YENİ LİSAN HAREKETİ - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

YENİ LİSAN HAREKETİ

EDEBİYAT > BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI(MODERN DÖNEM) > MİLLİ EDEBİYAT

MİLLİ EDEBİYAT (1911-1923)
(İKİNCİ MEŞRUTİYETTEN CUMHURİYETE)


D) MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ DİL ANLAYIŞI, YENİ LİSAN HAREKETİ
VE YENİ LİSAN MAKALESİ:


YENİ LİSAN HAREKETİ:

*Yeni Lisan Hareketi, Genç Kalemler'in hayata geçirdiği, dilde sadeleşme hareketidir.
*"Yeni Lisan" hareketini başlatanlar, devrin Türkçülük hareketini yürüten sanat ve fikir adamlarıdır.
*Türkçenin sadeleşmesi için en önemli adımı “Yeni Lisancılar” atmıştır.
*İlk defa “Millî Edebiyat” kavramını da ortaya atanlar da Yeni Lisancılar olmuştur.
*Hareketin öncülüğünü Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem yapmıştır.
* “Genç Kalemler” dergisinde, ilk sayıdan itibaren “Yeni Lisan” makaleleri yayımlanmaya başlar.
*Yeni Lisan hareketi çerçevesinde Genç Kalemler dergisinde yayımlanan “Yeni Lisan” makalesi, Millî Edebiyat’ın beyannamesi ve başlangıcı kabul edilir.

*Yeni Lisan hareketi “Milli bir edebiyat, milli bir dille oluşturulabilir." görüşünü ortaya atmış; Türkçenin sadeleşmesi için ilkeler ortaya koymuştur:
1-Arapça ve Farsça gramer kuralları ve bu kurallara göre yapılan tamlamalar -istisnalar hariç- kullanılmamalıdır.
2-Bu dillerden Türkçe'ye girmiş olan kelimeler o dillerdeki kullanımına göre değil, Türkçe'deki kullanışlarına göre değerlendirilmelidir. Türkçede söylendikleri gibi yazılmalıdır.
3-Bu dillerden girmiş olan kelimeler Türkçe'de kullanıldıkları gibi yazılmalıdır.
4-Diğer Türk lehçelerinden kelime alınmamalıdır.
5-Bütün Arapça ve Farsça kelimelerin atılmasına gerek yoktur. İlmî terimlerin kullanılmasına devam edilebilir.
6-Konuşmada ve yazıda İstanbul Türkçesi esas alınmalıdır.
7-Dil ve edebiyat doğu-batı taklitçiliğinden kurtarılmalıdır.

*Bu dönemde, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Faruk Nafiz, Halit Fahri, Orhan Seyfi, Yusuf Ziya, Enis Behiç, Halide Edip, Yakup Kadri, Refik Halid, Reşat Nuri, Yahya Kemal; Türkçü hareketin içinde bulunmamakla beraber Mehmet Akif, Süleyman Nazif ve daha birçok isim, sade dille eserler vermeye başlamıştır.
*Yeni Lisan makalesi yayınlandıktan sonra oldukça sert tepki ve eleştiriler alır.

*Yeni Lisan şu eleştirilere muhatap olmuştur:
1-Dilimizdeki tamlamaların, özellikle sıfat tamlamalarının kaldırılması Osmanlı dilini tehdit eden en büyük tehlikelerden biridir.
2-Biz Çağatay olalım ve Çağatayca söyleyelim. Bu, kabil olmayacaktır.
3-Yeni Lisan bir ilim dili olabilir, ama bir sanat dili olamaz.
4-Avam diliyle havas dili bir olamaz. Çünkü avam havastan anlamaz (Halk aydınları anlamaz).
5-Dile müdahale olmaz. Dil, ancak tabiî bir gelişme ile sadeliğe doğru yol alabilir.

*Tepkilere karşı, Genç Kalemler yazarları “Yeni Lisan ve Bir İstimzac” adını taşıyan bir kitapçık yayımlamışlardır.
*Bu kitapçık, satış amacıyla değil, dönemin tanınmış yazarlarına gönderilmek üzere hazırlanmıştır.
*Mehmet Fuat Köprülü, Yakup Kadri Kraaosmanoğlu, Şehabettin Süleyman, Celâl Sahir gibi dönemin önemli edebiyatçıları bu anlayışa, Osmanlı Devletinde milli kelimesinin kullanılmasının yeni huzursuzluklara yol açabileceği gerekçesiyle, karşı çıkarlar.
*Fakat bir süre sonra Türk olmayan unsurların Osmanlı devletini siyasî ve sosyal karışıklıklara sürükleme gayretleri nedeniyle onlar da, bu harekete katılırlar.
*Bu hareket, İmparatorluktan millî devlete geçiş yıllarında ve uzun süren savaşlar sırasında Türklük şuurunu, milliyet duygusunu uyandırmayı başarmıştır.
*Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu hazırlayan yıllara ve sonrasına bakıldığında Yeni Lisan’ın izleri görülecektir.

Yeni Lisanın Programı Atîdeki Kaidelerden İbarettir:
*Türkçe terkipler ve cem’ler ihtiyaca tamamiyle kâfi bulunduğundan Arapça Acemce terkip ve cem’ler kullanılmayacak. (İzafî, tavsîfî, atfı, mezcî terkipler)
*Sadr-ı azam, şeyhü’l-İslâm, Bâb-ı âlî, şûrâ-yı devlet, arz-ı hâl, pâ-yı taht, tercüme-i hâl, hasb-i hâl, mürûr-ı zaman gibi terkip bünyesinde bulunduğu hâlde manaca basit ve evlâd, talebe, amele, erbâb, havadis, ahlâk, edebiyât, rüsumat, tahsîlât gibi cem’ bünyesinde bulunduğu hâlde manaca müfret olan tabirler istimal olunabilecektir.
*Bazı ıstılahların mukabilleri olmak üzere hurdebîn, nîkbîn, bedbîn, yeknüvişt monographie, şehnüvişt chef d’oeuvre müvellidü’l-humûza, müvellidü’l-mâ’ gibi Arapça Acemce mürekkep kelimeler istimal olunabilecektir.
*Hayvanât, nebatat, ensâc gibi cem’ler hayvanlar, nebatlar, neşeler manasında kullanılmayacak histologie zoologie botanique ilimlerinin mukabilleri olarak kullanılacaktır.
*İlm-i rûh, ilm-i içtima, ilm-i hayat, ilm-i garize (physiologie) gibi tabirler Fransızca mukabilleri gibi basit addolunacaktır.

*Sarf ile iştikak bahisleri birbirinden tamamiyle ayrılacak.
*İştikakça mürekkep olan yukarıdaki 2, 3, 4, 5. maddelerdeki tabirler sarfça basit telâkki olunacaktır.
*Sarf kitaplarında Arapça, Acemce kaidelerden asla bahsedilmeyecek, Arapça ve Acemcenin müştak ve mürekkep kelimeleri sarf kitaplarında semâ’î ve basit kelimeler gibi gösterilecek ve bu kelimelerin nasıl iştikak ve terekküp ettikleri mufassalan iştikak kitaplarında irae olunacaktır.
*İştikakça terkip ve cem’ bünyesinde bulunduğu hâlde sarfça basit ve müfret telâkki olunan kelimeler lügat ve muhit kitaplarında müstakil bir kelime vaziyetinde irae olunacak, eski lügat kitaplarının mürekkebi basitte, cem’i müfrette göstermek gibi kaideleri ilga edilecektir.
*Meselâ “Muhitü’I-Maarif kelimesi “Muhît” yahut “Maarif kelimelerine tahsis olunan satırlar arasında izbâr olunmayacak müstakil bir kelime gibi kendi başına yazılıp tefsir edilecektir.
*Nasıl ki “encyclopedie” kelimesi “cycle” yahut “pedie” kelimelerine tahsis olunan mevkilerden izbâr edilmez. Basit ve müstakil bir kelime suretinde ayrıca yazılır.

*Yukarıda tadat olunan ve ilmî mefhumların yeni ıstılahları olmak üzere vücutlarına intiyaç bulunan terkip ve cem’lerden maada tahlili mümkün ne kadar klişeler var ise bozulacak yahut vücutlarına ihtiyaç yok ise kafiyen terk olunacaktır: (sanateseri, nazar noktası, dikkat nazarı) gibi tabirler (eser-i sanat, nokta-i nazar, nazar-ı dikkat) tabirlerine müreccahtır, (nazar-ı dikkate almak) mevkiinde (nazara almak) yahut (dikkate almak) tabirleri istimal olunabilir.
*Arapça ve Acemce terkiplerin tufeylisi olan Türkçe terkiplerde yaşamasına imkân bulunmayan Arapça ve Acemce kelimeler artık istimal edilmeyecektir.
*Arapça ve Acemce kelimelerin avamca temsil edilen şekilleri havasça muhafaza olunan aslî şekillerine tercih edilecektir: (Bekere-makara), (çârçûbe-çerçeve), (nerdübân-merdiven), (benefşe-menekşe) gibi.
*Türkçede Arapça, Acemce kaideler hâkim olmayacağı gibi Arapça, Acemce tecvitler de nâzım olmayacaktır.
*Türkçeye giren Arapça Acemce kelimeler Türkçenin kaidelerine tamamiyle tâbi olacağı gibi tedricî bir surette de Türkçenin tecvidine tetabuk edecek, Türkçenin hususî ahengiyle itilâf peyda edecektir.
*Arapça, Acemce kelimelere dahil, yahut lâhik olacak Arapça, Acemce edatlar da mümkünse Türkçe edatlarla değiştirilecektir. (Tabiiyyet- tabiiyyetin), (gayr-i tabiiyyet-tabiiyyetsizlik), (maddî-maddeci), (tabiî-tabiatçı), (şu’ûrî-şuurlu), (gayr-i şuurî-şuursuz)
*Terkiplerle ifade olunan manalar basit kelimelerle ifade olunmaya çalışılacaktır.
*(Kuvve-i fâtıra) yerine (fâtıra), (hikmet-i bedâyi’) yerine (bedâ’et), (gâye-i hayâl) yerine (mefkure), (ilm-i hayvanât) yerine (hayvanât), (meclis-i meb’ûsân) yerine (meb’ûsân), (meclis-i umûmî) yerine (meclis) gibi.
*Lisan ilmi, kelimeler medlullerinin tarifleri değil, işaretleridir, diyor.
*Mürekkep kelimeler medlulleri tarif etmek ihtiyacıyla yapılmıştır.
*Kelimeler medlullerinin işareti olmak kâfi ise bu hizmeti basit kelimeler daha iyi ifa eder.
*Türk Derneği’nin ve sair tasfiyecilerin yaptıkları gibi Çağataycaya, Türkmenceye yahut Anadolu, Rumeli lehçelerine mensup eski ve yeni kelimeler yeni lisanda istimal olunmayacaktır.
*Yeni lisan İstanbul’da tekellüm edilen ve edebî lisanımızın istifasıyla nezih ve necip bir mevki ihraz eden üslûp ve kelimeleri istimal edecek ve bu üslûp ve kelimeleri İstanbul şivesinde mündemiç bedâete tevfikan daha ziyade güzelleştirmeye çalışacaktır.

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön