezîleşmiştir.
*13. ve 14. yüzyıllarda Türk yazı dili bu ana sahadan başka Yukarı İdil sahasında, Mısır’da ve Anadolu ile Azerbaycan sahasında kullanılmaktaydı.
*Anadolu ve Azerbaycan’da bu yüzyılda Oğuz ağzına dayalı yeni bir yazı dili oluşmuştur.
*İdil Bulgarcası, 14. asırdan sonra yerini Kıpçakçaya bırakmıştır.
*Mısır ve Suriye’de ise 15. yüzyıldan sonra Kıpçak Türkçesi kullanılmaz olmuştur.
*Kuzey ve Doğu Türklerinde Harezm Türkçesinin devamı niteliğindeki Çağatay Türkçesi, tek ve ortak yazı dili olarak 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar sürmüştür.
*19. yüzyılın ortalarından itibaren ise İlminski ve Ostroumov’un çabalarıyla her Türk boyunun konuşma dilinin ayrı bir yazı dili hâline getirilmesi görüşü hayata geçirilmeye başlanır.
*Bu süreç 1930’lara kadar devam etmiştir.
*Bu çalışmaların neticesinde bugün yirmi farklı Türk yazı dili ortaya çıkmış durumdadır.


------------------------------


ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ:

I. ÇUVAŞ
Viryal
Anatri

II. KIPÇAK veya KUZEYBATI KOLU
1. Kuzey veya Volga Kıpçak
Kazan Tatarları
Mişer Tatarları
Başkurt

2. Doğu veya Aral-Hazar
Kırgız
Kazak
Karakalpak
Nogay

3. Batı veya Pontus-Hazar
Kumuk
Karaçay Balkar
Kırım Tatar
Dobruca Tatar Urum veya Grek Tatar
Karaim

III. OĞUZ veya GÜNEYBATI KOLU
Türkmen
Horasan
Azeri
Türkçe veya Osmanlıca
Gagavuz

IV. HALAÇ veya GÜNEY KOLU

V. TÜRKİSTAN veya DOĞU KOLU
Özbek
Yeni Uygur
Türki
Salar
Hoton
Sarı Uygur

VI. SİBİRYA veya KUZEY KOLU
Sibirya Tatarları
Altay
Şor     
Hakas
Çulum
Tuva
Tofalar

VII. YAKUT


------------------------------


TÜRKÇENİN TARİHÎ GELİŞİMİ (GENİŞ):

Eski Türkçe:
*Türk yazı dilinin ele geçen ilk örnekleri Orhun âbidelerinin metinleridir.
*Fakat bu metinler şüphesiz Türk yazı dilinin ilk örnekleri değildir.
*Çünkü Orhun âbidelerindeki dil yeni teşekkül etmiş bir yazı dili olarak değil, çok işlenmiş bir yazı dili olarak karşımıza çıkmaktadır.
*Bu bakımdan, Türk yazı dilinin başlangıcını ele geçen bu ilk metinlerden çok daha öncelere çıkarmak gerekir.
*Türk yazı dilinin başlangıcını Milâdın ilk asırlarına, hiç olmazsa Orhun âbidelerinden bir kaç asır önceye çıkarmak doğru olur.
*Nazarî olarak Milâdın ilk asırlarında başladığını kabul ettiğimiz ve ilk ele geçen metinleri sekizinci asra ait olan bu yazı dili, 12 - 13. asra kadar devam etmiş olup; bu devre, Türk yazı dilinin ilk devresini teşkil etmektedir.
*Bu ilk yazı dili devresi, müşterek bir yazı dili devresidir.
*Yani bu yazı dili bütün Türklüğün tek yazı dili olarak kullanılmıştır.
*O devirden kalma eserlerde görülen ufak tefek farklar ise saha ve zaman farklarından ileri gelen normal ayrılıklar olup tek bir yazı dilinin hudutlarını aşacak mahiyette değildir.
*Kâşgarlı’nın en çok beğendiği ve şivelerle karşılaştırırken “Türkçe” diye adlandırdığı, Hakaniye Türkçesi, yahut başka eserlerde Kâşgar dili, Kâşgar Türkçesi adı ile anılan dil hep bu ilk Türk yazı dilidir.
*Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük bir kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğu için bu devreye Uygur devresi, bu yazı diline de Uygurca denilebilir.
*Fakat, Türkoloji öğretiminde Türkçe’nin bu ilk devresi için bugün en uygun isim olarak “Eski Türkçe” tabirini kullanmaktayız.
*Türkçe’nin bütün yapısı bu devre ile izah edilebilmektedir.
*Yani bu devre, Türkçe’nin ana Türkçe devresi, ilk devresi, eski devresidir.
*Eski Türkçeden daha önceki devir ise Türkçe’nin karanlık devridir.
*O devir artık Eski Türkçe’nin Çuvaşça ve Yakutça ile, bunların da daha ileride Moğolca ile birleştikleri devirdir.
*Türkçe tarih boyunca iki gramer yapısına sahip olmuştur.
*Eski Türkçe devresi Türkçe’nin eski gramer yapısını temsil eder.
*Ondan sonraki devreler Türkçe’nin yeni gramer yapısına sahip olan devrelerdir.

Kuzey-doğu Türkçesi, Batı Türkçesi:
*Eski Türkçeden sonraki devre gelince, bu devirde Türkçe karşımıza birden fazla yazı dili ile çıkmaktadır. *Eski Türkçe’nin sonlarında Orta Asya’daki Türklük âlemi parçalanarak büyük kütleler hâlinde Hazar Denizinin güney ve kuzeyinden kuzeye ve batıya yayılmıştır.
*Yeni kültür merkezleri meydana gelmiştir.
*İslâm kültürü Türkler arasına gittikçe kuvvetli bir şekilde yerleşmeye başlamıştır.
*Dış sebeplerle beraber Türkçe’nin içinde bir müddetten beri kendisini hissettiren tabiî gelişmeler neticesinde ortaya büyük değişiklikler çıkmıştır.
*Yazı dili birliği parçalanarak Eski Türkçe ömrünü tamamlamıştır.
*Ayrılan Türklük kollarının yeni kültür merkezleri etrafında kendi şivelerine dayanan yazı dilleri meydana getirmeleri, birden fazla yeni yazı dilinin doğmasına ve gelişmeğe başlamasına sebep olmuştur.
*Böylece 12-13. asırdan sonra biri Kuzey-doğu Türkçesi, diğeri Batı Türkçesi olmak üzere iki Türk yazı dili meydana gelmiştir.

Kuzey Türkçesi, Doğu Türkçesi:
*Kuzey-doğu Türkçesi önce 13 ve 14. asırlarda, bir müddet, eski ve yeni arasında köprü vazifesi gören bir geçiş devresi hâlinde devam etmiş; sonra 15. asırdan itibaren Kuzey Türkçesi ve Doğu Türkçesi olarak iki yeni yazı diline ayrılmıştır.
*Son zamanlara kadar devam eden bu yazı dillerinden Kuzey Türkçesi, “Kıpçak Türkçesi”dir.
*Doğu Türkçesi ise Çağatayca gibi yanlış bir isimle anılan ve Timur devrinde başlayarak 15. ve 16. asırlarda kuvvetli bir edebiyat meydana getirmek suretiyle en parlak çağını yaşadıktan sonra son zamanda yerini modern Özbekçeye bırakan yazı dilidir.

Batı Türkçesi:
*Bu yazı dili 12. asrın ikinci yarısı ile 13. asrın ilk yarısında teşekküle başladığı anlaşılan, 13. asrın ikinci yarısından itibaren de metinlerini günümüze kadar aralıksız bir şekilde takip ettiğimiz yazı dilidir.
*Selçuklulardan başlayarak bugüne kadar gelen ve devam etmekte olan bu yazı dili, Türklüğün en büyük ve en verimli yazı dili durumundadır.
*Batı Türkçesinin esasını Oğuz şivesi teşkil eder.
*Onun için bu yazı diline Oğuz Türkçesi de denilebilir.
*Oğuz şivesi Hazar Denizinden Balkanlara kadar uzanan sahaya yayılmış bulunan Türkçedir.
*Bu saha ise batı Türklerinin yaşadığı sahadır.
*Onun için Oğuz yazı diline, Oğuz Türkçesine umumî olarak Batı Türkçesi adını vermekteyiz.

Azeri Türkçesi, Osmanlı Türkçesi:
*Batı Türkçesinin içinde saha bakımından zamanla iki daire meydana gelmiştir.
*Bunlardan biri Azeri ve Doğu Anadolu sahasını içine alan doğu Oğuzcası, diğeri Osmanlı sahasını içine alan batı Oğuzcasıdır.
*Doğu ve batı Oğuzcaları arasında ilk asırlarda çok küçük saha farkları dışında bir ayrılık mevcut olmamış, bu saha farkları yavaş yavaş genişleyerek ancak 17. asırdan sonra doğu ve batı Oğuzca dairelerini meydana getirmiştir.
*Bununla beraber arada yine iki yazı dili olacak kadar fark mevcut değildir ve her ikisi de aynı şiveye, yani Oğuz şivesine dayandıkları için Azeri ve Osmanlı Türkçeleri ancak tek bir yazı dilinin kardeş iki dairesi sayılabilirler.
*Esasen doğu ve batı Oğuzcası arasındaki farklar daha çok şivede yani konuşma dilinde kalmış, devamlı olarak Osmanlı kültür ve edebiyatının tesiri altında kalan Azeri sahasında yazı dili, Osmanlı Türkçesinden konuşma dilindeki ile mukayese edilemeyecek kadar az bir ayrılık göstermiştir.


Batı Türkçesinin Gelişmesi:
*Batı Türkçesinin yedi asırlık uzun hayatında bazı merhaleler vardır.
*Bu merhaleler onun iç ve dış gelişme seyri içinde görülen çeşitli safhalardır.
*İç yapı bakımından gösterdiği değişiklikler, Türkçe kök ve eklerde görülen bazı ses ve şekil değişiklikleri olup, doğrudan doğruya Türkçe’nin tabiî gelişmesi ile ilgilidir.
*Dış yapı bakımından Batı Türkçesinde görülen çeşitli safhalar ise, Türkçe’nin bünyesi ile ilgili olmayıp, onun, içine karışan yabancı unsurlara göre aldığı değişik görünüşlerden ibarettir.
*Demek ki Batı Türkçesinde Türkçeden başka bir de yabancı unsurlar vardır.
*Bu unsurlar çeşitli Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerdir.
*Türklerin İslam kültürü çerçevesine girmeleri dolayısıyla Türkçeye sokulan Arapça ve Farsça unsurlar, Türkçeyi Eski Türkçeden sonra, yeni yazı dilleri devresinde istilâya başlamış, bu istilâ bilhassa Batı Türkçesinde gelişme göstererek bir kaç asır içinde Türkçeyi âdeta tanınmaz bir hâle getirmiştir.
*Arapça ve Farsça unsurların Batı Türkçesi içindeki durumu yedi asır boyunca hep aynı olmamış ve çeşitli safhalar göstermiştir.
*Bu sebeple Batı Türkçesi içinde hem Türkçe bakımından, hem de yabancı unsurlar bakımından birbirinden farklı bir kaç devre var demektir.

*İşte 13. asırdan günümüze kadar Batı Türklerinin yazı dili ola gelmiş bulunan Batı Türkçesi iç ve dış gelişme ve değişiklikler bakımından şu üç devreye ayrılır:

1. Eski Anadolu Türkçesi
2. Osmanlıca
3. Türkiye Türkçesi

Eski Anadolu Türkçesi:
*Eski Anadolu Türkçesi 13, 14 ve 15. asırlardaki Türkçedir.
*Batı Türkçesinin ilk devrini teşkil eden bu “Eski Anadolu Türkçesi” bilhassa Türkçe bakımından kendisinden sonraki iki devreden çok farklıdır.
*Bu devreye Batı Türkçesinin bir oluş, bir kuruluş devresi olarak bakmak yerinde olur.
*Batı Türkçesini Eski Türkçeye bağlayan birçok bağlar bu devrede kendisini iyice hissettirmektedir.
*Bu devreden sonraki Türkçede gördüğümüz birçok yeni şekiller bu devrede henüz Eski Türkçedeki eski şekillerinin izlerini taşımaktadırlar.
*Eski Anadolu Türkçesi bir taraftan böylece eski Türkçenin izlerini taşırken diğer taraftan köklerde ve eklerde bazı ses ve şekil ayrılıkları göstermek suretiyle Osmanlıca ve Türkiye Türkçesinden biraz farklı bir durum arz eder.
*Eski Anadolu Türkçesi yabancı unsurlar bakımından Batı Türkçesinin en temiz devridir.
*Bu devirde Türkçeye Arapça ve Farsça unsurlar girmeğe başlamıştır. Fakat bu unsurlar kesifliğini yavaş yavaş arttırmış ve ancak devrenin sonlarında geniş bir istilâ başlangıcı hâlini alarak Osmanlıcanın doğuşunu hazırlamıştır.

*Yabancı unsurlar bakımından bu devirde manzum ve mensur metinler arasında da oldukça fark vardır.
*Gittikçe artan yabancı kelime ve terkipler daha çok nazım dilinde görülür.

*Nesir dili ise çok temiz ve duru bir Türkçe olarak devrenin sonunda bile Arapça ve Farsça kelimeler ve bilhassa terkiplerden mümkün olduğu kadar uzak kalmıştır.
*15. asrın ortalarına doğru ikinci Murat devrinde geniş bir kültür hamlesinin ifadesi olarak meydana getirilen telif ve tercüme pek çok Türkçe eserin dili bunu açıkça göstermektedir.

*Nazım dilinde ise, şiirin Fars taklitçiliği üzerine kurulması ve vezin, şekil zaruretleri yüzünden duruluk çok muhafaza edilememiş ve Türkçedeki gelişmeler bakımından devre daha bitmeden, 15. asırda, basit de olsa terkipler ve yabancı kelimeler adam akıllı çoğalmış ve Türkçeyi sarmıştır.
*Bu yüzden asrın ikinci yarısı Osmanlıcanın temelini atan, onun başlangıcını teşkil eden bir devir olmuş, Eski Anadolu Türkçesi, Türkçe hususiyetleri bakımından devrini ancak Osmanlıcanın başlarında tamamlamıştır.

Osmanlıca:
*Osmanlıca Batı Türkçesinin ikinci devri olup 15. asrın sonlarından 20. asrın başlarına kadar devam etmiş olan yazı dilidir.
*Dört asırdan fazla bir ömrü olan Osmanlıca, şüphesiz hep aynı kalmamış, baştan ve sondan geçiş devirlerinde ve ortada, hudutları kesin olarak çizilemeyen birbirine geçmiş çeşitli iç merhaleleri olmuştur.
*Türkçe bakımından, Osmanlıcada aşağı yukarı mühim hiçbir değişiklik olmamış, Eski Anadolu Türkçesinden sonra günümüze kadar Türkçe’nin başlıca şekilleri hemen hemen hep aynı kalmıştır.
*Yani gramer şekilleri bakımından Osmanlıca ile Türkiye Türkçesi arasında belirli bir ayrılık yoktur.
*Devrelerin birbirine geçişi keskin çizgilerle ayrılamayacağı için eski Anadolu Türkçesi ile Osmanlıca arasında da uzun bir geçiş safhası olmuştur.
*Osmanlıcanın başlangıcını teşkil eden ve 15. asrın ikinci yarısı ile 16. asrın ilk yarısını içine alan devirde eski gramer şekilleri, yerlerini henüz tamamıyla yeni şekillere bırakmış değillerdi.
*Bu eski şekillerden bazıları Osmanlıcanın içinde daha sonraları da kendisini muhafaza etmiş, bunlardan klişeleşmiş olarak Türkiye Türkçesine geçenler bile olmuştur.
*Bazı yeni şekiller ise oluşunu ancak Osmanlıca içinde tamamlamış veya kullanış sahasına bu devirde çıkmıştır.
*İşte geçiş devrindeki normal gelişmeler, ondan sonraki küçük sızıntılar ve bazı yeni şekillerin ortaya çıkışı dışında, Osmanlıcaya Türkçe bakımından başından sonuna kadar bir durgunluk hâkim olmuş, 16. asırdan günümüze kadar Türkçe gramer şekilleri bakımından belirli hiçbir gelişme kaydetmemiştir.

*Osmanlıcayı batı Türkçesi içinde bilhassa Türkiye Türkçesinden ayrı bir devre hâlinde tutan şey onun dış yapısıdır.
*İç yapı, yani Türkçe bakımından yalnız Eski Anadolu Türkçesinden farklı bulunan Osmanlıca, dış yapı, yani yabancı unsurlar bakımından Eski Anadolu Türkçesinden de, Türkiye Türkçesinden de çok büyük farklarla ayrılan bir devre manzarası gösterir.
*Bu devre Türkçe’nin yabancı unsurlar tarafından tam manasıyla istilâ edildiği, Türkçeyi Arapça ve Farsça unsurların son haddine kadar sardığı devredir.
*Türk yazı dili, Osmanlıca devrinde, esas yapısı Türkçe olan fakat Türkçe, Arapça ve Farsçadan meydana
gelen üçüzlü, karışık ve son derece sun’î bir dil manzarası göstermiştir.

Osmanlıcanın Devreleri:
*Yabancı unsurların durumu bakımından Osmanlıca içinde üç devre vardır.

*Osmanlıcanın 15. asrın sonu ile 16. asrın büyük bir kısmını içine alan ilk devresi Eski Anadolu Türkçesinde yazı diline sokulmağa başlayan Arapça ve Farsça unsurların Türkçeyi istilâ işinin çok süratlendiği devredir.
*Bu devre, Osmanlıların İstanbul’a yerleşmesinden sonra kurulan saray hayatı ile başlamış, bu saray etrafında gelişen edebiyat ve kültür hayatının Arap ve Fars kültür ve edebiyatının nüfuzu altına girmesi Türk yazı diline bambaşka bir istikamet vermiştir.
*Bu devrede Türkçe Eski Anadolu devresindeki duruluğunu kaybetmiş, yabancı unsurların kesafeti iyiden iyiye artmıştır.
*Fakat daha sonraki asırlara göre henüz nisbî bir sadelik göze çarpar gibidir.
*Yabancı kelime ve terkiplerin sayısı ve çeşitleri çok artmakla beraber terkip zincirleri henüz son haddine varmış değildir.
*Fakat iyice karışık dil yolunda çok süratli bir gidiş, çok kesif bir hazırlık vardır.
*Öyle ki devrenin sonu, yani 16. asrın sonları artık koyu Osmanlıcanın tam bir başlangıcı hâline gelmiştir. *Böylelikle ilk devir sona ermiş ve Osmanlıcanın yeni bir devri gelip çatmıştır.

*Bu devre Osmanlıcanın ikinci devresi olup 16. asrın sonundan 19. asrın ortalarına kadar süren devredir ki başlıca 16. asrın sonu ile 17. ve 18. asırları içine alır.
*Bu devrede karışık dil, koyuluğunun son haddine varmış, yapısı güç halle Türkçeye benzeyen yazı dilinde Arapça ve Farsça unsurlar arasında Türkçe unsurlar âdeta görünmez olmuştur.
*Osmanlıca böylece Türkçelikten çıkmış bir hâle geldikten sonra nihayet üçüzlü sun’î dilin en yüksek noktasından aşağıya doğru dönmeğe başlamış ve üçüncü devresine girmiştir.

*Osmanlıcanın aynı zamanda son devresi olan bu üçüncü devre, 19. asrın ortalarından başlayıp 20. asrın başlarına kadar gelen, yani Tanzimat’tan 1908 meşrutiyetine kadar olan devri içine alır.
*Bu devrenin son örnekleri 1908’den sonra da Cumhuriyete kadar, süratle ortaya çıkan yeni yazı dilinin yanında, gittikçe zayıflayarak bir müddet daha devam etmiştir.
*Bu üçüncü devre karışık dilin koyuluğunu yavaş yavaş kaybettiği devredir.
*Osmanlıca bu devirde zaman zaman çok sun’î bir koyuluk göstermekle beraber umumî olarak bir çözülme
yoluna girmiş durumdadır.
*Bu çözülme nihayet 20. asrın başlarında tamamlanarak Osmanlıcanın hayatı sona ermiş ve Türkiye Türkçesine geçilmiştir.

Nazım Dili, Nesir Dili:
*Osmanlıcanın, kendi içinde yukarıda gördüğümüz şekilde üç devreye ayrılan uzun tarihi boyunca, nazım ve nesir sahasındaki görünüşü birbirinden farklı olmuştur.
*Bu fark, bir yabancı unsurlar, bir de cümle yapısı bakımından nazım ve nesir dili arasında görülen ayrılıktır.
*Şiirin, bilhassa divan şiirinin muhteva ve şekil bakımından muayyen ölçülere bağlı bulunması nazım diline de tesir etmiş ve Osmanlıcada umumiyetle tek bir çeşit nazım dili oluşmuştur.

*Buna karşılık Osmanlıca içinde ilmi ve didaktik eserlerde ayrı edebi eserlerde ayrı bir nesir dili kullanılmıştır.
*ilmî nesir dili bir dereceye kadar sade ve basit bir dil, edebî nesir dili ise çok aşırı ve sun’î bir şekilde yabancı unsurlarla dolu, secili ve kelime gurubu silsilelerinden örülmüş bir dildi.
*Bu iki çeşit nesir dili Osmanlıcada daima yan yana yürümüştür.

*Yabancı unsurlar bakımından Osmanlıcanın ilk devresinde nazım ve nesir dili aşağı yukarı birbirine yakındır.
*Yabancı unsurlar her ikisinde de çoğalmıştır.
*Daha çok nazım dilinde görülen terkipler, eski basitliğini muhafaza etmekle beraber bu devirde henüz fazla zincirleme hâlinde değildir.
*Umumiyetle nesir dili, nazım diline göre daha sade bir durumdadır.
*Fakat nazım dili pek değişmediği hâlde nesir dili gittikçe ağırlaşmaktadır devrenin sonlarında bu gidiş hızlanmış ve nesir dili nazım diline göre çok ağır bir dil hâline gelmiştir.

*Osmanlıcanın en koyu devri olan ikinci devrede ise bu koyuluk hem nazımda, hem nesirde görülür.
*Fakat nesirde çok aşırı bir durumdadır.
*Nazım dili ise eskiye göre o kadar ağırlaşmamış ve nesir dilinin yanında oldukça sade kalmıştır.
*Nazım dilinde eski basit terkipler yerini üçüzlü, dördüzlü ve daha geniş zincirleme terkiplere bırakmış nesirde ise ağırlık ve koyuluk içinden çıkılmaz bir hâle gelmiş, bilhassa edebî nesir Türkçe olmaktan büsbütün çıkmıştır.

*Üçüncü devrede ise nazım ve nesir dili birbirine yine yakındır ve her ikisinde de nisbî bir sadeliğe gidiş vardır.
*Bu gidiş devre boyunca nesirde daha süratli olmuş, nazımda ise, koyu Osmanlıca devrinde divan şiirinde de tek tük olarak görülebilen sade örnekler gittikçe artmakla beraber, bol yabancı unsurlu ve terkipli dilden kurtulmak daha güç olmuştur.
*Devre bittikten sonra da Osmanlıcanın Türkiye Türkçesi içine taşmaları daha çok nazım dilinde olmuş ve daha sonra tarihî hatıra olarak verilen tek tük Osmanlıca örnekler de hep nazım sahasında kalmıştır.

*Divan şiirinde mananın bir beyitte tamamlanması, bir beyit dışına taşmaması kaidesi Türk cümlesinin yapısı için çok hayırlı olmuştur.
*Zira mananın bir beyitle tamamlanması demek, bir beytin hiç değilse bir cümle olması, bir cümlenin en çok bir beyit uzunluğunda bulunması demektir.
*Gerçekten divan şiirinde her beyit en çok bir cümleden, birçok defa da birden fazla cümleden müteşekkil
olmuştur.
*Bu suretle Osmanlı şiirinde cümleler daima kısa, unsurları sade ve yerli yerinde Türk cümleleri olarak kalmış, nazım dilinde Türkçe cümle yapısı Türkçenin bütün tarihi boyunca hiç değişmemiş bulunan normal karakterlerini muhafaza etmiştir.

*Nazım dilinin daima Türkçe kalabilmiş olmasına karşılık nesir dili çok az Türkçe olabilmiştir.
*Çünkü nesirde şiirdeki gibi belirli bir ölçüye sığmak mecburiyeti yoktur.
*Nesir, cümle unsurlarının tam bir serbestliğe kavuştuğu sahadır.
*Cümlenin bir bütün teşkil eden yapısını bozmadan o unsurları istenildiği kadar genişletmek mümkündür. *İşte cümle unsurlarının nesir dilindeki bu serbestliği Osmanlıcada tam bir başıboşluk hâline gelmiştir.
*Türk cümlesinin sağlam yapısı Osmanlı nesrinde umumiyetle bozulmuş ve cümleler çok defa büyük bir kelime yığınından ibaret kalmıştır.
*Cümle unsurları genişledikçe, cümle uzadıkça hâkim olmak güçleşir.
*Cümle büyüyünce hâkimiyeti elden kaçırmamak için dili iyi bilmek, onun kaidelerini iyice hazmetmiş olmak, onun yapısını teşkil eden örgü karşısında tam bir hassasiyete sahip bulunmak lâzımdır.
*Yabancı unsurları fazla ve cümleleri uzun olan yazılarda bozukluk çok olmuş, oldukça sade ve kısa cümleli olan yazılarda ise daha az olmuştur.

*Osmanlıcanın son devrine gelince, bu devrede nesir dilinin kısa zamanda Türkçe cümle yapısına kavuştuğunu görmekteyiz.
*Tanzimat’la beraber nesirde artık Türk cümlesi sağlam bir yapıya sahip olmuştur.
*Bu devir cümleleri, eskisi kadar olmamakla beraber, yine bir hayli uzun olmuşlar, fakat yapılan Türkçeye aykırı düşmemiştir.
*Arada sırada bozuk cümlelere rastlanmakla beraber umumî olarak nesir dilinde cümle yapısının büyük bir selâmetle çıktığı açıkça görülmektedir.
*Bu devrede nazım dilinde ise cümleler eskisinden daha fazla uzun olmak yoluna girmişlerdir.
*Yeni edebiyatla beraber mananın bir beyitte tamamlanması mecburiyeti ortadan kalkınca bir cümle icabında bir kaç mısra içine yayılmış, böylece bilhassa devrenin sonlarına doğru uzun nazım cümleleri ortaya çıkmıştır.
*Böylece cümlelerde nadir olarak bazen yapı sakatlıkları görülmekle beraber, Osmanlıcanın bu son devresinde de, cümleler biraz uzadığı hâlde umumî olarak nazım dilinin cümle yapısı her zamanki gibi sağlam kalmış böylece Osmanlıcanın ömrü tamamlandığı zaman Türk cümlesi hem nazım dilinde, hem nesir dilinde Türkiye Türkçesine sağlam bir yapı ile girmiştir.


Türkiye Türkçesi:
*Türkiye Türkçesi Batı Türkçesinin üçüncü devresidir.
*Bugün de devam etmekte olan bu devre, 1908 meşrutiyetinden sonra başlar.
*Bu yeni devrenin 1908 meşrutiyetinden sonra başlayan ve Cumhuriyete kadar devam eden ilk safhası Türkiye Türkçesinin başlangıç devri mahiyetindedir.
*Bu kısa devirde çok süratli bir şekilde ortaya çıkan yeni yazı dilinin yanında Osmanlıca henüz tamamıyla sahneden çekilmiş değildir.
*Fakat tam manasıyla son günlerini yaşamakta ve umumi dil olmaktan çıkarak muayyen kalemler tarafından tutulmağa çalışılan hususî bir dil durumuna düşmüş bulunmaktadır.
*Hâsılı bu devir, Osmanlıcanın son örnekleri ile Türkiye Türkçesinin ilk örneklerinin yan yana bulunduğu devirdir.
*Osmanlıcanın bu son örneklerine yeni dil gittikçe fazla sokulduğu gibi, yeni dilin ilk örneklerinde de bazı Osmanlıca unsurlar, eskimiş bazı kelimeler, bazı terkipler görülmektedir.

*Türkiye Türkçesini Osmanlıcadan ayıran başlıca hususiyet onun yabancı unsurlar karşısındaki durumudur.  
*Bu farkın en ehemmiyetli tarafı terkipler bakımından olan ayrılıktır.
*Türkiye Türkçesi terkipsiz Türkçedir.
*Türkiye Türkçesinin en belirli vasfı budur.
*Bu bakımdan Türkiye Türkçe’si bütün Türkçe’nin en temiz devridir.
*Az ve basit olmakla beraber Eski Anadolu Türkçesinde yabancı terkipler vardı.
*Osmanlıca tam manasıyla terkipli dil demektir.


*Türkçe’nin bünyesi çok sağlam olduğu için yabancı unsurlara asırlarca mukavemet edebilmiş ve zamanı gelince onlardan kolaylıkla silkinerek kendi yapısı ile baş başa kalmıştır.

*Türkiye Türkçesi terkipler dışındaki yabancı unsurlar bakımından da Osmanlıcadan çok farklıdır.
*Türkiye Türkçesi Osmanlıcadaki yabancı çekim edatlarından, Arapça, Farsça çokluk yapmak gibi yabancı kaidelerden de kurtulmuştur.
*Sonra yabancı kelime sayısı büyük ölçüde azalmış ve azalmaktadır.
*Fakat, bir kısmı konuşma diline de yerleşmiş olduğu için, Türkiye Türkçesinde bugün hâlâ pek çok Arapça ve Farsça kelime vardır.
*Bu hususta Türkiye Türkçesi Batı Türkçesinin en temiz devri değildir.
*Eski Anadolu Türkçesinden daha çok yabancı kelime ihtiva etmektedir.
*Türkiye Türkçesinin diğer devrelerden bir farkı da batı dillerinden bazı yabancı kelimeler almış olmasıdır.

*Osmanlıcadan Türkiye Türkçesine geçiş, yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak suretiyle olmuştur.
*Türk yazı dilini daima temiz kalan konuşma diline yaklaştırınca yazı dili kolaylıkla Türkçeyi bulmuş ve Osmanlıca tarihe karışmıştır.
*Yazı dili konuşma diline yaklaştırılırken tabiî öteden beri kültür merkezi olarak Türkçe bakımından esasen yazı dilinin dayandığı konuşma diline sahip bulunan muhitin dili, yani İstanbul Türkçesi esas alınmıştır.
*Bu sebeple bu gün Türk yazı dili yani Türkiye Türkçesi hemen hemen İstanbul konuşma dilinin, İstanbul Türkçesinin aynıdır.
*Yazı ve konuşma dili olarak ikisi arasındaki fark en aşağı bir derecededir.

*Hülâsa, ana çizgileri ile başlıca vasıflarını belirttiğimiz Türkiye Türkçesi bugün tam bir özleşme, güzelleşme gelişme hâlindedir.


Netice:
*Bütün bu yukarıdan beri söylediklerimizi toparlayacak olursak, demek ki Batı Türkçesi kendi içinde birbirini takip eden ve birbirini geçmiş bulunan üç devreye ayrılmaktadır.
*Bu devrelerin birincisi olan ve iki asır devam eden Eski Anadolu Türkçesi Selçuklular, Anadolu beylikleri ve ilk Osmanlıların yazı dilidir.
*İkinci devre İstanbul’un fethinden Osmanlı İmparatorluğunun sonuna kadar imparatorluğun yazı dili olarak beş asra yakın bir ömür sürmüş bulunan Osmanlıcadır.
*Üçüncü devreyi teşkil eden Türkiye Türkçesinin hayatı ise henüz yarım asrı geçmemiştir.
*Yani, Osmanlıca, Batı Türkçesinin en uzun devresidir.

(Muharrem Ergin)(ÖZET)


------------------------------


>TÜRK DİLİNİN LEHÇELERİ
Çuvaşça
Yakutça

>TÜRK DİLİNİN ŞİVELERİ

a. Sibirya ve Altay sahası:
1. Karagas
2. Soyan
3. İrtiş ve Tobol
4. Altay
5. Telengit
6. Teleüt
7. Tuba
8. Kumandı
9. Llebed
10. Sagay
11. Beltir
12. Kaç
13. Koybal
14. Kızıl
15. Şor
16. Kamasin
17. Çalım ve Çat

b. Doğu Türkistan sahası:
18. Uygur
19. Sarı Uygur
20. Tarançi

c. Batı Türkistan sahası:
21. Karakalpak
22. Özbek
23. Kırgız
24. Kazak
25. Türkmen

d. Kafkas ve İran sahası:
26. Nogay
27. Kundur
28. Karaçay
29. Balkar
30. Kumuk
31. Azeri
32. Kaşkay
33. Afşar
34. Kacar
35. Şahseven
36. Karadağlı
37. Hamse
38. Halaç
39. Kengerlu
40. Horasani
41. Karayi
42. Karaçorlu
43. Karapapak

e. Kuzey ve Batı sahası (Urallardan Balkanlar ve Akdeniz’e):
44. Kazan, Tatar
45. Atrahan
46. Başuırt
47. Kırım
48. Karayim
49. Gagavuz
50. Türkiye, Oğuz

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön