AYT EDEBİYAT DERS NOTLARI-31 - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

AYT EDEBİYAT DERS NOTLARI-31


AYT EDEBİYAT DERS NOTLARI-31


MİLLİ EDEBİYAT (1911-1923)
(İKİNCİ MEŞRUTİYETTEN CUMHURİYETE)

*Genç Kalemler dergisinde, Ömer Seyfettin’in Yeni Lisan makalesinin yayımlanması ile başlayıp (1911) cumhuriyetin ilanına kadar (1923) süren dönemin edebiyatıdır.

----------------------------------------


MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ GENEL ÖZELLİKLERİ:

* “Milli olma isteği” edebiyatta kendine yer bulmuştur.

*Fikir akımlarının yoğun olarak çatıştığı bir dönemde doğmuştur.

* “Milli Edebiyat” ibaresini ilk defa Ali Canip Yöntem, Genç Kalemler dergisinde kullanmıştır.

*Akımın başlangıcı, Genç Kalemler dergisinde, Ömer Seyfettin’in Yeni Lisan makalesinin yayımlanması olarak gösterilir.

*Aslen bir dil hareketidir. (Milli bir edebiyat, milli bir dille oluşturulabilir.)

*Milli Edebiyat akımı ile milli kaynaklara dönülme ilkesi benimsemiştir.

*Türk kültürü ve tarihi, el değmemiş bir hazine olarak kabul edilmiştir.

*Bu dönem sanatçıları Divan edebiyatını, Doğu edebiyatının; sonrasını ise Batı edebiyatının taklitçisi olmakla suçlarlar.

*Konu, tema, üslup ve dilde değişim görülür.

*Milli edebiyatta yer yer şahsi konular işlense de hamaset yüklü bir edebiyattır.

*Dilde sadeleşmeye gidilmiş; Türkçenin, edebiyat dili olarak kullanılmasına gayret gösterilmiştir.

*Halkın konuşma dili kullanılmıştır.

*İstanbul Türkçesini yazı dili olarak esas almışlardır.

*Yabancı sözcüklerin Türkçe karşılığı varsa Türkçesinin kullanılmasına dikkat edilmiştir.

*Yabancı sözcüklerin söylendiği gibi yazılması fikri benimsenmiştir.

*Sanatçılar dilde birleşmiş ama farklı konular işleme konusunda kimse kimseye karışmamıştır.

* “Toplum için sanat” anlayışı egemen olmuştur.

* "Hikâye, roman ve tiyatro, konularını ve kişilerini yerli hayattan almalıdır." ilkesi benimsenmiştir.

*Edebiyatta milli konulara ağırlık verilir.  

*Özellikle Anadolu, Türk insanı, köylüler edebiyata konu olmaya başlamıştır.  

*Tarihi konular da işlenir.

*Eserlerinde işledikleri temayı, gerçekçi bir biçimde ele almak isteyen sanatçılar, gözleme önem vermiş ve eserlerinde gözlemle topladıkları bilgileri kullanmışlardır.

*Konuların İstanbul dışına çıkarılması da bu dönemin belirgin özelliklerindendir.

*Bu dönem romanlarında realizm ve natüralizm akımlarının etkisi görülür.

*Milli Mücadele ve Kuruluş Savaşı yıllarında yaşananlar bu dönem romanlarının önemli konularını oluşturmuştur.

*“Aşk” bu dönem roman ve hikâyesinin en önemli teması olarak dikkat çeker.

*Romanda ve öyküde teknik gelişmiştir.

*Milli Edebiyat’a kadar romanın gölgesinde kalan hikâye türü bu dönemde bağımsız bir tür halini almıştır.

*Batıyı körü körüne taklit etme bu dönemde değişmiştir.

*Sanatçılarının bir kısmı Türkçülük ideolojisini savunmuş ve bunu yaymaya çalışmışlardır.

*Gerçek şiirimizin “halk şiiri” olduğu savunulmuştur.

*Halk şiiri nazım şekillerini kullanmışlardır.

*Aruz ölçüsü yerine “milli ölçü” kabul edilen “hece ölçüsü” kullanılmıştır.

*Şiirlerde şahsi konular da işlenmiştir.

*Sanatlı söyleyişlerden kaçınılmıştır.

*Tiyatro türünde önemli eserler verilmiş; tiyatro türü yeniden canlanmıştır.

*Oyunlar, zayıf teknikli olmasına karşılık dil ve üslûp bakımından başarılıdır.

*Özel tiyatroların yanında resmi tiyatroların da kurulması için girişimler olmuştur.

*Dârülbedayi adıyla iki bölümlü (müzik, tiyatro) bir kurum meydana getirilmiştir.
(Dârülbedayi 1926'da İstanbul Şehir tiyatrosu, 1934'te de Şehir tiyatrosu adını alır.)

*Mizah, hiciv gibi konularda başarılı olunmuştur.

*Romancılıkta Halide Edip Adıvar, hikâyecilikte Ömer Seyfettin, Türkçülük düşünceleriyle Ziya Gökalp, edebiyat araştırmalarıyla Mehmet Fuat Köprülü, makalede ise Ali Canip Yöntem öne çıkar.

*Türk edebiyatı tarihi konusunda en verimli çalışmalar milli edebiyat döneminde başlamıştır.

*Sanatçlar, milli mücadeleye katkı sağlamıştır.

*Halide Edip Adıvar ve Yakup Kadri gibi sanatçılar eserlerinde Kurtuluş savaşını çeşitli yönleriyle ele almışlardır.

*İbnürrefik Ahmed Nuri Sekizinci, Musahipzade Celâl, Aka Gündüz, Reşat Nuri Güntekin, Halit Fahri Ozansoy, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel tiyatroları ile bu döneme katkıda bulunmuşlardır.

*Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin ve Refik Halit Karay bu akımın en güzel eser örneklerini vermişlerdir.

*“Milli Edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren sanatçılar” Cumhuriyet Edebiyatı içinde de varlığını sürdürmüştür.

*Bir “memleket edebiyatı” çığırı açılmıştır.

*Milli edebiyat döneminde eser veren başlıca sanatçılar:
ÖMER SEYFETTİN, ZİYA GÖKALP, MEHMED EMİN YURDAKUL, ALİ CANİP YÖNTEM, MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ, HALİDE EDİP ADIVAR, YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU, REŞAT NURİ GÜNTEKİN, REFİK HALİT KARAY, MUSAHİPZADE CELAL, İBNÜRREFİK AHMET NURİ SEKİZİNCİ, HALİDE NUSRET ZORLUTUNA, RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI, YUSUF AKCURA, EBUBEKİR HAZIM TEPEYRAN, HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER, RUŞEN EŞREF ÜNAYDIN, MİTHAT CEMAL KUNTAY, AKA GÜNDÜZ

(Beş Hececi) YUSUF ZİYA ORTAÇ, ORHAN SEYFİ ORHON, FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL, ENİS BEHİÇ KORYÜREK, HALİT FAHRİ OZANSOY  

(Bağımsız İsimler) MEHMET AKİF ERSOY, YAHYA KEMAL BEYATLI > (aruzla yazmışlar)

(Fecr-i Ati) AHMET HAŞİM > (aruzla yazmış)

(Cumhuriyet) MEMDUH ŞEVKET ESENDAL, HALİKARNAS BALIKÇISI, ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR

----------------------------------------


MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ ŞİİRİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

*Toplum için sanat anlayışına uygun “sade dil ve hece ölçüsüyle” milliyetçi şiirler yazılmıştır.

*Şiirde millî kaynaklara yönelme gerçekleşmiştir.

*Konu seçiminde yerlilik esas alınmıştır.

*Şiirlerin konuları genelde halkın yaşamından ve ülkenin içinde bulunduğu koşullardan seçilmiştir.

*Şiirlerde ortak temalar halkın yaşamı, millî tarih ve milliyetçilik duygusu, kahramanlıktır.

*Birinci Dünya ve Kurtuluş savaşı sırasında genç şairler, kendi duygu ve hayallerini işlemekten de kendilerini alamamışlardır.  

*Duygudan ziyade fikir ön plandadır.  

*Şiir, fikrin taşıyıcısı olarak görülmüştür.

*Eserler genelde didaktiktir.

*Kitabî bir dilden gündelik yaşamda konuşulan dille geçilmiş, halk şiiri söyleyiş biçimlerinden yararlanılmıştır.

*Şiir dili olarak İstanbul Türkçesi esas alınmış ve şiirler sade bir Türkçeyle yazılmıştır.

*İmgelere çok başvurulmamış, kullanılan imgelerin ise kolay anlaşılır olmasına dikkat edilmiştir.

*Somut benzetmeler kullanılmıştır.

*Millî Edebiyat dönemi şiirinde halk edebiyatı nazım biçimlerine yönelinmiş; dörtlüklerle şiirler yazılmış; mani, koşma gibi nazım biçimleri kullanılmıştır.  

*Serbest müstezat geliştirilmiştir.

*Batıdan alınan sone ve terza-rima gibi nazım şekilleri de kullanılmıştır.

*Tam ve zengin uyağın yanında yarım uyak da kullanılmıştır.

*Aruzla birlikte, ağırlıklı olarak hece ölçüsü kullanılmıştır.

----------------------------------------


MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ ŞİİRİNİN SINIFLANDIRMASI:

A- SADE DİL VE HECE ÖLÇÜSÜYLE YAZILMIŞ ŞİİRLER:

*Milli Edebiyatçılar, o döneme kadar yazılmış olan şiirleri Arap, Fars veya Batı taklidi olarak görmüşler ve Halk edebiyatına dönerek heceyle şiir yazmışlardır.  

*Halk edebiyatı geleneğinden faydalanmış; ancak hece ölçüsü kullanılarak modern biçimlere ve söyleyişlere de yer vermişlerdir.

* “Genç Kalemler” dergisinde “Yeni Lisancılar” olarak bilinen şairler, sade bir dille ve hece ölçüsüyle şiirler kaleme almıştır.

*Toplum için sanat anlayışıyla hareket edilmiştir.

*Şairler, Tanzimat birinci dönem sanatçıları gibi şiire öğretici bir amaç yüklemişlerdir.  

*Tanzimat sanatçılarından farkları, Türkçülük düşüncesiyle hareket etmeleridir.  

*Didaktik anlayış, şiirde, sanatsal amaçların önündedir.

*Halka ve ülke sorunlarına yönelme görülür.

*Şiirlerin önemli bir kısmında kuru bir didaktizm karşımıza çıkar.

*Şairler, imgelere ve kapalı anlatıma çok başvurmamıştır.

*Sanatçılar, konuşma dilinin imkânlarından faydalanmışlardır.

*Şiirlerin temasını, İslamiyet’ten önceki Türk tarihi, İslam tarihi, Türk coğrafyası ve Anadolu oluşturmuştur.

*Şiirlerde devrin gerçekliği olan milliyetçilik tartışmaları, savaşlar, halkın içinde bulunduğu durum bir tema olarak işlenmekle birlikte aşk, ayrılık gibi evrensel temalar da işlenmiştir.

*Yurt sevgisi, kahramanlık gibi konuların yanında bireysel konular da dile getirilir.  

*Çoğunlukla halk edebiyatı nazım biçimlerinden koşma, mani gibi şekiller tercih edilmiştir.

*Heceyle yeni kalıplar denemişlerdir.

*Şiirde ölçü, kafiye ve redif gibi ahenk unsurlarına önem verilmiştir.  

*Duraklar da ahengi sağlamda bir unsur olarak karşımıza çıkar.

*Nazım birimi olarak genelde dörtlük kullanılmıştır. Üçlük, beşlik gibi değişik kümelerden oluşan birimler de denenmiştir.

*En önemli temsilcileri Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem ve Mehmet Emin Yurdakul’dur.

*Beş Hececiler olarak adlandırılan Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç Koryürek, Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Halit Fahri Ozansoy da bu anlayışa uygun şiirler yazmıştır.

----------------------------------------


1. Ziya Gökalp Ve Çevresine Sade Bir Dille Ve Hece Ölçüsüyle Yazılan Şiirler:

*Ziya Gökalp’in başını çektiği bu şiir anlayışında, Milli Edebiyatı oluşturan düşünceler hâkimdir.

*Mehmet Emin Yurdakul'un sade bir dille ve hece ölçüsüyle şiir yazma konusundaki çıkışı, Genç Kalemler dergisinde yazan ve kendilerine Yeni Lisancılar denen şairleri de tetiklemiştir.  

*Bu dönemde Ziya Gökalp etkisinde, sade bir dille ve hece ölçüsüyle millî konuları öne çıkaran, halka moral aşılayan, milliyetçilik fikrini destekleyen, didaktik şiirler yazılmıştır.   

*Ziya Gökalp’in;
“Aruz sizin olsun hece bizimdir,
Halkın söylediği Türkçe bizimdir;
Leyi sizin, şeb sizin, gece bizimdir,
Değildir bir mana üç ada muhtaç.” dizeleriyle ortaya koyduğu anlayış, bir ilke haline gelmiş; hece ölçüsüyle şiir yazmak, aruzla şiir yazan şairleri de etkileyecek şekilde edebiyatta yer etmiştir.

*Bu şiirlerin sanatsal yönü zayıftır.  

*Ziya Gökalp, “Köy” şiirinde köylülere seslenip onlara öğüt verirken o dönemin konuşma dilini kullanmış ve açık bir şekilde köylülere seslenmiştir.

*Ziya Gökalp başta olmak üzere şairlerin fikri yapısının şiirlere yansıdığı görülür.

*O döneminde bu anlayışla şiir yazan şairler arasında, Ali Canip Yöntem, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Celal Sahir Erozan, Necmettin Halil Onan, Halide Nusret Zorlutuna, Şükûfe Nihal de yer alır.

*Fuat Köprülü de bu anlayışın destekçilerindendir.

----------------------------------------


2. Beş Hececilerin Sade Bir Dille Ve Hece Ölçüsüyle Yazdığı Şiirler:


BEŞ HECECİLER (HECENİN BEŞ ŞAİRİ)

*Beş hececiler ismi verilen sanatçılar, şiire 1. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında başlamışlardır.

*Millî edebiyat akımından etkilenmiş; önceleri aruzu kullanırken bırakıp heceye geçiş yapmışlardır.

*Eserleriyle hece ölçüsünü şiire egemen kılarlar.

*Sadece ölçü olarak bir değişim yaşatmamışlardır; şiirin işleyeceği konu ve dilin süsten, sanattan ve yabancı kelimelerden kurtulup sade bir Türkçe ile yazılmasını sağlamaya çalışmışlardır.

*Mütareke yıllarında şöhret kazanan hececiler, Anadolu'yu ve vasat insan tipini şiire sokmuşlardır.

*Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik işledikleri başlıca konulardır.

*Şiirde sade ve özentisiz olmayı ve süsten uzak olmayı tercih etmişlerdir.

*Mısra kümelerinde dörtlük esasına bağlı kalmayıp yeni biçimler denemişlerdir.

*Nesir cümlesini şiire aktarmışlardır.

*Düzyazıdaki söz diziminin şiirlerde de görülmesi beş hececilerde çok rastlanan bir özelliktir.

*Hece ölçüsünün 11 ve 14’lü gibi uzun kalıplarını kullanmayı tercih etmişlerdir.

*Yarım kafiye yerine tam, tunç ve zengin kafiyeyi tercih etmişlerdir.

*Gerçekçi bir şiir anlayışına sahip olsalar da romantizme kaydıkları görülür.

*Milli romantik bir tarz geliştirmişlerdir.

*Memleket edebiyatının oluşumunda rol oynamışlardır.

*Hecenin bu beş şairinin bir araya gelip birlikte tam bir topluluk oluşturdukları söylenemez.

*Bu adlandırmayı ve gruplandırmayı İsmail Hakkı Sevük yapmıştır.

*Türk şiirinin serbest vezne yönelmeye başlaması ile etkileri azalmıştır.

*Milli edebiyat ve cumhuriyet edebiyatı devirlerinde eserler vererek köprü vazifesi görmüşlerdir.

HECENİN BEŞ ŞAİRİ:
ORHAN SEYFİ ORHON, FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL, HALİT FAHRİ OZANSOY, ENİS BEHİÇ KORYÜREK, YUSUF ZİYA ORTAÇ

----------------------------------------


B- SAF (ÖZ) ŞİİR ANLAYIŞINA ÖZGÜ ŞİİRLER:

*Saf (öz) şiir, şiirin şiirsel olmayan unsurlardan ayıklanmasıyla oluşur.

*Millî Edebiyat döneminin etkili olduğu yıllarda bazı şairler, hece vezniyle, yalın bir dille, devrin gerçeklerini, halkın sorunlarını dile getiren şiirler yazmak yerine, sanat değeri yüksek saf (öz) şiire yönelmişlerdir.

*Bu anlayışın şairleri, aruzla şiir yazmayı sürdürmüşlerdir.

*Şiirde öğreticilik ve toplumsallık reddedilerek “sanat için sanat” anlayışı benimsenmiştir.

*Sese, musikiye, söyleyiş ve şekil mükemmelliğine önem verilir.  

*Duygu, çağrışım ve sezgi ön plandadır.

*Şiiri anlam değerlerinden çok, ses, ahenk ve müzik olarak gören sembolizm ve parnasizm akımına yakın bir anlayış benimserler.

*Bu şiir anlayışında sanatçılar, genellikle bireysel konularda şiirler yazmış olsalar da özellikle Yahya Kemal, tarihi konulara da eğilmiş; ancak bu konuları işlerken öğretici bir hava taşımamaya dikkat etmiştir.

*Şairler tema bakımından sınırlandırılamaz.

*Şairler duygu ve hayallerini anlatırken, bilinçaltındaki düşüncelerini şiirle ifade etmişlerdir.

*Şiir duyulmak ve hissedilmek için yazıldığından saf şiir, imgelerle yüklü ve kapalı anlatıma sahiptir.

*Anlatılmak istenenler okuyucuya hissettirilir.

*Soyutluk şiire hâkimdir.

*Yahya Kemal ve Ahmet Haşim, bu şiir anlayışının önemli temsilcileridir.

*Her iki şair de aruzla şiirler yazmıştır.

*Ahmet Haşim, sembolizm; Yahya Kemal parnasizm etkisindedir.

*Ahmet Haşim, şiiri “Nesre çevrilme olanağı bulunmayan nazımdır.” olarak tarif eder ve “sanat için sanat” anlayışıyla şiirler yazar.

*“Her şeyden önce güzel şiirler yazmak” amacı vardır.  

*Şiir, hiçbir şeyin aracı olmamalıdır.

*Ahmet Haşim'e göre şiir, musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakındır.

*Bireyselliği, şiirde anlam kapalılığını savunur. Ağır bir dil kullanır.

*İlk örneklerini Cenap Şahabettin'de gördüğümüz sembolist şiir, edebiyatımızda onunla en usta, en başarılı temsilcisini bulur.

*Millî Edebiyat kapsamına alınamayacak bir şairdir.

*Ahmet Haşim, "serbest müstezat”tan "sone"ye kadar çeşitli biçimleri kullanmıştır.

*Ahmet Haşim, "çöl, göl, akşam, gurbet, daüssıla, gece, gökyüzü, yarı aydınlık ortamlar, karanlık” gibi imgeler etrafında toplumsallıktan uzak, bireysel temaları öne çıkarmıştır.

*Haşim, kendine özgü bir söyleyiş biçimi oluşturmuştur.

*Yahya Kemal de bu devirde Batı’da gördüğü “parnasizm” akımından etkilenmiş; divan şiiri anlayışıyla modern şiirin söyleyiş özelliklerini birleştirerek bir sentez oluşturmuştur.

*Mallarme, Valery gibi Fransız ozanlarının sanat anlayışını kendi görüşleriyle birleştirerek neo-klasik bir şiir geliştirmiştir.

*Biçim kusursuzluğuna, yapmacıksız ve sağlam bir anlatıma önem vermiştir.

*Yahya Kemal, "Şiir bir nağmedir.", "Şiirde nefes ve ses iki unsurdur." sözleriyle şiirle müziğin birbirine yakınlığına vurgu yapar.

*Yahya Kemal biçim konusunda hassastır. Bu konuda "Mısra haysiyetimdir." der.

*Divan edebiyatı nazım şekillerinden yararlanmıştır.

*Yahya Kemal "millî tarih, aşk, ölüm, sonsuzluk, İstanbul sevgisi" gibi temalara ağırlık vermiştir.

*Edebiyatımızda saf (öz) şiir anlayışını benimsemiş şairlerden başlıcaları:
AHMET HAŞİM, YAHYA KEMAL BEYATLI, AHMET HAMDİ TANPINAR, CAHİT SITKI TARANCI, AHMET MUHİP DIRANAS, BEHÇET NECATİGİL, ASAF HALET ÇELEBİ, NECİP FAZIL KISAKÜREK, ÖZDEMİR ASAF, FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA, ZİYA OSMAN SABA

----------------------------------------


C- HALKIN YAŞAMA TARZINI VE DEĞERLERİNİ YANSITAN ŞİİRLER (MANZUMELER):

*Millî Edebiyat döneminde, halkın yaşama tarzı ve değerleri üzerine, anlaşılır bir dille manzumeler yazılmıştır.

*Manzum hikâye ya da manzumeler; şiirin, kafiye, redif, dize ve ritim gibi yapı unsurlarını kullanan hikâyelerdir.

*Yer, olay, kişi ve zaman öğeleri taşıması yönüyle büyük ölçüde öyküye benzer.

*Öyküyle tek farkı, şiir biçiminde yazılmış olmasıdır.  

*Manzum hikâyelerde genelde toplumsal sorunlar işlenmiştir.

*Didaktik üslup göze çarpar.

*Anlayış olarak sanat, toplumun hizmetindedir.

*Manzum hikâyeler, belli bir olaya dayalı şiirlerdir.  

*Olay, manzum olarak hikâye edilir.

*Günlük konuşma diline ve halk söyleyişlerine, deyim ve atasözlerine yer verilmiştir.  

*Tür özellikleri bakımından mesneviyle benzerlik gösterir.

*Bu şiirlerde aruz ölçüsü kullanılmıştır.  

*Vezin ve uyağa önem verilmiştir.

*Konuşma dilinin tüm sıcaklığının şiir diline yansıdığı görülür.

*Manzumeler o dönemde toplumun içinde bulunduğu sosyal, siyasal ve ekonomik problemler etrafında oluşmuştur.

*Bu manzumelerin yazılış amacı, halkı aydınlatmak, onun içinde bulunduğu kötü durumdan çıkmasını sağlamak, ona yol göstermektir.

*Millî Edebiyat döneminde halkın yaşama tarzını ve değerlerini anlatan manzumeler yazıldığı dönemle bire bir ilişkilidir.

*Mehmet Akif, manzum hikâye (manzume) türünün edebiyatımızdaki en önemli temsilcilerinden biridir.

*İlk defa Servet-i Fünûn’da (Tevfik Fikret) görülen mensur şiir örneklerinin devamı niteliğinde olan nazmı nesre yaklaştırma anlayışını sürdürüp geliştirmiştir.

*Millî Edebiyat döneminin etkili olduğu dönemde Mehmet Âkif, Türk milliyetçiliği üzerine yoğunlaşan Millî Edebiyat şairlerine katılmamıştır.

*Mehmet Âkif, halkın içinde bulunduğu olumsuz durumların nedenini İslam dininden uzaklaşmaya bağlamıştır.

*Dinden uzaklaşan insanların ne duruma düştüklerini örneklendirmek için de halkın yaşayışını gözler önüne seren manzumeler yazmıştır.  

*Manzumelerin ana teması “cahillik, yoksulluk sarmalında kıvranan Müslümanların dramı”dır.  

*Bu eserlerde, Türkçülük yerine İslamcılık öne çıkmıştır.

*Manzumelerinde halkın yaşama biçimini gerçekçi biçimde yansıtmıştır.

*Mehmet Akif, yaşadığını anlatmıştır.  

*Özellikle İstanbul’un fakir semtlerinde yaşanan iç yakıcı ve karartıcı hayat sahnelerinin konu edildiği manzumeler, yazıldığı dönemde oldukça ses getirmiştir.

*Halkın yaşamını yansıtmasına karşın, hece ölçüsünü değil, aruz veznini kullanmıştır.

*Manzum hikâye türünün en başarılı örneğini Seyfi Baba isimli eserle vermiştir.


Manzume ve Şiir Arasındaki Ayırıcı Özellikler:

*Şiirde anlatılanları düz yazıyla ifade edemeyiz, manzumede anlatılanları düz yazıyla ifade edebiliriz.

*Şiirde olay örgüsü yoktur, manzumede olay örgüsü vardır.

*Şiirde bireysellik duygu ve çağrışım ön plandadır; manzumede toplumsal konular yaşanmış ya da yaşanabilecek olaylar işlenir.

*Şiirde çok anlamlılık ve imge ağır basarken manzumede sözcükler genellikle gerçek anlamında kullanılır. Genellikle didaktik metinlerdir.

----------------------------------------


MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNDEKİ BAZI AKIM VE TOPLULUKLAR:


NEV YUNANİLİK (Havza Edebiyatı):

*Nev-Yunanilik, Türk edebiyatını temelinden batılılaştırmak amacıyla, "Eski Yunan edebiyatını örnek almak"tır.

*Yahya Kemal ve Yakup Kadri, benimsedikleri bu eğilime Eski Akdeniz uygarlığıyla ilgili olduğu için Havza Edebiyatı ya da Nev-Yunanilik adını vermişlerdir.

*Yahya Kemâl’in Paris’ten yurda döndüğü yıl (1912), Fecr-i Âti’nin dağılmaya yüz tuttuğu yıldır.  

*O, yeni Türk şiirinin, “geleneğin içinde aranması gerektiğini” düşünüyordu.

*Nev-Yunânîlik işte böyle bir ortamın ve kafa karışıklığının sonucu doğmuştur.

*Yahya Kemal’e göre; bir sanatçı, ait olduğu medeniyetin geleneğini temsil etmediği sürece millî olamaz.

*Yahya Kemâl’in bu yeni görüşleri o dönemin gençlerini etkilemeye başlar.  

*Bu yeni şiir yolu için Eski Yunan medeniyetini, klasik temellerden biri olarak seçer.

*Nev-Yunanilik ile birlikte Türk şiirini ve Türk zevkini Arap Acem etkisinden koparıp doğrudan doğruya Yunan ve Latin kültür-edebiyatına bağlar.

*Kadroyu genişletme çabaları sonuçsuz kalır.

*Yahya Kemâl’in Nev-Yunânîlik anlayışıyla yazdığı üç de şiiri vardır: Sicilya Kızları, Bergama Heykeltraşları ve bitmemiş şiirlerden Biblos Kadınları...

*Yahya Kemâl’in bir müddet sonra terk ettiği bu anlayış, onu klâsik şiirin mükemmeliyetçiliğine yöneltmiştir.

*Bu akımın daha sonra, Salih Zeki Aktay’ın şiirlerinde, kısmen de olsa Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın hikâyelerinde, Sebahattin Eyüboğlu, Azra Erhat ve Melih Cevdet’in anlayışlarında devam ettiği söylenebilir.

----------------------------------------


NAYİLİK – NAYİLER (NESL-İ ATÎ / YENİ NESİL):

*Nayiler, 1911-1917 yılları arasında bir araya gelmiş edebiyat topluluğudur.

*Yahya Kemâl’den kaynaklanan bir şiir anayışı olarak görenler vardır.

*Şahabettin Süleyman’ın, bu anlayışı takip edenlere akıl hocalığı yaptığı öne sürülür.

*Fecr-i Ati hareketi içinde yer alan Şahabettin Süleyman, gençleri Yahya Kemâl etrafında birleştirmek ister.

*Genç sanatçılar, “Nayîler” adıyla kendi şiirimizin kaynaklarına yönelirler.

* “Rübap”, “Safahât-ı Şiir ve Fikir” mecmualarında anlayışlarını ortaya koyarlar.

*Bu hareketi, Halit Fahri, Selahattin Enis, Hakkı Tahsin, Enis Behiç, Orhan Seyfi, Hıfzı Tevfîk, Yakup Salih, Hasan Sait, Yahya Saim, Ali Naci Karacan, Tahsin Nahid, Safi Necip gibi gençler destekler.

*Ulusal bir edebiyatın oluşmasını "milli geçmişe bağlanış"ta görürler.

*Türk edebiyatının ilk dönemlerine inerek, Mevlana Celalettin Rumi ile Yunus Emre'nin şiirlerindeki içten söyleyişi, coşkulu, gizemli havayı şiirlerinde yaşatmak isterler.

*Şiirde süsden ziyade, vezni ve ahengi esas alırlar.

*Bu topluluk, düşüncelerini ortaya koyacak yapıtlar veremeden dağılmıştır.

*Nayiciler, Mevlana ve Yunus’un eserlerinde en güzel şekilde örneklerine rastladığımız müzikalite unsuru olan ‘neyi’ bu hareketin tamamlayıcı parçası olarak görmüşlerdir.  

*Nayiliğin sönük kalmasında Milli edebiyat hareketinin ve Birinci Dünya Savaşının getirdiği siyasi havanın etkisi önemlidir.

*Nayi topluluğu dağıldıktan sonra bu edebi akım içerisinde yer alan şahsiyetler, Şairler Derneği, Hecenin Beş Şairi gibi milli edebiyat hareketi içerisinde yer alarak Cumhuriyet Dönemi’nde de eser vermeye devam etmişlerdir.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön