ROMANTİZM (DUYGUCULUK / COŞUMCULUK) - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

ROMANTİZM (DUYGUCULUK / COŞUMCULUK)

SINIFLAR > LİSE 3 > LİSE-3 / 1. ÜNİTE: GİRİŞ

ROMANTİZM: (DUYGUCULUK / COŞUMCULUK)

*19. yüzyılın başlarında klasisizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır.
*Klasisizmin kuralcılığına karşı; hürriyet, demokrasi ve başıboşluk özleminden doğmuştur.
*Önce Almanya'da başlamış; İngiltere'de rağbet görmüş; Fransa'da kuralları belirlenip oradan tüm Avrupa'ya yayılmıştır.
*18. yüzyıl aydınlanma çağıyla birlikte, J. J. Rousseau, Montesquieu, Diderot, Voltaire gibi şahsiyetler tüm önyargı ve zorbalıklara karşı düşünce yoluyla çetin bir savaş açmıştır.
*Dinsel hoşgörü; toplumsal ve siyasal eşitlik; birey haklarına ve düşünce özgürlüğüne saygı gibi konuları halka yaymaya çalışmışlardır.
*Bu fikirler halk tarafından benimsenmiş ve sonuçta Fransız İhtilali patlak vermiş, monarşi yıkılmış, soylulara karşı burjuva sınıfı oluşmuştur.
*Kilise ve sarayın baskısı ortadan kalkmıştır.
*Bireysellik ön plana çıkmıştır.
*Bu gelişmelerde matbaa ve baskı imkânlarının hızla gelişmesi, okuyucu kitlesinin genişlemesi de etkilidir.
*Sosyal çalkantılardan ve yeni düzenden edebiyat akımları da etkilenmiştir.
*İşte bu ortamda klasisizme karşı belki de bir isyan olarak romantizm doğmuştur.
*Victor Hugo'nun Cromwell adlı tiyatro oyununun önsözü, romantizmin manifestosu gibidir.


ROMANTİZM AKIMININ ÖZELLİKLERİ:

* “Sanat toplum içindir.” görüşü benimsenmiştir.
*Romantizmin ana felsefesi klasisizme karşı olmaktır.
*Klasik edebiyatın kural ve şekilleri bırakılır.
*Bireylerin şahsiyeti ve sanatçı hürriyeti ön plana çıkar.
*Romantizmle birlikte akıl ve sağduyu, yerini duygu ve hayallere bırakmıştır.
*Romantizme göre deha akılda değil, yürektedir.
*Duyguların sınırlanmasına karşı çıkıp kuralların ve ölçülerin karşısına “kuralsızlığı” koymuşlardır.
*Özellikle şairler, hiçbir sınır tanımadan yazmalı; zamanı, tabiatı ve kendini aşmaya çalışmalıdır.
*Sanat eserlerinde alabildiğine serbestlik görülmeye başlanmıştır.
*Ulusallık, yerli renk aranan bir nitelik haline gelmiş; evrensellik ikinci plana itilmiştir.
*Sanatçılar, Yunan ve Latin edebiyatları yerine, kendi tarihlerini ve günlük yaşantılarını ön plana çıkarmışlardır.
*Konular, eski Yunan ve Latin edebiyatı yerine Hristiyanlıktan, milli tarihten, günlük yaşamdan alınır.
*Sanatçılar eserlerinde, kişiliklerini gizlemez. Duygu ve görüşlerini eserlere yansıtırlar.
*Yabancılaşma ve aidiyetsizlik kavramları ilk defa bu dönemde görülür.
*Eserlerde karamsarlık görülür.
*Kurtuluşu doğaya dönmekte ararlar.
*Romantik sanatçılar soyutun yerine somutu, genelin yerine özeli seçerler.
*Klasisizmdeki tabiat taklidi yerine, gözlem ve tasvire önem verilir.  
*Tabiat hem görünen hem de görünmeyen yanlarıyla anlatılır.
*Yaşamı olduğu gibi değil de olmasını istedikleri gibi göstermeye çalışmışlardır.
*Konular işlenirken iyi-kötü, doğru-yanlış gibi karşıtlıklardan ve çatışmalardan yararlanılır.
*İçinde yaşadığı toplumla doğru dürüst diyalog kuramayan romantik sanatkâr, çoğu zaman hayalî beldelere, ıssız yerlere, tarihe ve tabiata kaçar.
*Romantizmde görülen insan tipi, klasisizmdeki gibi soyut değildir.
*Seçilen kahramanlar, herkes tarafından bilinen tanınan kişilerdir.
*Ancak kişiler tek yönlüdür. Yani ya hep iyi ya hep kötüdür.
*İyi ve kötü gibi kavramlarda abartı görülür.
*Genelde eserlerin sonunda iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.
*Acayip, gülünç, kaba, çirkin ve kuraldışı insanlara da yer verilir.
*Eserlerde kullanılan dil, duygu ve hayallerin coşkunluğu ölçüsünde dağınık ve başıboştur.  
*Sözcük seçimine pek önem vermemişlerdir.
*Klasisizmdeki sade anlatım tarzı romantizmde tamamen terk edilmiştir.  
*Romantik sanatçılar süslü tasvirlere yer vermiştirler.
*Benzetmeler, mecazlar kullanılmıştır.
*Tiyatroda üç birlik kuralı terk edilir; dram gelişir.  
*Klasik dönemin “epik şiir“i değerden düşerken tahta “lirik şiir” oturmuştur.
*Roman, en önemli türlerden biri haline gelmiştir.

Victor Hugo: “Edebiyatta özgürleşme…”  
Goethe: “Klasisizme karşı devrimci bir isyan…”  
Herder: “Aklın bastırıp tahakküm altına almak istediği duyguların gün yüzüne çıkması…”
Victor Hugo: "Tabiatta var olan her şey sanatta olmalıdır."
Musset: “Romantizm, ağlayan yıldız, inleyen rüzgâr, ürperen gece, kendinden geçen çiçektir.”


ROMANTİZM AKIMININ DÜNYADAKİ TEMSİLCİLERİ:

Goethe, Schiller, Samuel Taylor Coleridge, William Wordsworth, Montesquieu, Jean Jacques Rousseau, Chateaubriand, Lamartine, Victor Hugo, Voltaire, Lord Byron, Puşkin, Percy Bysshe Shelley, John Keats, Madame de Stael, George Sand, Alexandre Dumas, Alfred de Musset, Alfred de Vigny, Walter Scott, Heinrich Heine, Bernardin de Saint-Pierre, Edgar Allan Poe



Dram: Goethe, Schiller, Victor Hugo, Lord Byron

Şiir: Goethe, Schiller, Lamartine, Victor Hugo, Voltaire, Puşkin, Alfred de Musset, Walter Scott, Heinrich Heine, Percy Bysshe Shelley

Roman: Goethe, Lamartine, Victor Hugo, Voltaire, Puşkin, Alfred de Musset, Alfred de Vigny, Alexandre Dumas, Walter Scott, Jean Jacques Rousseau, Bernardin de Saint-Pierre

Düşünce: Montesquieu, Jean Jacques Rousseau, Voltaire

Gezi: Lord Byron


TÜRK EDEBİYATINDA ROMANTİZM:

*Türk edebiyatında en çok etkili olan akımlardandır.
*Tanzimat edebiyatı dönemindeki ürünlerin çoğunluğu romantik akımın etkisiyle kaleme alınmıştır.
*Namık Kemal, roman ve tiyatrolarıyla;  Abdulhak Hamit Tahran tiyatrolarıyla; Ahmet Mithat Efendi, ilk romanlarıyla;  Recaizade Mamut Ekrem, şiirleriyle romantik akımın içinde yer almıştır.
*Ancak söz konusu sanatçılara tamamen romantik demek yanlış olacaktır.


ROMANTİZM AKIMININ TÜRK EDEBİYATINDAKİ TEMSİLCİLERİ:

Namık Kemal, Abdulhak Hamit Tahran, Ahmet Mithat Efendi, Recaizade Mamut Ekrem


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön