ANLATIM TÜRLERİ (ANLATIM BİÇİMLERİ) - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

ANLATIM TÜRLERİ (ANLATIM BİÇİMLERİ)

TÜRKÇE > KONULAR > ANLATIM TÜRLERİ (ANLATIM BİÇİMLERİ)

ANLATIM TÜRLERİ (ANLATIM BİÇİMLERİ)

(TÜM KONU)

*Bir düşünceyi, duyguyu ya da olayı sözle veya yazıyla ifade etmeye “anlatım” denir.
*Her anlatım, farklı bir amaca yönelik olarak gerçekleşir.
*Yazının amacına göre farklı anlatım yöntemleri ortaya çıkmıştır.
*Yazarın iletmek istediği mesaja ve yazı türlerine göre çeşitli anlatım biçimleri gelişmiştir.
*Anlatımı gerçekleştirirken başvurduğumuz bu yöntemlere "anlatım biçimleri, anlatım türleri" diyoruz.
*Anlatım biçimler, iletilecek mesajın en etkili biçimde aktarılmasını sağlar.

*Sözlü ve yazılı anlatımda başvurulan başlıca anlatım biçimleri (türleri) şunlardır:


1- ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM: (HİKÂYE ETME)

*Gerçek veya tasarlanmış bir olayın (yaşanmış ya da yaşanması muhtemel bir olayın) belli bir noktadan alınıp geliştirildiği ve sonuca ulaştırıldığı anlatım biçimidir.
*Burada “olay” belirleyici unsurdur.
*Anlatımda olay örgüsü bulunur ve olay örgüsü ana olayı destekler niteliktedir.
*“Kişi, mekân ve zaman”, olay örgüsünü oluşturmak için kullanılan diğer unsurlardır.
*Günlük hayatta bir şeyler anlatırken bu anlatım biçimini kullanırız.
*Anlatımda olayın ilgi ve merak uyandıracak yönleri belirleyici olur.
*Olay akışı vardır. Olaylar birbiri üzerine gelişir.
*Öyküleyici anlatımda her şey hareket hâlinde verilir; varlıklar, durumlar yaşamın akışı içinde gösterilir, bir durumdan başka bir duruma geçiş vardır.
*Olayların gelişimi ve birbirine bağlanışı hareket öğesiyle sağlanır.
*Olaylar, belli bir zamana ve sıralamaya göre aktarılır
*Genellikle haber kipleriyle çekimlenmiş yüklemler kullanılır.
*Öyküleyici anlatım, genellikle hikâye, roman, masal, destan ve tiyatro; daha az olarak da gezi yazısı, hatıra, mektup ve günlük türlerinde kullanılır.
*Öğretici metinlerden çok sanatsal metinlerde kullanılır.
*Düşünce yazılarında pek kullanılmaz.
*Bu anlatım türünde yazılmış bir paragraf okuduğumuzda olay bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçer.
*Öyküleyici anlatımda amaç okuyucuyu olayın içinde yaşatabilmektir.
* “Olay hikâyesi” metinleri, bütünüyle bir olayın anlatımı üzerine kurulur.
*Olaylar birinci şahsın ağzından ya da üçüncü şahsın ağzından anlatılabilir.

Örnek:
Deniz tarafından bir ihtiyar; balıkçı kahvesine doğru usul usul ilerledi. Kapıyı aralayarak içeriye girdi. Sağda solda uyuyanlar vardı. Gür bir sesle herkesi selamladı. Kendinden emin adımlarla ilerledi, cam kenarındaki bir masaya oturdu. Garsondan bir çay istedi. Çayını içti, parasını ödedi ve dışarı çıktı. Denize doğru, içli bir şarkı söyleyerek yavaş yavaş yürümeye başladı.”

Örnek:
Tilki, yol başında durmuş etrafı gözetliyor muş. Karşıdan yaman bir kurtla bir çoban köpeğinin güle oynaya geldiklerini görmüş. Yanlarına gidip dostluklarının gerekçesini sormuş. Köpek: "Dün bu kurt bizim sürüye saldırdı. Birkaç koyunu boğazladı. Arkasından koştum; ama yetişemedim. Çoban da beni evire çevire dövdü. Ben de gidip eski düşmanımla dost oldum... Dostluğumuzun gerekçesi çobandır." demiş.”


Öyküleyici Anlatımın Unsurları:

Kişi – Olay – Mekan (Yer)- Zaman - Anlatıcı

ANLATICI:
*Öyküleyici anlatımla oluşturulmuş metinlerde anlatıcı yazar değildir.
*Yazar metni oluşturur fakat hikâyenin anlatılması işini başkasına yükler.
*Hikâyeyi anlatan kişiye anlatıcı denir.
*Anlatıcı;
öyküleyici anlatımın yer aldığı sanat metinlerinde (öykü ve romanda) kurmaca bir kişi; öyküleyici anlatımın yer aldığı öğretici metinlerde (anı, otobiyografi, biyografi, günlük) ise gerçek bir kişidir.
*Anlatıcının olaydaki durumu ve konumu, metnin etkileme gücünü arttıran etkenlerdir.

*Anlatıcının durumu ve konumuna göre iki tip anlatım vardır:

A-BİRİNCİ KİŞİLİ ANLATIM:
*Anlatıcı, anlatılan olayın bizzat kahramanlarından biridir.
*Anlatıcı olayları kendisi yaşamış, görmüş gibi anlatır.
*Yazının olay örgüsünde anlatıcı bizzat bulunur.
*Fiiller çoğunlukla birinci tekil kişiye (ben) göre çekimlenir.
*“Gördüm, yaptık, başlıyoruz” gibi anlatıcının da içinde bulunduğu kiplerle çekimlenen filler kullanılır.

Örnek:
Kapıdan çıkarken soluk yüzlü, sert bakışlı, iri yarı bir adam karşımda dikildi ve gözleri benden hesap sorar gibiydi. Aldırmadan yoluma devam etmeye çalıştım. Çirkin suratını aklıma kazıdım ve onun bakışlarındaki derin anlamı çözme gayretiyle saatlerce yürüdüm.”

B-ÜÇÜNCÜ KİŞİLİ ANLATIM:
*Anlatıcı, olayların gözlemcisidir.
*Anlatıcı, olayları üçüncü kişinin başından geçmiş gibi anlatır.
*Anlatılan olay örgüsünde anlatıcı bulunmaz.
*Anlatıcı, olayları, kahramandan “o” diye söz ederek anlatır.
*Fiiller çoğunlukla üçüncü tekil kişiye göre çekimlenir.
*“Gördü, yaptı, başladılar” gibi anlatıcının içinde bulunmadığı kiplerle çekimlenen filler kullanılır.

Örnek:
Kapıdan çıkarken soluk yüzlü, sert bakışlı, iri yarı bir adam karşısına dikildi ve gözleri ondan hesap sorar gibiydi. Aldırmadan yoluna devam etmeye çalıştı. Çirkin suratını aklına kazıdı ve onun bakışlarındaki derin anlamı çözme gayretiyle saatlerce yürüdü.”


ANLATICI BAKIŞ AÇILARI:
*Anlatmaya bağlı edebî metinlerde genel olarak üç tür bakış açısı kullanılır.
*Anlatıcı, 3 farklı konumdan birinde yer alır.
*Bir başka ifadeyle birinci ve üçüncü kişili anlatımlar, üç temel bakış açısına sahiptir:

>Hâkim (İlahi) Bakış Açısı:
*Anlatıcı olayın merkezinde yer alan biri değildir fakat olayla ilgili her şeye hakimdir.
*Bu yöntemde sınırsız bir bakış açısı vardır.
*Anlatıcı, anlatılanların tamamını bilen bir varlıktır.
*Kahramanların gizli konuşmalarını, kafalarından ve gönüllerinden geçeni de anlatır.
*Kahramanlardan daha çok şey bilir.
*Zaman zaman kendi yorumlarını ekleyebilir; açıklamalarda ve yargılarda bulunabilir.
*Ne kadar kişi varsa her birinin açısından olayları ayrı ayrı görmemiz sağlanır.
*Üçüncü tekil kişi ağzından anlatım vardır.

>Kahraman Anlatıcının Bakış Açısı:
*Metnin anlatıcısı, olayın merkezinde yer alan bir kahramandır.
*Bu yöntemde olayı anlatan "ben" vardır.
*Olayları anlatan kişinin bilgisi, kahramanlardan birinin bilgisiyle sınırlıdır.
*Anlatılan olayları kendi gözlemleri ve bilgisi kadar aktarabilir.
*Anlatıcı kendisiyle ilgili olayları anlatırken 1. tekil kişiyi (yürüyordum, kalktım…), diğer kişilerle ilgili olayları anlatıyorken de 3. tekil kişiyi (gördü, baktı…) kullanır.
*Olaylar, anlatıcının başından geçtiği ya da gözüyle gördüğü biçimiyle anlatıldığından, inandırıcılığı yüksektir.
*Okuyucuda gerçeklik duygusu oluşturur.

>Gözlemci Anlatıcının Bakış Açısı:
*Metnin anlatıcısı, olayın merkezinde yer almayan biridir.
*Bir kamera tarafsızlığıyla olup biteni ifade eder.
*Bu yöntemde olaylar dışarıdan görüldüğü biçimiyle nesnel bir tarzda aktarılır.
*Anlatıcı, kahramanlardan daha az şey bilir.
*Olaylar bize anlatılmıyor da kişinin gözünün önünde oluyormuş izlenimi verilir.
*Kişilerin duygu ve düşünceleri, eylemlerinden çıkartılır.
*Kişiler ve iç dünyaları hakkında, kendi söyledikleri ve davranışları izlenerek bir fikir sahibi olunabilir.
*Anlatım, üçüncü tekil kişi ağzından yapılır.



2- BETİMLEYİCİ ANLATIM: (TASVİR ETME)

*Varlıkların belirgin özelliklerini tanıtıp onların göz önünde canlandırılmasını sağlamak için betimlemelerin yapıldığı anlatım biçimidir.
*Betimleme, varlıkların kendilerine özgü niteliklerini sözcüklerle anlatma işidir.
*Sözcüklerle resim çizmedir.
*Betimleyici anlatımda yazar, gördüklerini, okuyucunun gözünde canlanacak biçimde anlatır.
*Yazar, varlıkların niteliklerini ve bu varlıkların duyularımız üzerindeki izlenimlerini belirtir.
*Bu anlatımda, anlatılan varlıkla ilgili izlenim kazanılması amaçlanır.
*Bu amacın iyi bir şekilde gerçekleşmesi için titiz bir gözlem gerekir.
*Gözlem sırasında ayırt edici özelliklere dikkat edilir.
*Betimlemede asıl olan görselliktir.
*Bu nedenle gözle algılanan renk ve biçim ayrıntılarına önem verilir.
*Bu anlatımda yazar, dış dünya ile varlıklarla ilgili izlenimlerini okurlara aktarmak ister.
*Bunun için de bilinçli, titiz bir gözlem yoluyla ayrıntı seçer.
*Seçtiği ayrıntıları imge (hayal) oluşturacak biçimde düzenler.
*Genelden özele doğru betimleme:
Ör: Bir kentin genel görünümü anlatıldıktan sonra özellik taşıyan bir yapısı (hastane, kışla, park, cami…) ele alınır.
*Özelden genele doğru betimleme:
Ör: Bir hayvanın ilgiyi üstüne çeken gözlerinden başlayarak tüm gövdesi tanıtılır.
*Betimleme işlenen konuya göre isimlendirilir.
Ör: İnsan betimlemesi, hayvan betimlemesi, eşya betimlemesi, manzara betimlemesi, olay betimlemesi
*Bu anlatım türü daha çok; roman, hikâye, tiyatro, gezi yazısı, şiir gibi türlerde kullanılır.

Örnek:
Gökyüzünün açık güneşli olduğu bir ilkbahar günüydü. Öğleden sonra saat tam beşe çeyrek kala, arabamla Guercina’nın Pazar yerine geldim. Alan insan kaynıyordu. Birden çanlar çalmaya, sirenler ötmeye başladı. İlk kez gökten düşen bir bombayı, sonra bunun ardından on sekiz tane kadar olduğunu sayabildiğim savaş uçaklarını gördüm. Bombaların patlaması anlatılamaz bir panik yaşattı. Ben beş milis askeriyle birlikte küçük bir tahta köprünün altına saklandım. Oldukça iyi gizlendiğimiz yerden meydanda olup bitenleri, kadınların, erkeklerin, çocukların ve hatta hayvanların nasıl bir şaşkınlık ve korku içinde kaçıştıklarını dehşetle görebiliyorduk…”

a-İzlenimsel Betimleme:
*İzlenimleri aktarmak amacıyla yazılır.
*Duyguların, öznelliğin ağır bastığı betimleme türüdür.
*Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur.
*Ayrıntılar öznel olarak verilir.
*Sanatsal bir amaç gözetilir.
*Edebi yazılardaki betimlemeler genellikle izlenimsel betimleme örneğidir.
*Çünkü yazar gördüklerini duygularına bağlı olarak anlatır; anlatıma duygularını da katar.

Örnek:
"Yeşil, yumuşak çimenlerin üzerine oturmuş, gözlerinden birbiri ardı sıra yuvarlanan gözyaşları arasından bana bakıyor. Oturduğu yerdeki çimenlerin sarı, yeşil parıltısı gözlerimi kamaştırdı. Gerideki bahçe duvarını gözden saklayan mor leylaklardan etrafa, hafif, serin bir koku yayılıyordu."

b-Açıklayıcı Betimleme:
*Yazarın, anlatıma duygularını katmadan, gözlemlerini nesnel biçimde anlattığı betimleme türüdür.
*Bilgi vermek amacıyla yazılır.
*Ayrıntılar nesnel olarak verilir.
*Yazar, gözlemlerini anlatırken kendinden bir şeyler katmamaya özen gösterir.
*Anlatıma kişisel duygu ve düşünceler katılmaz.

Örnek:
"Bu küçük yerleşim merkezindeki tüm caddeler, merkezinde hükümet konağının bulunduğu meydana çıkıyordu. Hükümet konağı en azından yüz yıllık bir taş yapı idi. Onun tam karşısında, hükümet konağına göre çok yeni sayılabilecek belediye binası yer alıyordu. Belediye binası ile Şehir Parkı birbirine bitişikti. Parkın içinde, yaz-kış yeşilliğini koruyan elliye yakın büyük çam ağacı vardı. İlçedeki iki bankanın reklam amaçlı koyduğu banklar bu ağaçların altında duruyordu..."


PORTRE:
*Bir kimseyi farklı özellikleriyle tanıtmak için yazılan edebi yazılara "portre" denir.
*Eserin kişisi, dış görünüşü ve karakter özellikleriyle okuyucuya tanıtılır.
*Portrede insanla ile ilgili betimlemeler yapılır.
*Gözlem esastır.
*Roman, hikâye, biyografi, otobiyografi, anı, gezi yazısı gibi türlerde yer alabilir.
*Genelde, eser kahramanının okuyucunun hayalinde canlanması amaçlanır.
*Bağımsız bir edebi tür olarak yazılmış portreler de vardır.
*Portre, “fiziksel (tensel) portre” ve “ruhsal (tinsel) portre” olarak ikiye ayrılır.
*Edebi eserlerde genellikle "fiziki portre" ile "ruhî portre" iç içe bulunur.


PORTRE BETİMLEMELERİ:

Fiziksel Portre:
*Kişilerin dış görünüşünü anlatan betimleme yazılarına "fiziksel portre" denir.
*Fiziksel portrede kişinin, görünümü, boyu, yüzü, saçı, giyimi anlatılır.
*Kişiyi diğer insanlardan ayıran dış özellikleri, sıfatlar kullanılarak özgün bir şekilde anlatılır.
*Bu tür betimlemelerde kişinin tasviri yapılır.

Ör: “Su rengindeki gözleri kısılıyordu. Şapkasının altından fırlayan saçları dik dik ve dağınıktı.”

Ruhsal Portre:
*Kişilerin iç dünyasını anlatan betimleme yazılarına "ruhsal portre" denir.
*Ruhsal portrede şahsın, kişilik özellikleri, karakteri, duyguları, alışkanlıkları anlatılır.
*Ruhsal portrede, varlığı göz ile anlaşılan görsel ayrıntılar bulunmayabilir.
*Bu tür betimlemelerde kişinin tahlili yapılır.

Ör: "Cana yakın biri olduğu, sıcacık ses tonundan anlaşılırdı."



3-AÇIKLAYICI ANLATIM:

*Sınırları çizilen bir kavramın, terimin; çerçevesi belirlenen bir sorunun; kapalı kaldığı düşünülen sözcüklerin açıklandığı anlatım biçimidir.
*Bu anlatımda "tanımlama, örneklendirme, tanık gösterme ve karşılaştırma" gibi düşünceyi geliştirme yöntemlerinden yararlanılır.
*Bilgi verme, bir şeyler öğretme amacıyla kullanılır.
*Dil, göndergesel işlevdedir.
*Söz sanatlarına, sözcüklerin mecaz ve yan anlamlarına yer verilmez.
*Dil ve üslup sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
*Genelde kısa ve nesnel ifadeler kullanılır. Kişisellikten kaçınılır.
*Kesin ve açık ifadelerin kullanılması önemlidir.
*Gerektiğinde istatistik, levha, grafik ve resimlerden yararlanılabilir.
*Açıklama sonucunda konu aydınlığa kavuşturulmuş olur.
*Daha çok ansiklopedilerde ve ders kitaplarında bu anlatım biçimine rastlanır.
*Makale, fıkra, eleştiri ve deneme gibi öğretici türlerde bulunur.


Örnek:
Memduh Şevket Esendal öykülerini sade ve temiz bir Türkçeyle yazmış, öykücülükte Çehov tarzını benimsemiştir. Onun öykülerini okuyanlar eserin içinde kendilerini, çevrelerini ve hayatta karşılaştıkları kişileri bulur gibi olurlar. Esendal, günlük hayatı iyimser bir hava içinde verir. Öykülerindeki olaylar son derece basittir.”

>>>Öğretici Anlatım ile Açıklayıcı Anlatım Arasındaki Farklar:

*Öğretici anlatımlar tamamen nesneldir; açıklayıcı anlatımda ise öznellik yer alabilir.
*Öğretici anlatımlarda genel olarak konu hakkında bilgiler verilir; açıklayıcı anlatımda ise belli bir sorunun cevabı verilir.
*Öğretici anlatımlarda “ne” sorusunun cevabı verilir; açıklayıcı anlatımlarda ise “niçin, neden, nasıl” sorularının cevabı verilir.



4-ÖĞRETİCİ ANLATIM:

*Bilgi verme, açıklama yapma ve öğretme amaçlarıyla oluşturulan anlatım biçimidir.
*Öğretici anlatımda bilgilendirme amaçlanır.
*Nesnellik ön plandadır.
*Dil, göndergesel işlevde kullanılır.
*Söz sanatlarına, mecazlı anlatıma yer verilmez.
*Sade ve akıcı bir üslup kullanılır.
*Kelimeler gerçek anlamda kullanılır.
*Öğretici anlatımla oluşturulmuş metinlerin anlaşılabilmesi için okuyucunun o konuda belli bir bilgi seviyesine sahip olması gerekir.
*Anlatılanlar, tanımlarla ve verilen örneklerle pekiştirilir.
*Ders kitaplarında, makalelerde, ansiklopedilerde öğretici anlatım kullanılır.
*Daha çok geniş zaman kipi kullanılır.
*Tarihi metinler, felsefi metinler, bilimsel metinler öğretici anlatım biçimiyle yazılır.

Örnek:
Ahmet Rasim, İstanbul’da, Fatih semtinin Sarıgüzel Mahallesi’nde doğmuştur (1865). Babası, Menteşeoğullarından Bahaeddin Efendi’dir. Bu zat, Kıbrıs kökenli ise de, küçükken göç ettiği Ermenak’ta yetişmiştir. Memurlukla çeşitli yerleri dolaşmıştır. Ahmet Rasim’in annesi, eski İstanbul konaklarından birinde evlatlık olarak yetişmiş bulunan Nevber Hanım’dır.”

>>>Öğretici Anlatım ile Açıklayıcı Anlatım Arasındaki Farklar:

*Öğretici anlatımlar tamamen nesneldir; açıklayıcı anlatımda ise öznellik yer alabilir.
*Öğretici anlatımlarda genel olarak konu hakkında bilgiler verilir; açıklayıcı anlatımda ise belli bir sorunun cevabı verilir.
*Öğretici anlatımlarda “ne” sorusunun cevabı verilir; açıklayıcı anlatımlarda ise “niçin, neden, nasıl” sorularının cevabı verilir.



5-TARTIŞMACI ANLATIM:

*Savunulan ve karşı çıkılan görüşlere yer verilen anlatım biçimidir.
*Anlatıcı, öne sürülen düşünce, duygu ve kanılara katılmıyorsa onları değiştirmek ister.
*Yazar, okuyucunun bir konu hakkındaki düşüncesini değiştirmeye ya da bir fikri çürütmeye çalışır.
*Düşünce ve duygular, kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
*Okuyucunun ya da dinleyicinin düşüncesi yazarın istediği herhangi bir fikre yöneltilir.
*Herkesin üzerinde anlaştığı ya da anlaşabileceği bir konu bu anlatımın konusu olamaz.
*Ele alınan konu üzerinde en az iki farklı görüş olmak zorundadır.
*Yazar iki görüşü birbirine bağlamak için “ama, fakat, lakin, ancak, yalnız, oysa” gibi karşıtlık bağlaçlarından faydalanır.
*Dil, sadedir ve göndergesel işlevde kullanılır.
*Öznel yargı bildiren cümleler ağırlıktadır.
*Eleştirel bir bakış açısı hakimdir.
*Fikirler tartışılırken tez-antitez şeklinde bir değerlendirme yapılır.  
*Tez, karşı çıkılan görüştür.
*Antitez ise yazarın bu düşünceye karşı ortaya koyduğu görüştür.
*Ortaya, karşı çıkılacak bir düşünce, yani “tez” konur ve antitezlerle bu düşünce çürütülmeye çalışılır.
*Bu anlatım türünde karşılıklı konuşma, sohbet havası vardır.
*Yazar düşüncelerini soru cevaplarla ortaya koymaya çalışır.
*Yazar anlatımında “örnekleme, kanıtlama, karşılaştırma, açıklama, tanımlama” gibi anlatım türlerinden yararlanılır.
*Daha çok düşünce yazıları ve öğretici metinler olmak üzere hemen hemen her metin türünde kullanılabilir.
*İki farklı bakış açısının olduğu konular bu türde işlenmeye daha elverişlidir.

Örnek:
Yazarlar okudukları bir metinden yararlandıklarında yazın dünyasında bir kızılca kıyamet kopuyor. Efendim bu özgünlükle bağdaşmazmış. O zaman bu yazarın kendi eseri olmuyormuş, gibi. Bana göre yazar, kibarca esinlenme denilen bu işte son derece haklıdır. Hatta ileri gidip adapte yapmada da özgür olmalıdır. Bu vaveylayı koparanlar, eserlerini o ana dek okudukları eserlerin katkılarını dışarıda bırakarak mı yazıyorlar sanki?”



6-KANITLAYICI ANLATIM:

*İleri sürülen düşüncelerin bazı görüşlerle desteklendiği ve kanıtlanmaya (ispatlanmaya) çalışıldığı anlatım biçimidir.
*Kanıtlayıcı anlatım; inandırma, aydınlatma ve bir başkasına kendi görüşünü kabul ettirmenin toplamıdır.
*Bu tür anlatımda, önce ortaya bir konu atılır ve bu konu bütün yönleriyle tanıtılır.
*Sonra da konunun kanıtlanmasına geçilir.
*Kanıtlayıcı anlatımda okuyucuyu inandırmak ve ikna etmek belirleyicidir.
*Düşüncenin kanıtlanması sırasında inandırıcı belgelerin, nesnel, tutarlı ve etkili bir şekilde ortaya konulması şarttır.
*Ortaya konulan düşüncenin kanıtlanamaması durumunda okurun ikna olması da mümkün olmayacaktır.
*Yazar, ileri sürdüğü düşüncesini yani tezini ispatlamak adına; nesnel verilerden, deneylerden, gözlemlerden, başkalarının konu ile ilgili görüşlerinden yararlanır.
*Ağırlıklı olarak nesnel ifadeler kullanılır.
*"Tanımlama, örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma" gibi düşünceyi geliştirme yollarından faydalanılır.
*Dil sadedir ve göndergesel işlevde kullanılır.
*Sözcükler ve sözcük grupları, gerçek anlamda kullanılır.
*Kanıtlama adına, bazı kelime, kelime grupları ve cümleler tekrar edilebilir.
*Kanıtlayıcı anlatımda hitap edilen toplumun kültür düzeyi ve beklentileri önemlidir.
*Daha çok makale, eleştiri gibi yazılı; açık oturum, münazara gibi sözlü türlerde kullanılır.
*Kanıtlayıcı anlatımın dört esası:
-İleri sürülen düşünce veya görüşün kanıtlanması,
-Düşüncenin veya görüşün çözümlenmesi,
-Düşünceyi veya görüşü destekleyen kanıtların düzenlenmesi,
-Bunlardan elde edilen sonucun özetlenmesidir.

Örnek:
Öteden beri tartışılagelmiştir şiirin başka bir dile çevrilip çevrilmeyeceği. Kendine özgü bir yapısı olduğundan zordur şiir çevirmek. Anlamlamanın okur merkezli olması, bir dildeki ses ve biçemin diğer dilde yakalanmasının çok zor olması, dillerin sözcüklerinin her zaman birbirini karşılayamıyor olması şiir çevirisini zorlaştıran etkenlerdir. Jean Cocteau, “Şiir öyle ayrı bir dildir ki başka hiçbir dile çevrilemez hatta yazılmış göründüğü dile bile.” sözüyle bu gerçeği ortaya koyuyor.”



7-EMREDİCİ ANLATIM:

*Emir, öneri, telkin, kesinlik anlamı taşıyan ifadelerin yer aldığı anlatım biçimidir.
*Öğretici ve açıklayıcı yönleri de vardır.
*Okuyucunun istenen yönde harekete geçmesi amaçlanır.
*Dil, alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılır.
*Daha çok, eylem cümleleri kullanılır.
*Cümleler zorunluluk anlamı içerebilir.
*Emredici anlatım türünde daha çok emir kipinin kullanıldığı görülür.
*Genellikle, sosyal yaşamın düzenlenmesinde kullanılan bir anlatım biçimidir.
*Yasalar, trafik kuralları, bazı eşyaların ve ilaçların kullanma kılavuzları, talimatlar, yemek tarifleri ve vasiyetler emredici anlatıma örnek gösterilebilir.
*Emredici anlatım türü daha çok eleştiri, fıkra, nutuk gibi türlerde karşımıza çıkar.

Örnek:
Kıymayı bir gün önceden bir kere çektirin. Kıymaya karbonat karıştırarak yoğurun. Bir gün bekletin. İkinci gün robotta bir adet soğanı çekerek süzgeçte yıkayın. Köfteye karıştırın. Tuzunu ilave edip iyice yoğurun. Ceviz büyüklüğünde yuvarlayıp üzerini bastırarak mangal ateşinde pişirin.”

Örnek:
"Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..”



8-SÖYLEŞMEYE BAĞLI ANLATIM: (DİYALOG)

*İki veya daha fazla kimsenin, bir konu üzerinde, karşılıklı konuşturulmasına yer veren anlatım biçimidir.
*Söyleşmeye bağlı anlatımda karşılıklı konuşmalar, “bağlam”a ve konuşulan kişiye göre değişebilir.
*Kişi, yakınlarıyla daha rahat ve içten konuşabilirken resmî bir kurumda ciddi bir üslupla konuşmak zorunda kalır.
*Görme ve işitme duyularıyla ilgili ayrıntılardan yararlanılır.
*Jest ve mimikler anlatımın gücünü artırır.
*Cümlelerdeki vurgu ve tonlama önemlidir.
*Dil, genelde göndergesel işlevde kullanılır.
*Tiyatro, sohbet, mülakat, röportaj, diyalog (iki kişinin karşılıklı konuşması), monolog (kişinin kendi kendine yaptığı konuşma) söyleşmeye bağlı anlatımın kullanıldığı metin türleridir.

Örnek:

Tekrar sordu:
Söyle yavrum, o roman ne diyor?
Genç kız büyük gözlerini kaldırdı. Kitabı dizlerine indirdi. Nazik bir şive ile, “Büyükanneciğim, Fransızca bir roman iste…” dedi. Lakin büyük nine merak ediyordu, mutlaka anlamak istiyordu:
Adı ne?
Desenchant…
Ne demek?
Sevinçten, saadetten mahrum kadınlar demek.
Onlar kimmiş?
Biz… Türk kadınları…”



9-DESTANSI (EPİK) ANLATIM:

*Olağanüstülüklerin, kahramanlıkların, tarihi konuların yer aldığı metinlerde kullanılan anlatım biçimidir.
*Genelde, olağanüstü olaylar ve kişiler anlatılır.
*Anlatımda etkileyici ve yiğitçe bir hava vardır.
*Bu anlatım türünde okuyucuda bir coşku oluşturulmak istenir.
*Abartma sanatından yararlanılır.
*Eylemler ön plandadır.
*Ünlemler çokça kullanılır.
*Sanatlı bir dil vardır.
*Dil, heyecana bağlı işlevde ve alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılır.
*Destansı anlatımlarda sıkça öyküleme ve betimleme kullanılır.
*Şiir, destan, roman, hikâye, tiyatro vb. destansı anlatımın kullanıldığı türlerdir.
*Dünya edebiyatında epik anlatımdan yararlanılarak pek çok destan ortaya çıkmıştır.

Örnek:
"Pekâlâ, adamlarım! Haydi, şimdi, aslanlarım! Kurşunlarımızı israf etmeyip bu süprüntüleri süngümüzle temizleyeceğiz. "Hurra!" diye bağırdığımda hepinizin arkamdan geldiğini görmek istiyorum. Kimse geride oyalanmasın. Birbirinizden ayrılmamalısınız, bu en önemlisi... Onlara kim olduğumuzu gösterelim ve yüzümüzü kara çıkarmayalım, tamam mı arkadaşlar?”

Örnek:
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!”



10-COŞKU VE HEYECANA BAĞLI (LİRİK) ANLATIM:

*Duyguların sözle aktarılması sırasında kullanılan anlatım biçimidir.
*Sembollerin, ritimli sözlerin, uyumlu seslerin kullanımıyla ortaya çıkar.
*Daha çok şiirlerde kullanılan bu anlatım türünde mutluluk, üzüntü, sevinç ve heyecanlar dile getirilir.
*Duygular ön plandadır.
*Coşku ve heyecana bağlı anlatımda, içinde bulunulan ruh hali yansıtılır.
*Lirik anlatımlarda kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamlarıyla kullanılır.
*Az sözle çok şey anlatılmaya çalışılır.
*Söz sanatlarından ve çağrışım gücü yüksek kelimelerden yararlanılır.
*İmgesel bir anlatım söz konusudur.
*Dil ve imge aracılığıyla gerçeklik yeniden oluşturulur.
*Dilin heyecana bağlı işlevinden ve şiirsel (sanatsal) işlevinden yararlanılır.
*Şiirlerin yanı sıra romanlarda, hikayelerde, masallarda, tiyatroda ve mesnevilerde bu anlatımdan yararlanılabilir.
*Bu anlatım biçiminde, okuyanları heyecanlandırma, duygulandırma amaçlanır.
*Coşku ve heyecana bağlı anlatımla oluşturulmuş metinleri herkes farklı yorumlayabilir.

Örnek:
Her şey sende gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerin uzağı gördüğü kadar genç”



11-DÜŞSEL (FANTASTİK) ANLATIM:

* “Düş” kelimesi, gerçek olmayan şeyler için, gerçekleşmesi istenen şeyler için, umutlar için kullanılır.
* “Düşsel” kelimesi için gerçek olmayan, hayalî anlamlarını kullanabiliriz.
*Düşsel (fantastik) anlatım, insan gerçekliğinin dışında “doğaüstü olayların”, tamamen hayal yoluyla oluşturulan “olağanüstü olayların” anlatıldığı anlatım biçimidir.
*Bu anlatımda özel bir kurmaca dünya tasvir edilir.
*Hayal ürünü olaylar, belli bir plan çerçevesinde anlatılır.
*Kişiler, çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir.
*Zaman zaman gerçek yaşamdan kişiler olsa bile bu kişiler, yaptıklarıyla ve nitelikleriyle gerçek olmayan kişilikler hâline bürünür.
*Destanlarda ve mitlerde görülen olağanüstü olay ve kişiler, bu anlatım türü ile aktarılmıştır.
*Özellikle fablda, hayvanların düşünmesi, konuşması düşsel bir anlatımla okuyucuya aktarılabilir.
*Bu tür anlatımda zamanın ötesinde bir anlatım tercih edilebilir.
*Zaman, belirli veya belirsiz olabilir.
*Daha çok di'li veya miş'li geçmiş zaman kipi kullanılır.
*Mekanlar, anlatıcının zihninde hayal gücünü kullanarak tasarlanır.
*Bu anlatım türünde kurgusallık-kurmaca ön plandadır.
*İmge, hayal, varsayım, abartma, kişileştirme gibi öğeler çokça kullanılır.
*İnsan dışındaki cansız varlıklar ya da farklı canlılar, kişileştirilebilir.
*Genelde, destan, fabl ve masallarda kullanılır.
*Bu anlatım türüyle roman ve hikâye de yazılabilir.
*Günümüzde tüm dünya tarafından bilinen postmodern romanlar Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter vb. düşsel – fantastik anlatım türüne örnek olarak gösterilebilir.
*Şeyh Galip’in Hüsn-ü Aşk mesnevisi de bu anlatım türüne örnektir.

Örnek:
Çok çok zaman önce Anadolu'muzun doğusunun doğusunda ünlü bir Kafdağı varmış. Kafdağı, öyle böyle dağlardan değilmiş, soylu soplu, adı sanı belli bir dağlar padişahıymış. Koskocaman yamaçları, uçları bulutlara varan dorukları, yemyeşil uzanan etekleri varmış. Yaşarmış oğulları, kızları arasında. Kafdağı'nın kendisine benzeyen oğulları, kızları varmış. O bölgede bir dağ ailesi kurmuş.”



12-GELECEKTEN SÖZ EDEN ANLATIM:

*Geleceğe yönelik duygu, düşünce ve beklentilerin dile getirildiği anlatım biçimidir.
*Gelecekten söz eden anlatımlarda henüz olmamış; ancak, olacak, olabilecek, olması muhtemel ya da olması istenen şeyler anlatılır.
*Gelecekten söz eden metinler, varsayım ile oluşturulmuştur.
*Gelecekten söz eden anlatım, yazara alabildiğine özgürlük tanıyan bir anlatım şeklidir.
*Yazar, daha sonra olacak olaylar hakkında öngörülerde, tahminlerde bulunur.
*Anlatıcının hayal dünyasındakiler dile getirilir.
*Olandan çok olması istenilen veya beklenen olaylar anlatılır.
*Gerçekleşmesi mümkün olmayan tasarı ve düşünceler (ütopya) de anlatılabilir.
*Kimi metinlerde bilimsel verilerden yararlanılabilir.
*Verilerden yola çıkılarak geleceğe ait tahmin yapılabilir.
*Kimilerindeyse anlatılanlar bütünüyle bilim kurgudan ve kehanetten ibarettir.
*Gelecek zaman kipi (-ecek) kullanılır.
*Gelecekten söz eden anlatım, düşsel anlatıma göre gerçeğe daha yakındır.
*Roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme gibi türlerde gelecekten söz eden anlatım kullanılabilir.

Örnek:
Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin etkileri yalnız küresel olmadığı gibi, bölgesel ve zamansal farklılıklar da oluşturabilmektedir:
Örneğin, dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınlar gibi şiddetli hava olaylarının şiddetlerinde ve sıklıklarında artışlar olurken bazı bölgelerinde uzun süreli ve şiddetli kuraklıklar ve bunlarla ilişkili çölleşme olayları daha fazla etkili olabilmektedir.
Bu tip bir iklim değişikliği, öngörülemeyen veya tahmin edilemeyen çevresel, sosyal ve ekonomik sonuçlar oluşturabilir.
Küresel iklimdeki gözlenen ısınmanın yanı sıra, en gelişmiş iklim modelleri, küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında 1990-2100 dönemi için 1.4 C° ile 5.8 C° arasında bir artış olacağını öngörmektedir.”



13-MİZAHİ ANLATIM:

*İnsanın gülmesine sebep olabilecek olayların, durumların, karşılaştırmaların, mizaha başvurularak dile getirildiği anlatım biçimidir.
*Okuyucuda uyandırılmak istenen etkiye göre düzenlenir.
*Ses, taklit, hareketlerle desteklenen bir anlatımdır.
*Mizahi anlatımlarda gerçekten sapmalar olur.
*Olayların gülünç, alışılmadık ve çelişkili yönleri yansıtılır.
*Amaç, okuyucuyu düşündürmek ve eğlendirmektir.
*Bazen eleştiri amacıyla da kullanılır.
*Kişilerin, kurumların, toplumların eksik, kusurlu, hatalı söz ve davranışları mizahi anlatımla eleştirilir.
*Mizahi anlatımda dikkati yoğunlaştırabilmek için abartmalardan yararlanılır.
*Mizahi anlatımda dil vasıtasıyla gülünç durumlar ortaya çıkarılır.
*Argo kullanılabilir.
*Makale türü gibi ciddi metinlerin dışında her tür metinde kullanılabilir.

Mizahi Anlatımla İlgili Bazı Kavramlar:

Hiciv: Bir kimseyi, bir toplumu, bir düşünceyi, bir nesneyi, bir göreneği yermek için yazılmış yazı veya söylenmiş söz, yergi, hicviye, satir.

Humor: Ciddi bir tavırla söylendiği hâlde alay olduğu belli olan ince, hoş nükte.

İroni: Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme. Gülmece.

Kara Mizah: Yalnız güldürmeyi değil, düşündürmeyi ve yergiyi de amaçlayan mizah.

Komik: Gülme duygusu uyandıran, güldürücü, gülünç.

Nükte: İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı söz, espri.

Parodi: Ciddi sayılan bir eserin bir bölümü veya bütününü alaya alarak biçimini bozmadan ona bambaşka bir özellik vererek biçimle öz arasındaki bu ayrılıktan gülünç etki yaratan bir oyun türü.

Taşlama: Bir kişiyi, bir yeri, bir şeyi vb. kusurlu yanlarını alaycı bir dille yeren halk şiiri türü.


Örnek:
Nasrettin Hoca'nın, Akşehir'de kadılık yaptığı günler...
Yoksul bir adam, eline geçirdiği bir parçacık ekmeği ile birlikte bir aşçı dükkânının önüne gitmiş, orada fıkır fıkır kaynamakta olan bir et çömleğinin başına geçmiş. Ve sonra ekmeği, çömlekten çıkan buhara tutarak yemeye başlamış. Bunu gören aşçı dükkânının sahibi:
"Ver bakalım tirit parasını." demiş. Adamın yakasına sarılmış.
Yoksul adam:
"Yahu!" demiş dükkân sahibine. "Ben senin ne etinden aldım ne de etin suyundan, insaf et!"
Dükkân sahibi, yoksul adamı yakaladığı gibi Nasrettin Hoca'nın önüne getirmiş.
Olayı anlattıktan sonra:
"Bu adamdan şikâyetçiyim, paramı isterim Kadı Efendi." demiş.
Nasrettin Hoca, bir de yoksul adamı dinlemiş. Sonra cebinden birkaç akçe çıkarıp avucunda sallamaya başlamış. Sonra da dükkân sahibine:
"Bu sesi duydun mu?" diye sormuş.
Dükkân sahibi:
"Duydum, Kadı Efendi." demiş.
Nasrettin Hoca:
Bu ses, senin hakkın olan sestir. Al hakkını ve durma git.”


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön