NAMIK KEMAL - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

NAMIK KEMAL

SANATÇILAR > SANATÇILAR

NAMIK KEMAL: (1840-1888)

*Tanzimat Edebiyatı Birinci Dönem sanatçısı, gazeteci, yazar, şair, fikir adamı.
*Vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamıdır.
*Ali Ekrem Bolayır'ın babasıdır.
*Tekirdağ’da doğmuştur. Asıl adı Mehmed Kemal’dir.
*Hayatının ilk kısmını dedesinin tayin edildiği memleketlerde geçirmiştir.
*İlk fikri uyanışı Kars’ta gerçekleşmiş, burada tasavvuf ve edebiyat öğrenmiştir.
*Asıl fikrî gelişimi ise Sofya’da başlamış (1955); bir buçuk yıl kaldığı bu şehirde bazı şairlerle tanışmış, onların yardımıyla eski şairleri okumaya yönelmiştir.
*Onun, burada yazdığı gazeller, nazîreler, mersiyelerle şair hüviyetini kazandığı görülür.
*Şair Eşref Paşa, ona “Namık” mahlasını vermiştir.
*Hayatının her safhasında Mevlevîler ile teması olduğu bilinmektedir.
*Encümen-i Şuarâ’ya dâhil olan sanatçılardandır.
*Sanatı ve şahsiyeti üzerinde Leskofçalı Galib’in büyük tesiri olmuştur.
*Şinâsi’nin etkisiyle yeni bir nesir tarzına yönelmiştir.
*Cemiyet davalarının adamı olmuştur.
*Namık Kemal, Tasvîr-i Efkâr’daki yazılarında, maarif meseleleri üzerinde durmuş, kadınların okutulması meselesini ilk defa o ortaya atmıştır.
*Gazetede yazdığı yazılardan dolayı Avrupa’ya kaçmak zorunda kalmıştır.
*Avrupa’da gazetecilik ve siyasî faaliyetleri dışında sık sık tiyatroya gitmiş; Fransız klasikleri, sahne eserleri ve Shakespeare okumuştur.
*Montesquieu, fikirlerini en çok benimsediği Batılı müelliftir.
*Avrupa dönüşü “medeniyet” ve “terakkî”, en fazla üzerinde durduğu kavramlar olmuştur.
*Tiyatro eseri “Vatan yâhud Silistre”nin sahnelenmesi tarihî bir hadise olmuş; sonrasında gelişen olaylar sonucu Namık Kemal, Magosa’ya sürülmüştür.
*Magosa sürgünü ile Namık Kemal’in edebî hayatının en verimli devresi başlamıştır.
*Mücadele ettiği demokrasi ve hürriyet davası nedeniyle hayatı sıkıntılarla dolu bir maceraya dönüşmüştür.
*1888 tarihinde vefat etmiş; Gelibolu’da Süleyman Paşa’nın türbesi hazîresine defnedilmiştir.
*Fikir hürriyeti, müesseselerin ıslahı, Avrupa medeniyetine ayak uydurma zarureti Namık Kemal’in ana davalarını teşkil eder.
*Millî ve İslâmî değerleri muhafaza etmek şartıyla Avrupalılaşma fikrini benimsemiştir.
*Avrupa dönüşünde İslâm birliği idealini kuvvetle benimsediği görülür.
*Sonradan Osmanlıcılık fikrinde karar kılmıştır.
*Toplumu memleket meselelerini düşündürmeye ve bu yolda eğitmeye çalışmıştır.
*Eserlerini “sanat toplum içindir” anlayışıyla yazmıştır.
*Yeni edebiyata zemin hazırlamış; kendi nesli ve sonraki nesiller üzerinde derin ve devamlı bir tesiri olmuştur.
*Namık Kemal çocuk denilebilecek yaşta şiir yazmaya başlamıştır.
*Divan oluşturabilecek kadar gazel yazmıştır.
*Eski tarz şiirlerde “Hitâm-ı Acemî, Eddâî Kemal” gibi takma adlar kullanır.
*Namık Kemal'in şiir anlayışı 1862'de Şinasi'yi tanımasından sonra şekillenmiştir.
*Eski tarz şiiri tamamen bıraktığı söylenemez.
*Tasavvufî konuların yerini toplumsal konular almıştır.
*Şiirlerini daha çok aruz vezniyle yazmıştır.
*Hece vezniyle de şiirleri bulunmakla beraber bunların sayısı sınırlıdır.
*Şiirde bütün güzelliğine önem vermiştir.
*Türk şiirini, Divan şiirinin etkisinden kurtarmaya çalışmıştır.
*Vatan ve millet sevgisini, hürriyet duygusunu Türk şiirine o sokmuştur.
*En meşhur şiirleri, Vaveylâ, Bir Muhacir Kızının İstimdadı, Vatan Mersiyesi, Hilâl-i Osmanî, Hürriyet Kasidesi’dir.
*"Vaveylâ" ve "Hilâl-i Osmanî" hem biçimsel açıdan hem de muhteva açısından "yeni" şiirlerinin iki önemli örneğidir.
*Hürriyet Kasidesi, biçimsel açıdan eski, muhteva açısından "yeni" şiirlerinin ilk önemli örneğidir.
*Namık Kemal’de nesir, gazeteciliğe başladıktan sonra öne geçmiştir.
*Tercüme, fıkra ve havadisle başlayıp makale, tarih denemeleri, hal tercümeleri, tiyatro, roman ve mektup gibi türlerle devam etmiştir.
*Kuvvetli bir deneme yazarıdır.
*Namık Kemal’in Türk edebiyatına getirdiği asıl yeniliğin nesirde olduğu ifade edilmektedir.
*Namık Kemal’in en fazla eser verdiği edebi tür tiyatrodur.
*Namık Kemal'e göre tiyatro "en faydalı eğlence"dir.
*Tiyatronun işlevini ifade etmek için çeşitli makaleler yazmış, Mukaddime-i Celâl ile ilk defa tiyatromuzun kuramını ortaya koymuştur.
*Namık Kemal'in tiyatrosu, dava tiyatrosu mahiyetinde tezli tiyatro özelliği gösterir.
*Piyeslerinin çoğunda bir davaya inanmış insan tipi canlandırmaya çalışmıştır.
*Ona göre “Tiyatro, cihanın aynıdır.”
*Romantik duygular, hitabet, uzun tiradlar Namık Kemal’in piyeslerinin ortak bir özelliğidir.
*Romanlarında sosyal fayda ve kıssadan hisse çıkarma hâkimdir.
*Ona göre "roman, hakikate, tabiata ve akla uygun olmalıdır."
*Namık Kemal'in romanında birçok teknik kusur mevcuttur.
*Edebiyat eleştirisini Türkiye'ye ilk getiren kişilerden biri olmuştur.
* “Lisân-ı Osmânî’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülâhazâtı Şâmildir” adlı makalesi, yeninin eski edebiyata karşı ilk edebî beyannâmesi olma özelliğini gösterir.
*Namık Kemal bu makaleden itibaren eskiye yönelttiği tenkitlerinde edebiyatı her şeyden evvel bir dil meselesi olarak ele almıştır.
*Eski edebiyatın ağır diline şiddetle karşı çıkmıştır.
*Dilin ve edebiyatın da ıslah edilmesi gerektiğini savunmuştur.
*Yeni edebiyat için “edebiyat-ı sahîha” tabirini kullanır.
*Aruzu şiirimizi Türkçeleşmekten alıkoyan ve kırılması gereken bir zincir olarak görmüştür.

NAMIK KEMAL’İN ESERLERİ:

Divan (El yazması)

Tiyatro: Vatan yahut Silistre, Gülnihal, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Celaleddin Harzemşah, Kara Bela

Roman: İntibah, Cezmi

Eleştiri: Tahrib-i Harâbât, Takip, Renan Müdafaanamesi, İrfan Paşa'ya Mektup, Bahar-ı Daniş, Mukaddeme-i Celal

Tarih: Barika-i Zafer (İstanbul’un Fethi), Evrak-ı Perişan (Türk büyüklerinin hayatları ve hizmetleri), Devr-i İstila (Osmanlının son dönemleri ve padişahları), Kanije Muhasarası (Kanije muhasarası esnasında Tiryaki Hasan Paşa’nın kahramanlıkları), Silistre Muhasarası (Silistre savaşına katılmış bir subayın başından geçenler),  Osmanlı Tarihi (ölümünden sonra), Büyük İslam Tarihi (ölümünden sonra)

Şiir: Hürriyet Kasidesi, Vatan Şarkısı, Vatan Mersiyesi, Vaveyla (Çığlık)


------------------------------------------------------------------------------------

    
Âkif Bey:
*Namık Kemal, eseri Magosa yolunda yazmaya karar vermiştir.
*Eserin konusunu; Yunan isyanı, Navarin baskını ve Kırım Savaşı oluşturmaktadır.
*Olayı, Kırım savaşında çok sevdiği karısını bırakarak vatanî göreve koşmakta tereddüt etmeyen bir bahriye zâbitinin vatanperverliğiyle karısının sadakâtsizliği teşkil eder.
*Beş perdelik bir dramdır.
*Eserin içerisinde aruzun yanı sıra hece vezniyle kaleme alınmış şiirler de mevcuttur.
*Eser vatanî duygularıyla başlayıp ihanetin sebep olduğu aile faciasıyla biter.
*Eserin özü, Namık Kemal'in Dâniş Bey yahul Fâhişe-i Tâibe adı ile bahsettiği bir maceradan alınmıştır.
*Tiyatro tekniğine uygun bir eserdir.

Zavallı Çocuk:
*Hareket noktasını daha önce İbret’teki “Aile” makalesinde ifade ettiği görüşlerden alan bu piyeste genç bir kızın, annesinin arzuladığı maddî menfaatler uğruna, sevdiği genç erkek yerine istemediği zengin biriyle evlendirilmesinden doğan felâketler anlatılmıştır.
*Üç perdelik bir trajedidir.
*Oyunun iki ana karakteri, Şefika ve Ata'dır.
*18. yüzyıl Avrupa romantik edebiyatlarında birçok örneği görülen "verem edebiyatı" ile "intihar edebiyatı" kavramlarını Türk edebiyatında işleyen ilk eserlerdendir.
*Edebiyatımızda aşk yüzünden verem olup ölen talihsiz sevgili temine öncülük eden bu eser, Recâizâde Mahmud Ekrem’in Vuslat’ı ile Abdülhak Hâmid’in İçli Kız’ından başlayarak uzun yıllar devam eden hissî bir edebiyat çığırına yol açmıştır.
*Victor Hugo'nun Hernani adlı dramının sonu ile Zavallı Çocuk'un sonu arasında önemli benzerlikler mevcuttur.

Kara Belâ:
*Neşrini istediği halde sağlığında basılamayan bu eser, Namık Kemal’in meşgul olduğu esas meseleleriyle irtibatı en zayıf olanıdır.
*İlk defa II. Meşrutiyet yıllarında yayımlanabilmiştir.
*Beş perde halinde kaleme alınmıştır.
*Vaka, Babürlüler Devleti'nin sarayında geçmektedir.
*Bir Hint hükümdarının kızının şehvetten gözü dönmüş bir harem ağası tarafından tecavüze uğraması, kızın, sevdiği şehzade ile nikâhlandığı gece harem ağasını öldürdükten sonra sevgilisiyle birlikte intihar etmesi eserin konusunu teşkil eder.
*Oyunun iki ana karakteri Behrever Banu ve Mirza Hüsrev'dir.
*Batı edebiyatı trajedilerinden gelme bir ilham eserde kendini ağırlıkla hissettirir.
                     

Celâleddin Hârizmşah:
*Magosa’da başlayıp araya giren uzun bir fâsıladan sonra 1881 yılında Midilli’de bitirebildiği bu piyes Namık Kemal’in üzerinde en fazla çalıştığı ve en sevdiği tiyatro eseridir.
*Namık Kemal'in en uzun oyunudur.
*15 perdeden oluşmaktadır.
*Eserin esası, İslâm âlemini tehdit eden Moğol istilâsına karşı durmaya çalışan Celâleddin Hârizmşah’ın ideali uğruna giriştiği büyük mücadele peşinde yaşadığı maceradır.
*Çok geniş bir şahıs kadrosunun yer aldığı bu on beş perdelik piyeste o istilâ çağının tipik insan mahşeri içinde türlü entrika, cinayet, muharebe, suikast, aşk gibi olaylar birbirini kovalar.
*Namık Kemal, bu son tiyatro eserinde kahraman tipinin bütün vasıflarını Celâl’in şahsında toplamıştır.
*Celâl ile vatan uğrunda ferdî arzu ve duygulardan vazgeçmenin tam bir örneğini yaşatmış, İslâm birliği fikrini, Moğol istilâsı önünde İslâm âlemini korumaya çalışan Celâl’in ağzından kuvvetli bir şekilde ifade etmiştir.
*Namık Kemal'in "sahnelenmek üzere değil okunmak üzere yazılmış" tek tiyatro oyunudur.
*Celâleddin Hârizmşah, romantik Türk tiyatrosunun Abdülhak Hâmid’in büyük eserlerinden önceki ilk zirvesidir.
*Oyunun en az kendisi kadar meşhur olan bir de mukaddimesi vardır: Mukâddime-î Celâl
Bu mukaddimede tiyatro eğlencelerin en faydalısı olarak tanıtılmıştır. Tiyatronun yanı sıra roman türü üzerinde de durulmuştur. "Halk hikayeleri" eleştirilmiş bu ürünler bünyesinde taşıdığı olağanüstü motifler sebebiyle "koca karı masalı" ifadesiyle tenkit edilmiştir. Bu mukaddimede Türk anlatı geleneğinin süratle romana yönelmesini ve Türk romanının geliştirilmesi için aydınlara büyük sorumluluklar düştüğü vurgulanmıştır.

    
Cezmi:
*Türk edebiyatı tarihinde "ilk tarihî roman" olarak kabul edilmiştir.
*İki cilt olarak tasarlanmış fakat bir cilt olarak yazılmıştır.
*Romanın ağırlık merkezini, III. Murad devrindeki Türk-İran savaşlarından birinde İranlılar’a esir düşen Kırım şehzadesi Âdil Giray’ın İran sarayında, Şah’ın karısı ile kız kardeşinin kendisine duydukları ikili aşk arasında kalması sonuncu geçirdiği aşk macerası teşkil eder.
*Cezmi'nin İran savaşları sırasında gösterdiği kahramanlıklar ve bu savaşlar sırasında tanışıp dost olduğu Adil Giray'ı esaretten kurtarma sırasında başından geçenler anlatılmıştır.
*Romanın başında 16. yüzyılın genel siyasi durumu ve romana adını veren Cezmi'nin tasvirlerinden oluşan ve esas konu ile ilişkili olmayan bir giriş bölümü vardır.
*Roman Âdil Giray’ı seven, ahlâk ve seciyeleri zıt iki kadının birbiriyle rekabetinin getirdiği olaylarla gelişir.
*Kahramanlarından üçünün ölümüyle sona eren bu aşktan sonra birinci cilt biterken Cezmi’nin asıl macerasını yaşamaya başlamak üzere olduğu görülür.
*Namık Kemal, eserde şairane hayaller peşinde koştuğu için tarihî atmosferi yaşatacak müşahhas çizgileri bulamamıştır.
*Bu yüzden bir tarihî romanda bulunması gereken tasvirler baştaki yangın sahnesi istisna edilirse eserde zayıf kalmıştır.
*İdeal bir kahraman olarak canlandırdığı Cezmi’nin şahsında Kemal’in kendi şahsından gelme akisler hissolunduğunu da ayrıca belirtmek gerekir.
*"İdeolojik bir roman" olarak kabul edilmiştir.

Tahrîb-i Harabat:
*Hürriyet mücadelesi yolunda eski dava arkadaşı Ziya Paşa'nın bir tür eski Türk edebiyatı antolojisi niteliğindeki Harabat adlı eserinin başında yer alan Mukaddime ve bu eserin birinci cildinin eleştirisidir.
*Namık Kemal'e göre Ziya Paşa, Sultan Abdülaziz'e yaranmak üzere ‘eski’ taraftarlığına girişmiştir.
*Eserin en meşhur cümlesi Ziya Paşa'ya hitaben şöyledir:
"Eskiyi hortlatıyorsun oysa onu beraberce gömmeye azmetmiştik."
*Tahrîb-i Harabat’ta, Harabat'taki hatalar da bir bir sıralanmıştır.

Takip:
*Harabat'ın ikinci ve üçüncü ciltlerine dönük olarak yazılmış eleştiri türünde bir eserdir.
*Ziya Paşa'nın bilgi yanlışları, eserin içerisinde yer alan birtakım tezat bilgiler alaycı bir dille anlatılmıştır.

Renan Müdafanâmesi:
*Fransız Akademisi üyelerinden Ernest Renan'ın 1883 tarihinde verdiği bir konferansta ileri sürdüğü "İslamiyet'in özellikle eğitim alanında bütünüyle Müslümanların ilerlemesine engel teşkil ettiği" şeklindeki görüşlerini eleştirmek üzere kaleme alınmıştır.

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön