MEHMET AKİF ERSOY - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

MEHMET AKİF ERSOY

SANATÇILAR > SANATÇILAR

MEHMET AKİF ERSOY: (Mehmed Râgıf) (1873-1936)

*Milli Şair, İstiklâl Marşı ve Safahat şairi, gazeteci, milletvekili, devlet memuru, veteriner, eğitimci, hafız, vaiz.
*İslâmcılık akımının önemli şahsiyetlerindendir.
*Sanat yaşamı boyunca herhangi bir edebî topluluk içerisinde yer almamıştır.

*İstanbul Fatih’te doğmuştur.
*İlköğrenimine Emîr Buhârî mahalle mektebinde başlamış; sonra ibtidâî mektebine geçmiştir.
*Babası Tâhir Efendi’den Arapça öğrenmeye başlamıştır.
*O yaşlarda manzume çalışmaları yapar.
*Ortaöğrenimine Fatih Merkez Rüştiyesi’nde başlamıştır.
*Bu okulda dil derslerine büyük ilgi duyan Mehmet Âkif, rüştiyedeki eğitimi boyunca Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızcada hep birinci olmuştur.
*Fâtih Merkez Rüşdiyesi’nden mezun olduktan sonra Mülkiye Mektebi’nin idâdî kısmına yazılmıştır. (1885)
*Okul yıllarında şiire olan ilgisi artmış; bir yandan da sporla uğraşmıştır.
*Edebiyat hocası İsmail Safa'nın izinden giderek yazdığı mesnevileri, şair Hersekli Arif Hikmet Bey övgüyle karşılamıştır.
*Babasının vefatı üzerine okul değiştirmiş, Mülkiye Baytar Mektebi’ne girmiştir. (1889)
*Evlerinin yanmasına rağmen okulu birincilikle tamamlar. (1893)
*Memuriyet hayatına umum müfettiş muavinliğiyle başlar.
*Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli bölgelerinde dolaşarak bulaşıcı hayvan hastalıklarıyla ilgili çalışmalar yapmıştır. Alım yapmak için Şam ve civarına da gider.
*Yaptığı gezilerde köyü ve köylüyü yakından tanıma imkânı bulmuştur.
*Halkın dert ve meseleleri hakkında doğrudan bilgi edinir. Çözüm için kafa yorar.
*İstanbul’da Halkalı Ziraat Mektebi ile Çiftlik Makinist Mektebi’nde hocalık yapmıştır.
*II. Meşrutiyet’in ilânından sonra arkadaşlarıyla birlikte Sırât-ı Müstakîm (daha sonra Sebilürreşad olmuştur)  mecmuasını yayımlamaya başlar. (1908)
*Bu derginin başyazarlığını da yapar.
*Devrin ilim ve fikir hayatında önemli yeri olan dergide hemen hemen bütün şiir ve yazılarını yayımlamıştır.
*İstanbul Dârülfünunu Edebiyat Şubesi’nde Osmanlı edebiyatı müderrisliğine tayin edilir.
*Bir taraftan da İttihat ve Terakkî aracılığıyla Arap edebiyatı ve tercüme usulü dersleri verir; Dârüledeb adlı özel okulda fahrî hocalık yapar.
*Dârü’l-hilâfeti’l-aliyye Medresesi’nde Türkçe-edebiyat muallimi olur.
*Müdâfaa-i Milliyye Cemiyeti’ne bağlı Hey’et-i Tenvîriyye’ye (Hey’et-i İrşâdiyye) katılır.
*Burada halkı edebiyat yoluyla uyandırmak ve aydınlatmak için, Abdülhak Hâmid, Recâizâde Mahmud, Süleyman Nazif, Hüseyin Cahit, Mehmed Emin, Cenab Şahabeddin gibi şahsiyetlerle çalışır.
*Mehmed Âkif, Balkan savaşları sonunda memleketin içine düştüğü vahim durum karşısında, yeise düşmemek, birlikten ayrılmamak ve orduya yardım gibi konularda Fatih, Beyazıt ve Süleymaniye camilerinde vaazlar vermiş ve Hakkın Sesleri’ndeki şiirleri yazmıştır.
*Haksızlıklara tahammül edemeyen şair, müdürünün haksız yere vazifesinden alınması üzerine memuriyetten istifa etmiştir. (1913)
*İttihat ve Terakkî’nin desteklediği bazı düşüncelere karşıtlığından dolayı, İstanbul Dârülfünunu’ndaki görevinden de ayrılmak zorunda kalmıştır.
*Sebîlürreşâd da aynı sebeplerle İttihatçı hükümetler tarafından birkaç kere kapatılmıştır.
*Mehmed Âkif, 1914 yılı başlarında Abbas Halim Paşa’nın desteğiyle Mısır ve Medine’ye seyahate çıkar.
*Sonrasında Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın verdiği görevlerle Berlin’e ve sonrasında Necid bölgesine (Riyad) gider.
*Mehmet Âkif, Berlin'deyken Çanakkale Savaşı ile ilgili haberleri takip etmiş; savaşın zaferle sonuçlandığı haberini Arabistan'da iken almıştır.
*Bu haber karşısında büyük coşku ile “Çanakkale Destanı”nı kaleme almıştır.
*Mekke Emîri Şerîf Ali Haydar Paşa’nın daveti üzerine İzmirli İsmail Hakkı Bey’le birlikte Lübnan’da (Âliye) bulunur.
*1918’de Dârü’l-hikmeti’l-İslâmiyye’nin başkâtipliğine tayin edilmiştir.
*Müessesenin yayın organı olan Cerîde-i İlmiyye’nin idaresini de üstlenir.
*Millî Mücadele hareketine fiilen katılma kararıyla 1920 Şubatında Balıkesir’e gitmiş; Kuvâ-yi Milliyecilerle görüşmüştür.
*Burada halka milli mücadeleye destek ile ilgili vaazlar verir.
*Sebil'ür-Reşad’ı Ankara’da çıkarması için Mustafa Kemal Paşa'dan davet gelmiş; gelen davet üzerine Ankara’ya gitmiştir.
*Dârü’l-hikmeti’l-İslâmiyye’deki görevinden azledilmiş; Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa’nın teklifi üzerine Burdur mebusu seçilmiştir.
*Cephelerde askerlere ve halka hitaben Millî Mücadele’yi teşvik eden konuşma ve vaazlarını sürdürür.
*Millî marş yarışmasına gelen 700’den fazla şiir beğenilmeyince Mehmed Âkif’ten de bir marş yazması ısrarla istenir.
*Mükâfat şartının değiştirilmesi üzerine Âkif şiirini yazar ve meclisin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda “İstiklâl Marşı” kabul edilir.
*Millî Mücadele’nin ardından Mehmed Âkif milletvekili adayı gösterilmemiştir.
*1923’te Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine Mısır’a gider.
*Mısır’a gitmesinde, yaşadığı hayal kırıklıklarının etkisi büyüktür.
*Hak kazandığı emekli maaşı bağlanmamış, polis takibine alınmıştır.
*1925’in sonundan itibaren sürekli Mısır’da kalır.
*Diyanet İşleri Reisliği, Kur’ân-ı Kerîm’in tefsiri için Elmalılı Muhammed Hamdi’ye, tercümesi için de Mehmed Âkif’e teklifte bulunur.
*Akif, 1926-1929 yılları arasında yoğun bir mesai sarfedip tercümeyi bitirmiş ve vefatına kadar da üzerinde çalışmaya devam etmiştir.
*Fakat bazı endişelerinden dolayı anlaşmayı feshedip çalışmasını teslim etmemiştir.
*Vasiyeti üzerine bu çalışma Mısır’da yakılmıştır.
*Mısır yıllarında Kahire’de, Edebiyat Fakültesi’nde Türk dili ve edebiyatı dersleri verir. (1929-1936)
*On yıldan fazla süren Mısır hayatı; geçim sıkıntısı, eşinin rahatsızlığı, çocuklarını arzu ettiği gibi yetiştirememesi, vatan hasreti ve İslâm âleminin perişan hali nedeniyle büyük ıstıraplarla geçmiştir.
*1935’te rahatsızlanan Mehmed Âkif, hastalığının ağırlaşması üzerine Haziran 1936’da İstanbul’a dönmüştür.
*Son günlerini, Halim Paşa ailesine ait, Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda geçirmiş ve orada vefat etmiştir. (Aralık 1936).
*Cenazesi, Beyazıt Camii’nden üniversite gençliğinin ve halkın katıldığı büyük bir cemaatle Edirnekapı Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.


*Mehmed Âkif’in edebi şahsiyetinin oluşmasında en büyük rol, babası Tâhir Efendi’nindir.
*Akif, okuduklarıyla Doğu ve Batı edebiyatlarından zengin bir birikim elde etmiştir.
*'Manzum hikâye' biçimini kendisi için en geçerli yazı olarak seçmiş; ancak, sahip olduğu köklü edebiyat kültürü, onun sade bir manzumeci değil, bilinçle işlenmiş ve gelişmeye açık bir şiir türünün öncüsü olmasını sağlamıştır.
*Mehmet Âkif, şiirlerinde Türk-İslam dünyasının içinde bulunduğu durumu, sosyal-siyasal ve kültürel hayatı, bu hayatın çürüyen eksik yanlarını, realist bir bakışla dile getirmiştir.
*"Toplum için sanat" anlayışına bağlıdır.
*Mehmet Akif’in şiiri, anlatıya ve öğüde dayanır.
*Zaman zaman didaktizmi hafifleten bir mizah ön plana çıkar.
*Zaman zaman da coşku ve içtenlik gibi öğeler şiiri söylev parçası olmaktan kurtarır.
*Mehmed Âkif, “Safahat adlı eseri ile tanınır.
*Eserde Tevfik Fikret’in etkileri görülür.
*Bu eserden çok daha önceleri de şiir yazdığı, yayımlanmış veya yayımlanmamış pek çok manzumesinin bulunduğu bilinmektedir.


*Bugün elde bulunan ilk şiiri, 1892’de Baytar Mektebi’nde yazılmış “Destur” başlıklı bir terkibibend parçasıdır.
*İlk şiirlerini Hazîne-i Fünûn, Mekteb, Resimli Gazete gibi bazı dergilerde yayımlamıştır.
*Bunlarda Ziyâ Paşa, Muallim Nâci ve Abdülhak Hâmid tesiri görülür.
*Bu şiirlerde yapı bakımından değişik şekil arayışları içinde olduğu, içerik bakımından birtakım metafizik meselelere meylettiği görülmektedir.
*Aynı şiir içinde konunun ve duyguların değişmesine göre veznin, nazım şeklinin, hatta dil ve üslûbun da değişmesi yönünde denemeleri olmuştur.
*En eski şiirlerinden biri, ahlâk ve seciyesinin temelini teşkil eden Kur’ân-ı Kerîm hakkındaki manzumesi, 1895’te “Kur’an’a Hitap” başlığıyla Mekteb mecmuasında yayımlanmıştır.


*1908 sonrasında o zamana kadar sevdiği ve taklit ettiği tarzı bırakarak hayalden uzak, yalnız içinde yaşadığı toplumun meselelerine çözüm arayan bir şiir tarzını benimsemiştir.
*Hatta eski şiirlerinin elinde kalanlarını da ortadan kaldırmıştır.
*Aruz ölçüsü kullanarak manzum hikâyeler yazar.
*Bu yeni tarzını şu mısra ile ifade etmiştir: “Sözüm odun gibi olsun, hakîkat olsun tek.”
*Şiirde hayalperestliği reddetmiştir.
*Şiirlerinde muhteva ön plana çıkar.
*Realist/natüralist anlayışı yansıtan bir şiir tarzını tercih etmiştir.
*Mehmed Âkif’in gezilerinde elde ettiği izlenim, tesbit ve tahliller; şiirlerine realist ve canlı tablolar halinde aksetmiştir.
*Türk şiirinde toplum meselelerine en çok eğilen şair olmuştur.
*Âkif, toplumdan yana, ahlâkçı ve idealist bir yol seçmiştir.
*Bütün çıplaklığıyla gerçeği göstermekteki amacı, okuyucusunu insanların sorunlarına yöneltmektir.
*Yoksul insanların gerçek çehreleriyle yer aldığı şiirler, Türk edebiyatında ilk kez Mehmed Âkif tarafından yazılmıştır, denebilir.
*”Cehalet, taassup, fakirlik, inançsızlık, köksüzlük” onun şiirinin en önemli konularıdır.
*Toplumsal özellikteki şiirlerinde zaman zaman lirizme ve mistisizme yer verdiği görülür.
*Şiirleri, genel anlamda İslâmî bir lirizme sahiptir.
*Tevfik Fikret’le başlayan, aruzun imâlesiz, ârızasız kullanılması Mehmed Âkif’in şiirleriyle zirveye ulaşır.
*Rahat bir Türkçe, Âkif’in şiirleriyle aruzun hemen her kalıbında ifadesini bulmuştur.
*Bütün şiirlerini aruz ölçüsüyle kaleme almıştır. Hece ölçüsünü hiç kullanmamıştır.
*Aruzu Türkçeye başarıyla uygulayan üç önemli sanatçıdan (Tevfik Fikret, Yahya Kemal) biridir.
*Nazmı nesre yaklaştırmada oldukça başarılıdır.
*Dilde sadeleşmeden yana olan tutumunu şiirlerinde ortaya koymuştur.
*Divan edebiyatı nazım biçimlerini, özellikle de mesnevi nazım biçimini kullanmıştır.
*İlk büyük destanı, “Çanakkale Şehitleri'ne“ başlıklı şiiridir. İkinci büyük destanı ise Bursa'nın işgali üzerine yazdığı “Bülbül“ adlı şiiridir. Üçüncü olarak da “İstiklâl Marşı”nı yazarak İstiklâl Savaşı'nı anlatmıştır.
*Mehmed Âkif’in Safahat’taki şiirlerinin çoğu Sırât-ı Müstakîm (Sebîlürreşâd) dergisinde yayımlanmıştır.
*Safahat, eski ve yeni harflerle bir şiir kitabı olarak Türkiye’de en çok basılan eser olmuştur.
*Şair, İstiklâl Marşı'nı Safahat'a koymamıştır. Nedenini ise şöyle açıklar: "Çünkü ben onu milletimin kalbine gömdüm".


*Âkif, vatan toprağına, bayrağa, milletinin faziletlerine, diline, sanatına son derece bağlı bir insandır.
*Batı’da gelişmekte olan bilim ve tekniğin yanında pek çok ahlâkî davranışın da hayranıdır.
*Yenilikçi bir şair olarak, yaşadığı dönemde görülen ölçüsüz yenilik eğiliminin bozucu etkilerine de, şiirleriyle sınır çekmeye çalışmıştır.
*Aktif siyasetin içinde çok fazla yer almayan Âkif, II. Abdülhamid’in sıkıyönetiminin aleyhinde olmuştur.
*Bir süre üyesi olsa da İttihat ve Terakkî’nin maceracı iç ve dış siyasetiyle İslâm’a karşı çıkan aydınların tesiri altında hareket etmesi üzerine ona da muhalif olmuştur.
*Âkif, İslâmcılık denilen cereyanın içinde yer almıştır.
* “Ümmetçi şair” olarak bilinir.
*Mehmed Âkif'in düşünsel gelişiminde de en belirleyici öğe onun çağdaş bir İslamcı oluşudur.
*Mehmed Âkif, İslâm kültürüyle beslenmiş; inancı, ahlâkı ve yaşayışıyla İslâm’dan tâviz vermemiştir.
*İslâm’a aykırı olduğu ve devletin parçalanmasına sebebiyet vereceği için “ırkçılık” mânasındaki “kavmiyet”e karşı çıkmıştır.
*Mehmed Âkif, İslâm’ı, çağındaki meselelere en isabetli çözümler üretecek bir dünya nizamı olarak ele almıştır.
*Süleymaniye Kürsüsünde adlı kitabında fikirlerini sistemleştiren Âkif, daha sonra teferruata inerek meselelere çözüm getirmeye çalışır.
*Şiirlerinin bir kısmında, Kur’an ve hadis gibi dinin temel kaynaklarından hareket eder.
*Bazen de bu temellere dayanıp kendi döneminin problemlerini ifade eder.
*Akif; Doğu ve Batı müziğiyle, sporla (gülle atma, güreş, yürüyüş) uğraşan; hoşsohbet, zeki ve nüktedan bir insan olarak tanınmıştır.
*Ayrıca, verdiği sözleri her şartta tutmasıyla tanınır.
*Yazdıklarıyla hayatı arasında tam bir uyum vardır.
*Mehmed Âkif’in bazı şiirleri sanatkâr dostları tarafından bestelenmiştir.
*Mehmed Âkif, şiirlere, romanlara, film ve dizilere konu olmuştur.
*Mithat Cemal Kuntay’ın kaleme aldığı, 1980’lerde dizi film haline getirilen Üç İstanbul adlı roman bunun önemli bir örneğidir.
*Tarık Buğra’nın, Firavun İmanı adlı romanının kahramanlarından biri de Mehmed Âkif’tir.

MEHMET AKİF ERSOY’UN ESERLERİ:

Manzum Eserleri: Safahat (Manzume külliyatının genel adı.)
1. Safahat: Birinci Kitap
2. Safahat: İkinci Kitap / Süleymaniye Kürsüsünde
3. Safahat: Üçüncü Kitap / Hakkın Sesleri
4. Safahat: Dördüncü Kitap / Fatih Kürsüsünde
5. Safahat: Beşinci Kitap / Hâtıralar
6. Safahat: Altıncı Kitap / Âsım
7. Safahat: Yedinci Kitap / Gölgeler

Not: Mehmed Âkif’in gençlik devrinde ve sonraki yıllarda yazdığı, ancak Safahat’a almadığı şiirleri de vardır.

Mensur Eserleri: Tefsîr-i Şerif, Hadîs-i Şerif, Kur’an’dan Âyetler, Vaazlar, Makaleler

Tercüme: Müslüman Kadını, Hanoto’nun Hücumuna Karşı Şeyh Muhammed Abduh’un İslâm’ı Müdafaası, İslâmlaşmak, İslâm’da Teşkîlât-ı Siyâsiyye, İçkinin Hayât-ı Beşerde Açtığı Rahneler, Anglikan Kilisesine Cevap

On Ciltlik Mehmed Âkif Külliyatı:
I-IV: Safahat’ın tamamı ile Safahat dışında kalmış bir kısım şiirleri
V: Makaleler ve Tercümeler
VI-VIII: Tercümeler
IX: Tefsîr-i Şerif, Hutbe, Vaaz ve Mektuplar
X: Hayatı, Seciyesi, İdeali, Sanatı ve Eserleri’ne Dair Yazıların Derlemeleri


SAFAHAT KÜLLİYATI VE ÖZELLİKLERİ:

Safahat-1911
*Akif'in hem hacim hem de manzume sayısı bakımından en büyük eseridir. (44 manzume)
*Daha çok manzum hikâye tarzı metinler yer alır.
*Sosyal hayatın çürüyen taraflarını birey çevresinde ortaya koymasıyla dikkat çekmektedir.
*Siyasal olaylar, mistik duygular, dünyevi görevlerden bahsedilir.

Süleymaniye Kürsüsünde-1912
*İstanbul'dan Buhara'ya bütün İslam âleminin içinde bulunduğu perişanlığı anlatır.
*Konuşma mekân olarak Süleymaniye seçilmiştir.
*Süleymaniye Kürsüsü, tek şiirden oluşan uzun bir manzumedir.

Hakk'ın Sesleri-1913
*Sekiz ayet-i kerime ve bir hadis-i şerifin tefsirleri yapılmıştır.
*Akif; bu eserinde yanlış tevekkül anlayışına, tembelliğe, cahilliğe karşı çıkar.
*Topluma İslami mesajı yaymaya çalışır.

Fatih Kürsüsünde-1914
*Süleymaniye Kürsüsünde adlı manzumeye benzemektedir.
*İki bölümden oluşan tek bir şiirdir.
*Yanlış tevekkül ve kaderci anlayışın yol açtığı cehalet ve gerileme anlatılmıştır.
*Yeni kuşaklara mücadele ve çalışma ruhu kazandırmayı amaçlayan düşünceler yer alır.

Hatıralar-1917
*Doğu-Batı karşılaştırmasının en yoğun yapıldığı bölümdür.
*Âkif'in gezdiği yerdeki izlenimlerini ve toplumsal felaketler karşısında Allah'a yakarışını içerir.
*Dört ayet ve iki hadisin tefsirine de yer verilmiştir.

Asım -1924
*Tek ve uzun bir manzumeden meydana gelmiştir.
*Manzumenin kahramanları; Hocazade, Köse İmam, Asım, Emin'dir.
*Hocazade, Mehmet Akif'in kendisini simgelemektedir.
*Safahat'ın en başarılı cildi olarak kabul edilmektedir.
*Teatral bir yapıya sahiptir.
*Birinci Dünya Savaşı yıllarında aile içerisinde yaşanan çözülme ve yozlaşma, manzumenin merkezini oluşturmaktadır.
*İdeal gençlik tipini ortaya koyar.
*Bu eserdeki Asım ve nesli; yarının ümididir.
*Mehmet Akif'in en meşhur şiirlerinden biri olan "Çanakkale Şehitlerine" Asım'da yer almaktadır.

Gölgeler -1933
*Şairin son dönem şiirlerinden oluşmaktadır.
*Bu eserde daha çok kıta nazım biçimi tercih edilmiştir.
*Sosyal mesaj verme kaygısının yaşanmadığı tek cilt olarak kabul edilmektedir.
*Bu eserde vatan hasreti, ümitsizlik duygusu, içine kapanıklık, duyulan dini heyecanlar dile getirilmiştir.

ÖZET BİLGİ:
*Mehmet Akif, ahlak ve fikir adamıdır.
*İstiklal Marşı’mızın şairidir.
*Destan şairidir.
*Dinî ve millî şiirleriyle tanınır.
*İslâmcılık akımının temsilcisidir.
*“Ümmetçi” bir şair olarak tanınır.
*Şiirlerinde dinî lirizm dikkati çeker.
*Öğretici, öğüt verici, birliği ve bütünlüğü sağlayıcı şiirleri vardır.
*Didaktik içerikli şiirlerinde bazen mizah, bazen de coşku ve içtenlik gibi ögeler öne çıkar.
*Savaş sırasında ve sonrasında kurtuluşun ve gelişmenin ancak dine sarılmakla olacağını, batının sadece ilminin alınabileceğini savunmuştur.
*Türk şiirine gerçek realizm onunla girmiştir.
*Eserlerinde kendi üzüntüleri, sevinçleri, aşkları ve kinleri görülmez. Bütün derdi toplumdur.
*Toplumcu sanat anlayışına sahiptir.
*Toplum hayatını bütün yönleriyle eserlerine aksettirmiştir.
*Sokak aralarında konuşulan dili bile şiirine yansıtabilmiştir.
*Dili zaman zaman ağırlaşır.
*Kuvvetli bir gözlemciliği, büyük bir tasvir ve hikâye etme kabiliyeti vardır.
*Gözlemlerinden çokça faydalanmıştır.
*Tasvir edici ve tahkiyeli anlatımı sayesinde şiirinde canlı tablolar çizmiştir.
*Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır. Hece ölçüsünü hiç kullanmamıştır.
*Nazmı nesre yaklaştıranlardandır.
*Nazım şekilleri konusunda, Divan nazmının şekillerini tercih eder ve bunlar arasında en çok mesnevi şeklini kullanır.
*Manzum hikâyeciliğin edebiyatımızdaki en başarılı isimlerindendir.
*Bu şiirlerinde günlük hayatı, toplum hayatını başarıyla anlatmıştır.
*Özellikle yoksullara, sakatlara, kimsesizlere karşı acıma duygusu bu tür şiirlerinde belirgindir.
*Şiirlerini “Safahat” adlı eserinde toplamıştır.

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön