AYT EDEBİYAT DERS NOTLARI-15 - TYT TÜRÇE - AYT EDEBİYAT ( YKS ) / SONER HOCA

İçeriğe git

Ana menü:

AYT EDEBİYAT DERS NOTLARI-15


AYT EDEBİYAT DERS NOTLARI-15


DİVAN EDEBİYATI ve DİVAN EDEBİYATINDA NAZIM:

*Özellikle medreseden yetişen aydın kişilerin, Arap ve Fars (İran) edebiyatlarını örnek alarak oluşturdukları edebiyattır.

*Divan edebiyatına "Yüksek Zümre Edebiyatı (Havas Edebiyatı)", "Klasik Türk edebiyatı", “Eski Türk Edebiyatı”, “Osmanlı Türk Edebiyatı”, ”Saray Edebiyatı”  gibi isimler verilir.  

*13. yy.da başlamış, 16 ve 17. yy.larda gelişmiş ve 19.yy.a kadar devam etmiştir.

*Ayetler, hadisler, İslami bilimler, İslam tarihi, tasavvuf, İran ve Arap mitolojisi, peygamber kıssaları, evliya hikâyeleri, tarihi kişiler ve olaylar bu edebiyatın kaynaklarını oluşturur.

*Divan edebiyatı şiir ağırlıklı bir edebiyattır.  

*İnsanın iç dünyasına yönelik, soyut ve kitabi bir edebiyattır.  

*Bu şiirlerde soyut ögeler; hayalî güzeller ağır basmıştır.

*Toplum için sanat değil; sanat için sanat anlayışı egemendir.

*Dil süslü, sanatlı ve ağır bir dil kullanılmıştır.

*Bu şiir geleneğindeki şairlerin hemen hepsi, eğitimli kişilerdir.

*Şiirde konu bütünlüğü aranmaz. Beyit bütünlüğü esastır.

*Genelde her beyit ayrı bir konuyu işler. (Mesnevi istisna)

*Bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilmiştir.

*Konudan çok konunun işleniş biçimi; anlamdan çok söyleyiş önemlidir.

*Divan şiiri kuralcı ve biçimci bir şiir geleneğidir.

*Nazım birimi olarak beyit ve bent tercih edilmiş; beyte göre az da olsa dörtlük kullanılmıştır.

*Şiirde aruz ölçüsü kullanılmıştır.  

*Tüm şairlerin kullandığı mazmunlar (klişeleşmiş, kalıplaşmış sözler) kullanılır.  

*“Kafiye göz içindir.” anlayışı hâkimdir. Genellikle tam ve zengin kafiye kullanılır.

*Konular: Aşk (genellikle ilahi aşk), tabiat, sevgilinin güzellikleri, kadercilik, tasavvuf

*Konu bütünlüğü olmadığı için şiirlere başlık konulmaz.  

*Şairler, mahlaslarını son beyitte söylemişlerdir.  

*Divan şiirinde, Arapça, Farsça, Türkçeden oluşan Osmanlı Türkçesi kullanılmıştır.

*Bu şiir geleneğinin ilk temsilcisi 13. yüzyıl şairlerinden Hoca Dehhânî'dir.

*Kutadgu Bilig, divan edebiyatının ilk ürünü sayılabilir.

-----------------------------------------

DİVAN EDEBİYATI NAZMIYLA İLGİLİ DİĞER KAVRAMLAR:

*Divan: Divan edebiyatı şairlerinin eserlerini topladıkları antolojik eser. Tam bir divanda sırasıyla, kaside (tevhid, münacat, na't, medhiye), tarih, musammat, gazel bölümleri yer alır. En sonda da lugazlar, muammalar, müfredler, azadeler bulunur.  

-----------------------------------------


*Divançe: Divançe, küçük divan anlamındadır. Ama bir divançede bölümlerden en az biri eksik olur.  


-----------------------------------------


*Hamse: Şairin beş mesnevisinin bir araya gelmesi ile oluşan yapıttır. Hamse kelimesinin edebiyatta beş mesneviden oluşan eserler birliği anlamında bir terim haline gelmesi Genceli Nizami ile ortaya çıkmıştır.

-İslam Edebiyatının ilk hamse yazarı Nizami Gencevi (Genceli Nizami)’dir. (12. Yüzyıl)   

-Türk edebiyatında ilk hamse sahibi şair Çağatay sahasından Ali Şir Nevai’dir. (15. Yüzyıl)

-Anadolu sahasında ise ilk hamse sahibi şairler Hamdullah Hamdi ve Behişti olmuştur.

-Nergisi hamseye düzyazıyı sokan ilk yazardır.


-----------------------------------------


*Kıssa: Öğüt verici ve öğretici; öykü, menkıbe türü eserlere verilen addır.


-----------------------------------------


*Lugaz: Herhangi bir nesnenin ya da varlığın özellikleri anlatılarak yazılan manzum bilmecelerdir.


-----------------------------------------


*Mazmun: Belli bir kavramı düşündürüp çağrıştıran, genellikle açık istiare ve telmih sanatlarından yararlanılarak oluşturulan klişeleşmiş (kalıplaşmış) kelimedir.
-Mazmun, modern şiirdeki imgenin divan şiirindeki karşılığı olarak da düşünülebilir.
-Divan şiirindeki mazmunların çoğu sevgililerin özelliklerini anlatmak için kullanılmıştır.

*Mazmunlar ve Karşıladığı, Çağrıştırdığı Anlam:
Yay, Keman > Sevgilinin kaşları
Kılıç > Sevgilinin gamzesi, yan bakışı
Ok > Sevgilinin kirpikleri
Gonca > Sevgilinin ağzı
Lâl ya da şeker > Sevgilinin dudağı
İnci > Sevgilinin dişleri
Servi > Sevgilinin boyu
Gül > Sevgilinin yüzü
Mum > Maşuk (Âşık olunan, sevgili)


-----------------------------------------


*Nazire: Divan edebiyatında bir şairin bir şiirine, başka bir şair tarafından aynı ölçü, uyak ve redifle yazdığı “benzer şiirler”e nazire denir. Nazire şaka veya alay amacıyla yazıldıysa buna “tehzil” denir.
(Bağdatlı Ruhi, Nefi, Süruri, Ziya Paşa, Şair Eşref)


-----------------------------------------


*Musarra: Mısraları birbiri ile kafiyeli olan beyitlerdir.  


-----------------------------------------


DİVAN EDEBİYATINDA AKIMLAR:

SEBK-İ HİNDÎ (HİNT TARZI):

*Hindistan'a kaçan İranlı şairlerin buradaki özgür ortamın ve Hint edebiyatının etkisiyle oluşturdukları edebî anlayışa "Sebk-i Hindî" denir.

*Anlam derinliği, kapalılık, hayal, mübalağa, karmaşık mazmunlar ve alışılmamış benzetmeler şiirlerde yer almıştır.

*Şiir bütünüyle zihinsel bir çalışmanın ürünü yapılmıştır. (hayal gücü)

*Yeni mecazlar bulmak, her mısra için bir iç musiki ve söz ahengi oluşturmak, şairin en önemli özelliği olarak görülüyordu.

*Soyut, güç anlaşılır, ağır bir dil kullanılmıştır.

*17. yüzyılda Nef’î, Nailî, Neşâtî; 18. yüzyılda Şeyh Galip bu akımdan etkilenmişlerdir.

*Bu akım, 19. yüzyıl sonlarında Fransa'da görülen Sembolizm akımını andırmaktadır.  


-----------------------------------------


HİKEMİ (HAKİMANE) ŞİİR:

*Düşünceye ağırlık veren, okura yol gösteren didaktik ve hikmetli şiirlerdir.

*Özelliğini daha çok yol gösterici, düzeltici, eğitici konulara yer vermesinden alır.

*Anlatım kısa ve özlüdür. Söz sanatlarından uzaktır.

*Atasözlerine, deyimlere, halk söyleyişlerine hikemi şiir dilinde sık rastlanır.

*Akım olarak ortaya çıkması 17. yy’da olmuştur.

*Hikemi şiir akımının edebiyatımızdaki öncüsü ve en güçlü temsilcisi Nabi'dir.  

*18. Yy. divan şairlerinden Koca Ragıp Paşa, Seyyid Vehbi’de ve daha sonra Ziya Paşa ile Namık Kemal'in bazı eserlerinde bu akımın etkileri görülür.


-----------------------------------------


TÜRKÎ-İ BASİT (BASİT TÜRKÇE):

*Biçimde yerliliğe yönelme ve yalnızca Türkçe kelimelerle şiir yazma amaçlanmıştır.

*Biçim ve özde yenilik yapmak istemişlerdir.

*Edebiyat dilinin Türkçeden iyice uzaklaşmasına tepki olarak doğmuştur.

*Söyleyişte mazmunlar yerine, halk dilindeki mecazları, deyimleri, atasözlerini kullanmaya çalışmışlardır.

*16. yüzyılda ortaya çıkan bu anlayış, Tatavlalı Mahremî, Edirneli Nazmî, Aydınlı Visâlî gibi edebî yönleri çok da kuvvetli olmayan şairler tarafından benimsenmiş, devrin önemli şairleri tarafından benimsenmediği için yaygınlık kazanamamıştır.

*Mahallileşme akımının öncüsü olmuştur.


-----------------------------------------


MAHALLİLEŞME (YERLİLEŞME):

*Arap ve İran edebiyatlarından gelme ortak mazmun ve temalarla, yerli söyleyiş ve hayallerin gerçek hayat sahneleriyle harmanlanması esasına dayalı şiir anlayışıdır.

*Yerlileşme; şuurlu ve düzenli bir akım değildir. Yüzyıllar geçip şairlerimiz İstanbul'a ısındıkça, kendiliğinden oluşmuştur.

*Türk-i Basit akımının devamı niteliğindedir.

*Şiirde, İstanbul ağzına ve İstanbul halkının yaşayışına yaklaşma amaç edinilmiştir.

*Mahalli unsurlar (halk tabirleri, atasözleri ve deyimler), somutlaşma, günlük ve sıradan olaylar içeriklerde yer almaya başlamıştır.

*15. yüzyılın sonlarına doğru Necâtî'nin, şiirlerinde deyim, atasözü ve yerel söyleyişleri başarıyla kullanıp anlaşılır bir Türkçeyle şiir yazmasıyla başlayan, 16. yüzyılda Bâkî, 17. yüzyılda Şeyhülislâm Yahyâ ile mükemmelleşen “mahallileşme”nin 18. yüzyıldaki en büyük temsilcisi Nedîm'dir.

*19. yüzyılda Enderunlu Vâsıf bu akımı genişletmiştir.


-----------------------------------------


TASAVVUF:

*Hem bir felsefe, hem inanç sistemi, hem de yaşayış tarzı olan tasavvuf, 13. yüzyıldan itibaren Divan ve Halk edebiyatlarının temel doğuş kaynaklarından olmuştur.

*Getirdiği inanç sistemi, felsefî dayanak, kavram, mazmun ve terimler bolluğu göz önüne alınırsa tasavvufun, Türk sanat ve edebiyatında hakikî büyük ve sürekli, belki de biricik edebiyat akımı olduğu söylenebilir.

*Divan edebiyatında, Sultan Veled, Gülşehri, Âşık Paşa, Fuzuli, Nesimi, Kadı Burhanettin, Şeyh Galip bu akımdan etkilenenlerin başında gelir.


-----------------------------------------


EK BİLGİ:   ENCÜMEN-İ ŞUARA:

*XIX. yüzyılın ikinci yarısında, hemen yenileşmenin başında, klasik zevki sürdüren şairler bu meclisi oluşturmuştur.

*Hersekli Arif Hikmet’in Aksaray’daki evinde her Salı günü toplanan encümenin amacı şiir yazmak isteyen gençlere yardımcı olmaktır.

*Şiir zevki itibariyle Sebk-i Hindi ekolünü takip etmişlerdir, yeni bir tarz ortaya koyamamışlardır.

*Şiirlerine başlık koymuşlar, nazireciliğe önem vermişlerdir.

*Ortak şiirler kaleme almışlardır.

*Bu topluluk bazı nedenlerden dolayı kısa sürede dağılmıştır.  

*Temsilcileri: Leskofçalı Galip Bey, Osman Şems Efendi, Yenişehirli Avni, Mustafa İzzet Efendi, Hersekli Arif Hikmet Bey, Kazım Paşa, Mehmet Lebib Efendi, İbrahim Halet Bey, Üsküdarlı Hakkı Bey, Recaizade Celal Bey, Salih Faik Bey, Memduh Faik Bey, İrfan Paşa, Mustafa Refik Bey, Salih Naili Efendi, Ziya Paşa ve Namık Kemal


-----------------------------------------


DİVAN EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ:
GAZEL:

*Aşk, ayrılık, hasret, ölüm, tabiat gibi lirik konuların işlendiği şiir türüdür.  

*Türk edebiyatına İran edebiyatından girmiştir.

*Divan edebiyatında en çok kullanılan nazım şeklidir.

*Konu bakımından halk edebiyatındaki koşmaya, İslamiyet öncesi Türk şiirindeki koşuklara benzer.

*Nazım birimi beyittir. Beyit sayısı 5-15 beyit arasındadır.  

*İlk beytine matla, son beytine makta denir.  

*İlk beyitten sonraki beyte "hüsn-i matla" (ilk beyitten güzel olması gerekir), son beyitten öncekine "hüsn-ü makta" (son beyitten güzel olması gerekir) denir.

*En güzel beyte beytül gazel (şah beyit) denir.  

*Son beyitte (maktada) şairin mahlası (takma adı) yer alır.  

*Gazelin bütün beyitlerinde aynı konu işleniyorsa (anlam birliği) buna yek-ahenk gazel denir.  

*Bütün beyitleri aynı güzelliğe sahip olan gazellere yek-avaz gazel denir.  

*Kafiye şeması  aa, ba, ca, da, ea şeklindedir.  

*Gazelleri makamla okuyan kişilere "gazelhan", gazel yazan usta şairlere ise "gazelsera" adı verilir.

*Gazellerin isimlendirilmeleri rediflerine göre ya da ilk mısralarına göre olur.  

*Aşka ilişkin acı, mutluluk gibi içli duyguların dile getirildiği gazellere “âşıkane”; içki, yaşama boş verme, yaşamdan zevk alma gibi konularda yazılanlara “rindane” denir.

*Âşıkaneye en iyi örnek Fuzûlî’nin gazelleri, rindaneye en iyi örnek ise Bâki’nin gazelleridir.

*Fuzûlî, Bâki, Naili, Nedim, Şeyhülislam Yahya gazelin tanınmış şairleridir.

*Musammat Gazel: Dizelerin sonlarındaki uyaklarından başka dizelerin ortalarında da uyak varsa böyle gazellere “musammat gazel” denir.


-----------------------------------------


KASİDE:

*Kasideler, birini övmek ve yermek amacıyla yazılan şiirlerdir.  

*İlk beytine matla, son beytine makta denir.

*Mahlasın bulunduğu beyte taç beyit; en güzel beyte beytü‘l kasid denir.  

*Kaside en az 33, en çok 99 beyitten oluşur. Beyit sayısı 33’den az olan kasideler de vardır.

*Kafiye şeması aa, ba, ca, da, ea şeklindedir.

*Bu türün en meşhur ismi Nef’i dir. (Baki, Fuzuli, Ahmet Paşa, Nedim)
>Kasidenin Bölümleri:

1-)Nesib (Teşbib):  Kasidenin başlangıç (tasvir) bölümüdür. Bahar mevsimi, kış manzaraları betimlenir ya da Kurban ve Ramazan bayramı anlatılır.  
2-)Girizgâh: Şair yazdığı şiiri; sevdiği, saygı duyduğu zamanın büyüklerinden birine sunacak ve onu övecektir. Ancak tasvir ve aşk terennümlerinden bu övme bölümüne geçebilmek için uygun söz düşürmek zorundadır. İşte girizgâh beyitleri bu gaye ile söylenir.
3-)Methiye: Asıl anlatılmak, övülmek istenen kişi için ne denecekse bu bölümde denir.
4-)Tegazzül: Kasidenin içinde, aynı ölçü ve uyakla yazılan gazel bölümüdür. Bu bölümde tabiat güzellikleri karşısında hissedilen duygular dile getirilir; aşk ve coşkunluk ifadeleri yer alır. Tegazzül bölümü bir bakıma matlasız ve maktasız bir gazeldir.
5-)Fahriye bölümü: Şairin kendini övdüğü ve diğer şairlerle karşılaştırdığı bölümdür.  
6-)Dua bölümü: Şair övdüğü kişinin başarılarının devamı ve ömrünün uzun olması için dualar eder.  


>Kasideler, Konularına Göre Değişik Adlar Alır:

Tevhit: Allah’ın birliğini anlatan kasidelerdir.
Münacat: Allah’a yalvarmak, dua etmek amacıyla yazılan kasidelerdir.
Naat: Peygamberimizi övmek için yazılan kasidelerdir.  
Methiye: Devrin ileri gelenlerini, devlet büyüklerini övmek için yazılan kasidelerdir.
Hicviye: Eleştirmek ve alaya almak için yazılan kasidelerdir. (Taşlama/Satirik)
Mersiye: Ölümden duyulan üzüntünün anlatıldığı kasidelerdir. (ağıt/sagu)
Şehrengiz: Bir şehrin güzelliklerini anlatan kasidelerdir.  
Cülûsiye: Padişahın tahta geçişine sevinen kişiler için yazılan kasidelerdir.
Fahriye: Şairlerin kendilerini övmek için yazdıkları şiirlere denir.
Miraciye: Hz. Muhammed’in miraç mucizesini konu alır.  
Hilye: Hz. Muhammed ve dört halifenin fiziki ve ruhi özelliklerini konu alır.

*Not: Kasideler "nesib" bölümünde işlenen konulara ve rediflerine göre de adlandırılır.   
Kaside-i Ramazaniye, Kaside-i Iydiyye, Kaside-i Şitaiye, Kaside-i Dariye; Su kasidesi(Fuzuli) vb.


-----------------------------------------


MESNEVİLER:

*Her beytinin dizeleri kendi arasında uyaklı, aruzun genellikle kısa kalıplarıyla yazılan nazım biçimine ve bu biçimde yazılmış yapıtlara denir.

*Yazımı kolay olduğu için uzun hikâyeler mesnevi şeklinde yazılmıştır.

*Mesnevilerde savaş, aşk, tarihi olaylar, din ve tasavvuf, şehrin güzellikleri, mizah anlatılır.   

*Mesneviler divan edebiyatında, günümüzdeki roman ve hikâyenin yerini tutuyordu.  

*Masala ve destana yaklaşan özellikleri de vardır.

*Beyit sayısı sınırsızdır.  (aa, bb, cc, dd...)  

*Mesnevilerde konu birliği esastır. Beyitler arasında konu birliği vardır.

*İran edebiyatında ortaya çıkmıştır.

*Türk Edebiyatında bilinen ilk mesnevi Kutadgu Bilig’dir.

*Beş mesnevinin bir araya gelmesiyle “hamse” oluşur.  
*Bir mesnevide genellikle şu bölümler bulunur:

Besmele

Dibâce: Mesnevinin önsözüdür. Manzum veya mensur olabilir.

Tevhid: Allah'ın birliği ve bütünlüğü anlatılır.

Münacaat: Allah'a yalvarış ve yakarışlarda bulunulur.

Naat: Hz. Muhammed övülür.

Miraciye: Miraç olayı anlatılır.

Medh-i Çihar-yâr-i Güzîn: Genellikle dört halife övülür. Devrin büyükleri de övülebilir.

Medhiye: Yapıtın sunulacağı kişiye övgüler bulunur.

Sebeb-i Telif: Mesnevinin yazılış nedeni belirtilir.

Âğâz-ı Dâstan: Mesnevinin asıl konusunun bulunduğu bölümdür.

Hatime: Mesnevinin bittiğini belirten bölümdür.

*Mesneviler konularına göre şöyle sınıflandırılabilir:

-Destanlar, savaş ve kahramanlık konularını işleyen mesneviler:  
İskendername (Ahmedi)
Şehname (Firdevsi)

-Aşk:  
Vamık u Azra, Hüsrev ü Şirin (Şeyhi)
Leyla ve Mecnun (Fuzûlî)
Cemşid ü Hurşid (Ahmedi)

-Dini ve tasavvufi konulu mesneviler:  
Vesiletü'n-Necat / Mevlid (Süleyman Çelebi)  
Hüsn ü Aşk (Şeyh Galib)
Garipname (Âşık Paşa)

-Ahlaki konulu didaktik mesneviler:  
Hayriyye, Hayrabad (Nabi)
Kutadgu Bilig (Yusuf Has Hacib)
Risaletü’n Nushiye (Yunus Emre)

-Şehirleri anlatan mesneviler:  
Şehrengiz-i Bursa (Lamiî)
Hubanname (Enderunlu Fazıl)

-Eğlence ve düğünleri anlatan mesneviler:  
Surname (Vehbi)

-Mizahi ya da eleştirel mesneviler:  
Harname (Şeyhi)  


YÜZYILLARA GÖRE MESNEVİLER:

11. YÜZYIL
Kutadgu Bilig (Yusuf Has Hacip)

13. YÜZYIL
Mesnevi (Mevlana)
Riselatü'n-Nushiye (Yunus Emre)

14. YÜZYIL
İskendername, Cemşid u Hurşid, Tervihü'i-Ervah, Esrarname, Mirkatü'l-Edeb (Ahmedi)
Garipname (Âşık Paşa)
Menakıbü'l-Arifin (Eflaki)
Mantıku't-Tayr (Gülşehri)
Süheyl ü Nevbahar (Hoca Mesud)
Hurşidname (Şeyhoğlu Mustafa)
Yusuf u Züleyha, Destan-ı Sultan Mehmed (Şeyyad Hamza)

15. YÜZYIL
*Çengname (Ahmed-i Dai)
*Vesîletü'n Necât (Süleyman Çelebi)
*Hayret’ül Ebrar, Hikâye-i Behram u Gur, İskendername, Lisanü’t-Tayr (Ali Şir Nevai)
*Hüsrev ü Şirin, Harname (Şeyhi)
*Cemşid u Hurşid (Cem Sultan)
*Leyla ile Mecnun, Yusuf u Züleyha, Mevlid, Kıyafetname, Tuhfetü'l-Uşşak (Hamdullah Hamdi)
*Mesnevi-i Kebire-i Manevi (İbrahim Gülşenî)
*Muhammediye (Yazıcıoğlu Muhammed)

16. YÜZYIL
*Vamık u Azra, Şem ü Pervane, Bursa Şehrengizi (Lami)
*Beng ü Bade, Leyla vü Mecnun, Sohbetü’l-Esmar (Fuzûlî)
*Gencine-i Raz, Gülşen-i Envar, Kitab-ı Usul, Şah u Geda, Yusuf u Züleyha, Edirne Şehrengizi, İstanbul Şehrengizi (Taşlıcalı Yahya)
*Hilye (Hakani)
*Hüma ve Hümayun, Gül ü Bülbül (Kara Fazlı)
*Hevesname  (Cafer Çelebi)
*Edirne Şehrengizi (Mesihî)  
*Şem u Pervane, Ahmed u Mahmud, Edirne Şehrengizi (Zâti)

17. YÜZYIL
*Sakiname, Alemnüma, Sohbetü’l- Ebkar, Heft-Han, Hilyetü’l-Efkar, Nefhatü’l-Ezhar (Nev’izade Ata’i)
*Hayriye, Hayrabad, Surname (Nabi)
*Zafername, Berbername, Edhem ü Hüma, Derename (Sabit)
*Şah u Derviş (Beyanî)
*Hasb-ı hâl (Güftî)
*Edirne Şehrengizi (Neşatî)
*Teşrifatü'ş-Şuara (Edirneli Güfti)

18. YÜZYIL
*Hüsn ü Aşk (Şeyh Galip)
*Tuhfe ve Nuhbe, Lutfiyye (Sümbülzade Vehbi)
*Hubanname, Zenanname, Defter-i Aşk (Enderunlu Fazıl)

19. YÜZYIL
*Mihnet-i Keşan, Gülşen-i Aşk (Keçecizade İzzet Molla)
*Harabat Mukaddimesi (Ziya Paşa)


-----------------------------------------


KIT’A:

*Herhangi bir düşünce ya da duygu, en az iki beyitte anlatılır. Genelde tarih düşürme için kullanılır.

*Gazelden farklı olarak matla beyti (ilk beyit) yoktur.

*Kafiyelenişi xa,xa,xa...  

*Beyitler arasında anlam birliği bulunur.

*Daha çok felsefi ve toplumsal düşünceler anlatır.  

*Genelde mahlas yer almaz.

*Bu türün öncüleri Necati Bey, Fuzuli ve Baki’dir.


-----------------------------------------


MÜSTEZAT:

*Bir uzun, bir kısa dizeden oluşan nazım şeklidir.  

*Bir gazelin her dizesine, bir kısa dize eklenerek oluşturulur.

*Eklenen kısa dizelere “ziyade” denir.  

*Aruzun bir tek kalıbıyla yazılır.   
-Uzun mısralar (Mef’ulü / Mefailü / Mefailü / Feulün)  
-Kısa mısralar  (Mef’ulü/Feulün)   

*Kafiyelenişi gazel gibidir. Uzun ve kısa dizeler kendi aralarında kafiyelenir. (AaAa/BbAa/CcAa)

*Makta beyti yoktur.

*Gazelde işlenen konular işlenir.

*Tek ziyadeli müstezatlara "sade", çift ziyadeli olanlara ise "çift" adı verilir.


-----------------------------------------


RUBAİ:

*Dört dizeden oluşur.

*Aruzun özel kalıpları ile yazılır. Kendine özgü 24 kalıbı vardır. Her dizesi farklı kalıp olabilir.

*Kafiye düzeni aaxa şeklindedir. Dört dizesi birbiriyle kafiyeli (aaaa) olanlara rubai-i musarra denir.

*Şarap; dünyanın nimetlerinden yararlanma; hayatın anlamı; felsefesi ve ölüm gibi konular işlenir.

*Fikir kısa ve özlü olarak söylenir. Asıl söylenmek istenen son mısrada söylenir.

*Genelde mahlas kullanılmaz.

*Bu türün en büyük şairi Ömer Hayyam’dır. (12. yy.)

*Anadolu’daki öncüsü Mevlana’dır. Azmizade Haleti (17.yy.) rubaiyi meslek haline getirmiştir.  Kadı Burhanettin, Nabi, Yahya Kemal, Arif Nihat Asya’nın rübaileri vardır.


-----------------------------------------


TUYUĞ:

*Dört dizeden oluşur.  

*Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.

*Kafiyelenişi rubai gibidir. (aaxa)(Bazen de aaaa)

*Genellikle lirik tarzda olan ve aaaa şeklinde kafiyelenen tuyuğlara musarra tuyuğ denir.  

*Cinaslı kafiye kullanılması ve aruzun yalnızca failatün/failatün/failün kalıbıyla yazılması yönüyle rubaiden ayrılır.

*Konu sınırlaması yoktur. Daha çok aşk, aşk acısı ve şarap konusu işlenmiştir.    

*Şekil ve konu bakımından maninin aynısıdır.  

*Tuyuğlar da maniler gibi bağımsız dörtlükler halinde yazılır.  

*Genelde mahlas kullanılmaz.

*İlk olarak 14. yüzyılda görülmeye başlamıştır.  

*Kadı Burhaneddin bu türün kurucusu sayılır.  

*Yine Seyyid Nesimi, Ali Şir Nevai, İvazpaşazade Ata’i, Sultan İskender Şirazi tuyuğ nazım biçiminde yazan şairlerdendir.  


-----------------------------------------


ŞARKI:

*Dörtlükle yazılan; günlük hayat, aşk, sevgi, eğlence, tabiat gibi konuları işleyen nazım biçimidir.  

*Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir. 17.yy.dan sonra yaygınlaşmıştır.  

*Halk deyişleri, günlük hayata ait söyleyişler kullanılır. Dili yalındır.

*Bestelenmek için, aruzun kısa kalıplarıyla yazılır.

*Dörtlük sayısı 3-5 arasındadır.  

*Birinci dörtlükte 2 ve 4, diğer dörtlüklerde 4. dize tekrarlanır. Bu dizelere “nakarat” denir.  

*Şarkıda üçüncü mısra “miyan” adını alır.

*Kafiye örgüsü aAaA, bbbA, cccA veya abab, cccb, dddb şeklindedir.  

*Son dörtlükte mahlas yer alır.

*Şekil bakımından “murabba”ya benzer. Kafiye bakımından “koşma”ya benzer.

*Divan edebiyatının ilk şarkı yazarı Naili'dir. Lale Devrinde ise en önemli temsilcisi ve ilk büyük ustası Nedim’dir. En çok şarkıyı Enderunlu Vasıf yazmıştır.  Yahya Kemal de bu türde güzel örnekler vermiştir.


-----------------------------------------


MURABBA:

*Kelime anlamı "dörtlük" demektir. Bent adı verilen dört dizelik kıt'alardan oluşan nazım şeklidir.

*İran edebiyatından edebiyatımıza geçmiştir.

*Her konuda murabba yazılabilir. (Felsefi konular, aşk, dini ve didaktik konular)

*Övgü, yergi, manzum mektup, mersiye yazılırken murabba nazım şekli daha çok kullanılmıştır.

*İlk dörtlük kendi arasında kafiyelidir. Diğer dörtlükler ise 4. dize, 1. dörtlük ile kafiyelidir.  
(aaaa, bbba, ccca)  

*Genellikle 3 ile 7 dörtlükten oluşur.

*Divan edebiyatında 15. yüzyılda Ahmed Paşa tarafından kullanılmıştır.  

*Tanzimat edebiyatında da Namık Kemal bu türün başarılı örneklerini vermiştir.  

*19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şarkı şeklinde bestelenen eserlerin büyük bir kısmı murabba tarzında yazılmıştır.

*Önemli murabba şairleri Aşki, Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman), Hayreti, Esrar Dede, Taşlıcalı Yahya Bey, Fuzuli sayılabilir.


-----------------------------------------


TERBİ (DÖRTLEME):

*Bir gazelin beyitlerinin başlarına, başka şair tarafından aynı ölçü ve uyakta ikişer dize eklenmesiyle oluşur.  

*Eklenen dizeler, gazelin beyitlerinin birinci dizelerine uyar.  

*Uyak düzeni: aaaa / bbba / ccca / ddda / eeea... şeklindedir.  

*Eklenen kısma zamîme denir.


-----------------------------------------


MUHAMMES:

*Her bendi beş dizeden oluşan bir nazım şeklidir.  

*Bend sayısı çoğunlukla 4-8 arası değişir.

*Çoğunlukla felsefi düşünceler, tasavvufi konular ele alınır. Konu sınırlaması yoktur.

*Her bent, kendi arasında kafiyelidir. Ancak beşinci mısralar aynen tekrar edilirse mütekerrir muhammes, kafiye bakımından uygunluk gösterirse müzdeviç muhammes denir.

*Uyak düzeni şöyledir:  aaaaa / bbbba / cccca / dddda / eeeea

*Fuzuli, Muhibbi, Şeyh Galip, İbrahim Hakkı ve Esrar Dede’nin muhammesleri vardır.

*Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman) 18 muhammesle bu şekli en çok kullanan şairlerdendir.


-----------------------------------------


TARDİYE:

*Muhammesin özel biçimidir.

*Muhammes, aruzun her kalıbıyla yazılır. Tardiye ise tek kalıpla yazılır.  

*Her bendin ilk dört dizesi kendi arasında kafiyelidir. (aaaab / ccccb / ddddb … )

*En güzel tardiyeleri Şeyh Galip yazmıştır.


-----------------------------------------


TAHMİS (BEŞLEME)

*Bir gazelin her iki dizesinin başına aynı ölçüde üç dize ekleyerek oluşturulan nazım biçimidir.  

*Başarılı bir tahmiste asıl beyit ile eklenen dizeler anlam bakımından kaynaşmış olmalıdır.  

*Başa eklenen üçer mısra gazelin matlası ile aynı kafiyede olur. Diğer beyitlere eklenen üçer mısra ise o beyitlerin ilk mısraları ile kafiyelidir.

*Uyak düzeni şöyledir:  aaaaa / bbbba / cccca / dddda / eeeea


-----------------------------------------


TAŞTİR

*Tahmisin değişik bir biçimidir.  

*Taştirde eklenen üç dize, beyitlerin iki dizesi arasına eklenir.  

*Uyak düzeni: aaaaa / bbbba / cccca / dddda ... şeklindedir.  

*Edebiyatımızda 18. yüzyıldan sonra örnekleri görülen taştir çok az kullanılan bir şekildir.


-----------------------------------------


MÜSEDDES:

*Altışar mısralık bentlerden meydana gelir.  

*Uyak düzeni: aaaaaa / bbbbba / ccccca …

*Son iki mısra aynen tekrar edilirse mütekerrir müseddes; tekrarlanmaz sadece kafiye yönünden benzerse müzdeviç müseddes denir.

*Her konuda yazılabilir.


-----------------------------------------


TESDİS (ALTILAMA)

*Gazelin beyitleri üstüne dörder dize eklenmesiyle oluşur.  

*Uyak düzeni: aaaaaa / bbbbba / ccccca / ddddda... şekindedir.


-----------------------------------------


TERKİB-İ BENT:

*Bentlerle kurulan bir nazım şeklidir.  

*Talihten, hayattan şikâyet; dini, tasavvufi ve felsefi düşünceler anlatır.  

*Her bent, 7 ile 10 arasında değişen sayıda beyitten oluşur.

*Bent sayısı 5 ile 15 arasında değişir.  

*Beyitler gazeldeki gibi kafiyelenir. (aa, ba, ca, da…)  

*Bentlere “hane”, haneleri birleştiren beyitlere “vasıta” denir.  

*Her bent arasında vasıta beyti bulunur.  

*Terkib-i bentlerde her bentten sonra vasıta beyti değişir ve kendi içinde kafiyelidir.

*Terkib-i bend’in her bendinde değişik konular işlenebilir.

*Son bentte mahlas söylenir.

*Terkib-i Bend’in en önemli ismi Bağdatlı Ruhi’dir.

*Necati Bey, Yahya Bey, Baki (Kanuni Mersiyesi), Neşati, Şeyh Galip (Esrar Dede Mersiyesi), Fuzuli bu nazım şekliyle şiirler yazmıştır.

*Tanzimat şairi Ziya Paşa da bu nazım şekliyle yazdığı şiirleri ile tanınır.


-----------------------------------------


TERCİ-İ BENT:

*Biçim ve uyak yönüyle Terkib-i Bende benzer.  

*Farkı şudur: Terkib-i Bentte değişen vasıta beyti Terci-i Bentte değişmez.  

*Vasıta beytinin aynen tekrarlanması bütün benlerde aynı konuyu işlemeyi zorunlu kılar.  

*Felsefi konular; Allah’ın kudreti, kâinatın sırları, tabiattaki zıtlıklar işlenen başlıca konulardır.

*Terci-i bent yazan şairler arasında, Yahya Bey, Enderunlu Fazıl, Nesimi, Şeyhi, Fuzuli, Baki, Nedim, Galip Dede, İzzet Molla gibi isimler yer alır.

*Ziya Paşa ve Şeyh Galip bu şekil ile şiir yazan önemli şairlerdendir.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön