AYT EDEBİYAT DERS NOTLARI-25 - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

AYT EDEBİYAT DERS NOTLARI-25


AYT EDEBİYAT DERS NOTLARI-25


SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI
(EDEBİYAT-I CEDİDE) (SALON EDEBİYATI) (1896 – 1901)

*Servet-i Fünun: Fenlerin Zenginliği

*Bu edebiyat,
Tevfik Fikret’in Servet-i Fünûn yazı işlerinin başına geçmesinden,
Hüseyin Cahit’inEdebiyat ve Hukukadlı makalesinin yayımlanmasına kadar devam eder.  

-----------------------------------------


SERVET-i FÜNÛN DERGİSİ:
*1891-1944 yılları arasında yayımlanan ve Edebiyât-ı Cedîde topluluğunun da yayın organı olan sanat ve edebiyat dergisidir.

*Başta Edebiyât-ı Cedîde olmak üzere Fecr-i Âtî, Millî Edebiyat ve Yedi Meşaleciler’in yayın organı olarak 1944’e kadar yayın faaliyetini sürdürmüştür.  

*Dergi, basın hayatındaki gerçek yerini ve şöhretini kendi adıyla anılan edebî hareketin başlaması ile kazanır.

*Bu gelişmede Recâizâde Mahmud Ekrem’in büyük rolü olur.  

*Recaizade, Tevfik Fikret’i Servet-i Fünûn’un yazı işlerinin başına getirtir. (1896)

*Dergi, yeni bir edebiyat anlayışı ortaya koymak isteyen gençlerin yayın organı haline gelir.

* “Sanat sanat içindir” görüşünü benimseyen bu genç neslin örnekleri Fransız edebiyatçılarıdır.

*Servet-i Fünûn topluluğu mensupları kullandıkları dil bakımından eleştiriye uğrar.  

*Ahmed Midhat, “Dekadanlar” yazısıyla Servet-i Fünûncular’ı “dekadan” (bozguncu) olmakla suçlar.

*Buna karşılık Cenap Şahabettin, yazılarıyla dekadanlıkla ilgilerinin bulunmadığını söyler.

*Sonunda Ahmed Midhat Efendi, “Teslîm-i Hakîkat” adlı makalesiyle kendisinin yanlış anlaşıldığını ve Servet-i Fünûncular’ı dekadanlıkla suçlamadığını açıklar.

*1901 yılında Tevfik Fikret, Ahmed İhsan’la aralarında çıkan bir idarî mesele yüzünden dergiden ayrılır.

*Hüseyin Cahit’in yönetiminde yayımını sürdüren dergi, onun Fransızca’dan çevirdiği “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesinin jurnal edilmesi üzerine kapatılır.  

*Bu, Servet-i Fünun edebiyatının da sonu olur.

*Dergi daha sonra farklı anlayışlarla ve edebi topluluklarla yayım hayatına devam etmiştir.

*Nihayet 1944’te çıkarılan 2461. sayısı ile yayın hayatına son verilmiştir.

-----------------------------------------


SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI:

*1896-1901 yılları arasında faaliyet gösteren edebî topluluktur.

*Çevresinde toplandıkları dergiden dolayı bu gruba “Servet-i Fünûn edebî topluluğu” da denmektedir.

*Yeni bir edebî akımı başlattıklarını ifade için kendilerinden ve yayınlarındanedebiyât-ı cedîde” diye bahsetmişlerdir.  

*Edebiyatımızda gerçek anlamda Batı etkisi, Servet-i Fünun döneminde görülür.

*Sanatçılar genelde orta tabakadan, iyi eğitim görmüş gençlerdir.

*Sanatçıların hemen hemen tamamı Tanzimat Döneminde açılan yabancı okullarda eğitim görmüş ve Batı kültürüyle yetişmişlerdir.

*Eserlerde Fransız edebiyatının ve Batılı akımların etkisi görülür.

*Doğu-Batı mücadelesinin Batı lehine sonuçlandığı dönemdir.

*Az sayıdaki aydın topluluğuna hitap eden “Salon Edebiyatı” oluşturulmuştur.

*Olay kahramanları aydın kesimden seçilmiştir.

*Hikâye ve romanlarda olaylar İstanbul’da, saray ve konak çevrelerinde geçmektedir.

*“Sanat, sanat içindir.” ilkesine bağlı kalmışlardır.

*Siyasi ortam nedeniyle sosyal sorunlara eğilememişlerdir.

*Tanzimat dönemimdeki kanun, hak, adalet gibi kavramlar bu dönemde terk edilmiştir.

*Toplumdan uzak, içe kapanık ve karamsar bir edebiyattır.

*Hep uzak ülkelere gitme hayaliyle yaşamışlardır. (Yeşil Yurt - Manisa - Yeni Zelanda)

*Bireysel konulara ağırlık vermişlerdir. (Aşk, doğa, karamsarlık, şahsi hayaller, melankoli …)

*Sadece Tevfik Fikret sosyal konular işlemiştir.

*Eserlerde okuru eğitme tutumundan vazgeçilir.

*Fransız cümle yapısı Türkçeye uyarlanmaya çalışılmış; yapıtlarda devrik ve eksiltili cümlelere yer verilmiştir.

*Nazım (şiir), nesre (düzyazı) yaklaştırılmıştır.  

*Nazımda (şiirde), parnasizm, sembolizm; nesirde (düzyazıda), realizm, natüralizm akımlarını benimsemişlerdir.

*Siyasi basılar nedeniyle tiyatrodan uzak durmuşlardır.

*Yazılan oyunlarda konuşma diline yaklaşma çabası göze çarpar.

*Sanatçılar gazeteden ziyade dergilerde kendilerini göstermişlerdir.

*Tanzimatçılar her türde eser vermişken Servet-i Fünuncular genellikle bir türde yoğunlaşma ve iyi eser verme fikrini benimsemişlerdir.

*Şiirde, anlamdan daha çok anlatıma önem vermişlerdir.  

*Şiirin konusunu genişletmişlerdir.

*Divan edebiyatını –aruz ölçüsü dışında– reddetmişlerdir.

*Büyük oranda aruz kullanılmıştır.

*Bir şiirde birden fazla kalıp kullanılabilmiştir.

*Aruz, Türkçeye başarıyla uygulanmıştır.

*Hece ölçüsü, Tevfik Fikret tarafından “Şermin” adlı eserinde kullanılmıştır.

*“Sanatkârâne üslup” oluşturma kaygısıyla oldukça ağır bir dil kullanılmıştır.  

*Ses, musiki, söyleyiş ve şekil özelliklerinin üzerinde durulmuştur.

*Kimsenin kullanmadığı Arapça, Farsça yeni kelimeler ve ilginç terkipler kullanılmıştır.

*Beyit bütünlüğü yerine, konu bütünlüğüne önem verilmiştir.

*Parça güzelliği yerine, bütün güzelliği temel alınmıştır.

*Cümle, dize veya beyitte tamamlanmayıp özgürlüğe kavuşturulmuştur.

*Şiirlerini “kafiye kulak içindir” anlayışıyla yazmışlardır.

*Duygu ve hayal unsurlarını gerçeklere tercih etmişlerdir.

*Resim altı şiir yazma yaygınlaşmıştır. (Pitoresk)

SERVET-İ FÜNUN (EDEBİYAT-I CEDİDE) SANATÇILARI:
TEVFİK FİKRET, CENAP ŞAHABETTİN, HALİT ZİYA UŞAKLIGİL, MEHMET RAUF,  HÜSEYİN CAHİT YALÇIN, SÜLEYMAN NAZİF (İbrahim Cehdi), AHMED HİKMET MÜFTÜOĞLU,  CELÂL SAHİR EROZAN, HÜSEYİN SUAT YALÇIN, HÜSEYİN SÎRET ÖZSEVER, SAFVETÎ ZİYA, ALİ EKREM BOLAYIR, FAİK ÂLİ OZANSOY, AHMET ŞUAYİP, AHMET İHSAN TOKGÖZ, SAFVET NEZİHİ, AHMET REŞİT REY, İSMAİL SAFA, SÜLEYMAN NESİB

-----------------------------------------


SERVET-İ FÜNUN (EDEBİYAT-I CEDİDE) ŞİİRİ:

*Sadece aruzu hemen hiçbir ârızasız (imâle vb.) bir şekilde kullanmışlardır.

*Aruzu Türkçeye uydurmaya çalışmışlardır.

*Bir şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanılabilmiştir.

*Sadece Tevfik Fikret "Şermin" adlı eserini hece ölçüsüyle yazmıştır.

*Şiirde musikiye ve biçimsel güzelliğe çok önem verilir.  

*Divan nazım şekilleri tamamen terkedilmiş gibidir.  

*Sone, balad, terza-rima, triyole gibi Batı kaynaklı nazım biçimlerini ve kural dışı nazım şekillerini denemişlerdir.

*Serbest müstezat biçimi sıklıkla kullanılmıştır.

*Müstezatın kuralsız kullanılışlarla serbest şiire yol açması, devirin önemli yeniliklerindendir.

*Aliterasyon veya asonans ile ahenk sağlanması; şiirde cümle yapısının beyitten ayrılarak mısralara yayılması (anjambman) Servet-i Fünûn şairleriyle başlar.  

*Beyitin cümle üzerindeki egemenliğine son verilir. Cümle istediği yerde bitebilir.

*Dize ve bent ön plana çıkmıştır.

*Şiir bütünlüğüne önem verilmiştir.

*Parça güzelliği yerine bütün güzelliği benimsenmiştir.

*Arapça ve Farsçadan dile yerleşmemiş sözcükleri kullanmayı bir hüner olarak görmüşlerdir.

*O güne kadar kullanılmamış tamlamalara yer vermişlerdir.

*Şiir dili neredeyse divan edebiyatındaki gibi ağırdır.

*Kulak için kafiye anlayışı benimsenmiştir.

*Şiirin muhtevasında derinlik yoktur.

*“Her şey şiirin konusu olabilir.” görüşünü benimsemişler; fakat dönemin siyasal baskıları nedeniyle aşk, doğa, aile hayatı ve gündelik yaşamın basit konularıaşırı bir hassasiyetle işlemişlerdir.

*Şiirlerde gerçeklerden kaçış, içe kapanış söz konusudur.

*Şiirlerdeki “hastalıklı” durum nedeniyle servet-i fünuncular “verem edebiyatı” yapmakla itham edilmişlerdir.

*Sadece Tevfik Fikret, sosyal konulu şiirler yazmıştır.

*Şiirde noktalama işaretleri ilk defa Tevfik Fikret tarafından kullanılmıştır.

*İlk mensur şiir örnekleri ortaya konmuştur. (Halit Ziya)

*Şiir düzyazıya yaklaştırılmıştır.

*Parnasizm akımı Servet-i Fünun şiirine hâkimdir.

*Sembolizm ve romantizm akımlarının etkileri de görülür.

*Şiirde üç değişik “biçim anlayışı” vardır:
a) Batı’dan aldıkları sone, terza-rima, triyole.
b) Divan edebiyatından alıp, türlü değişikliklerle kullandıkları müstezat (serbest müstezat).
c) Bütünüyle kendi oluşturdukları biçimler.

*Anjambman: Anlamın bir dizede tamamlanmayıp sonraki dizelere aktarılmasıdır.

-----------------------------------------


SERVET-İ FÜNUN (EDEBİYAT-I CEDİDE) HİKÂYE ve ROMANI:

*Roman ve hikâyede teknik açısından Batı seviyesine Servet-i Fünun Döneminde ulaşılmıştır.

*Batılı anlamda ilk roman örnekleri bu dönemde görülür.

*Modern Türk romanının temelleri atılmıştır.

*Gereksiz betimleme ve bilgilerle konu akışı kesilmemiştir.

*Ruh tahlillerine, edebî bir dil kullanmaya önem verme, şuurlu olarak roman tekniğine yönelme, Halit Ziya ve Mehmed Rauf’un romanlarıyla başlamıştır.  

*Fransız edebiyatından realist ve natüralist romancılar takip edilmiştir.

*Eserlerde realizm ve natüralizmin etkisi görülür.

*Roman tekniği, dil ve tasvirlerde realist olan Servet-i Fünûn yazarları kahramanlarını çok defa romantik, gerçek hayatı tanımayan, hislerine mağlûp insanlardan seçmişlerdir.
*Çevre-insan ilişkileri, biyolojik veraset problemleri başarıyla işlenmiştir.

*Hemen hemen bütün sanatçılarda hayal-gerçek çatışması vardır.

*Roman ve hikâyede bireysel konular işlenmiştir: Hayal kırıklıkları, üzüntü, sonu gelmeyen aşklar, yasak aşk, aile içi çatışmalar vb.

*Devrin önemli bir yeniliği, roman ve hikâye türlerinin birbirinden kesin olarak ayrılması ve küçük hikâye türünün yaygınlık kazanmasıdır.

*Edebiyât-ı Cedîdeciler’in gerçeklerden kaçıp hayale sığınmaları eserlerinde de ortaya çıkar.  

*Önce Yeni Zelanda’ya, daha sonra Manisa’da bir çiftliğe çekilip Robenson yaşayışına özendikleri bilinmektedir.

*Tasvir ve tahlillerde gerçekçi olmuşlardır.

*Gözlemlere ve nesnel betimlemelere yer verilir.

*Çevre betimlemelerinde ayrıntılara girilmiştir.

*Eserlerde, yanlış Batılılaşma ve doğru Batılılaşma örnekleri sergilenmiştir.

*Realizm etkisiyle sanatçılar eserlerinde kişiliklerini gizlemiştir.

*Kahramanların psikolojileri üzerinde durulmuştur.

*Sanatkârane üslup anlaşılmayı zorlaştırmıştır.

*Fransız edebiyatının etkisiyle devrik ve eksiltili cümleler kullanılmış; ögelerin diziliş sırası değiştirilmiştir.

*Dil genelde ağır ve sanatlıdır. Hikâyeler, romanlara göre daha sadedir.

*Romanlarda İstanbul dışına çıkılmazken hikâyelerde olaylar İstanbul dışında da geçmektedir.

*Romanlardaki kahramanlar, aydın çevreden ve zengin tiplerden seçilmiştir.

*Kadın kahramanlar da önem kazanmaya başlamıştır.

*Hikâyelerde -genellikle- sıradan olaylara ve kişilere yer verilmiştir.

*Hikâyelerde Maupassant tarzı (olay hikâyesi) hâkimdir.

*Bu dönemin en başarılı romancısı olarak Halit Ziya Uşaklıgil kabul edilebilir. (Aşk-ı Memnu, Mai ve Siyah)

*Mehmet Rauf, romanlarında bireylerin iç dünyasını, romantik aşkları konu edinmiş; bireylerin psikolojisini başarıyla yansıtmıştır.

-----------------------------------------


SERVET-İ FÜNUN (EDEBİYAT-I CEDİDE) TİYATROSU:

*Baskı ve sansür nedeniyle tiyatro türüyle fazla ilgilenilmemiştir.  

*Ahmet Mithat’ın "Çerkes Özdenleri" adlı piyesin oynanması nedeniyle de Gedik Paşa Tiyatrosu yıktırılmıştır.

*Sanat ve fikir değeri taşıyan eserlerin oynanmasına izin verilmemesi üzerine Türk sahnelerini tuluat kumpanyaları ve melodramlar kaplamıştır.

*Abdülhak Hamit’inokumak için oyun yazma” anlayışından etkilenmişlerdir.

*Tanzimat devrinin denemelerine göre, anlayış bakımından olduğu kadar, teknik bakımından da gelişmenin varlığı açıktır. Fakat teknik yönden mükemmel eserler ortaya konmamıştır.

*Tiyatrolar "evlenme, boşanma, kadının medeni hakları" gibi temalar etrafında dönmüştür.
       
*Servet-i Fünuncular arasında tiyatro ile en çok ilgilenen ve başarıya en çok ulaşan Hüseyin Suat'tır.

*Edebiyat-ı Cedide'ciler içinde, Hüseyin Suat'tan sonra, tiyatro ile en çok uğraşan Mehmet Rauf'tur.

*Cenap Şahabettin de, iki piyesi ile Servet-i Fünun’un tiyatro yazarları arasına katılmıştır.  

-----------------------------------------


SERVET-İ FÜNUN’DA (EDEBİYAT-I CEDİDE’DE) TENKİD ÇALIŞMALARI:

*Bu dönemde edebî tenkit büyük gelişme gösterir.

*Eleştiri, -daha çok- başkalarına cevap verme ya da Servet-i Fünun’un görüşlerini savunma biçiminde gelişir.

*Kültür temelini Batı’dan, özellikle Fransız edebiyatından alan bu devir tenkidinin en önemli şahsiyeti Ahmed Şuayb’dır.

*Ahmet Şuayp, bir edebiyat eserinin psikoloji ve sosyolojinin verilerine dayanılarak eleştirilmesi gerektiğini söyler.

*O, eleştirilerinde nesnel olmaya çalışır; eserlerin kusurlu ve güzel yönlerini bir arada gösterir.

*Başta Cenab Şahabeddin ve Halit Ziya olmak üzere diğer Edebiyât-ı Cedîde yazarlarının çoğunun da zengin tenkit yazıları vardır.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön